PSİKOLOJİ

Çağın Sendromu: Parlayan Nesneler Sendromu

Educcon 2018’e katılan Milli Eğitim Bakanı Prof.Dr Ziya Selçuk’un Eğitim 4.0 ile ilgili yaptığı konuşmasında Parlayan Nesneler Sendromu (PNS) diye bir kavram bulunduğuna değinmişti.

“Bu çağ, Parlayan Nesneler Çağı. Yani sürekli bir şey parlatılıyor, sürekli bir şey moda haline getiriliyor ve dikkatimiz dağılıyor. Asla odaklanmamıza fırsat verilmiyor. Çocuklarda benim çok rahat gördüğüm ve telefon veya başka dijital araçlarla da Parlayan Nesneler Sendromunun giderek güçlendiği bir döneme doğru geliyoruz”

Bu ifadesinde en çok dikkatimizi çeken nokta, şüphesiz belki de ilk defa duyduğumuz Parlayan Nesneler Sendromuydu. Peki nedir çağımıza damgasını vurduğu düşünülen bu sendrom?

Genel anlamıyla Parlayan Nesneler Sendromu

“Sürekli bir şeyler parlatılıyor, sürekli bir şey moda haline getiriliyor.” ifadesi ile sendromun, ortaya çıkışındaki en büyük etken, ihtiyaçtan fazla üretim ve onu takip eden tüketim çılgınlığı. Bu tüketim hali, çağımız insanının hem talep ve istekleri doğrultusunda hem de parlatılana yönelmesi ile ortaya çıkan bir durum.

Ekranlar, reklamlar, sosyal medya, piyasa, çevre, moda bize en parlatılana sahip olmayı ya da en parlatılanı yapmayı dayatıyor. Sürekli bir şeylerin modası geliyor, geçiyor, eskiyor, değişiyor.

Dönemsel olarak parlayan bazı düşünce akımlarını benimsemek, sporlarını yapmak (plates son zamanların parlatılan sporu), parlatıldığı için yoga meditasyon yapıp, doğal organik beslenme alışkanlığı edinmek ve sonrasında bırakmak, en ‘’gözde’’ tatil yerlerine gitme isteği, sosyal medyada özel günlerde parlayan fotoğraflar ve altlarına yazılanlar ama arka planda durumun hiç de öyle olmaması…

CV’yi doldurup özgeçmişe ekleyebilmek adına sürekli konferanslara, çalıştaylara, seminerlere katılmak, sertifikalı eğitimlerin peşinden koşmak (sertifikalı değil ise katılmayı tercih etmemek) fakat eğitimleri içselleştirememek….

Ya da sürekli telefon, araba değiştirerek yeni çıkan ya da daha üst modellere sahip olma isteği duymak, moda trendleri, en tarz stiller gibi etiketler, sürekli değişen moda içeriği ile en iyisine, yenisine sahip olma düşüncesi…

Tüm bunlar insanların sahip oldukları ile mutlu olmaları yerine, sürekli farklı şeylere yönelmelerine neden olup, dikkatlerini dağıtıyor, zihinlerini meşgul edip odaklanamama sorununa neden oluyor.

Odaklanamama günümüz insanının yaşadığı en güncel, önemli sorunlardan birisi. Tam bir şeylere odaklanmış işlerimiz, hobilerimiz, ilgi alanlarımız ile meşgulken, birden zihnimizi dağıtan bir şeyler parlayarak karşımıza çıkıyor ve kendimizi birtakım araştırmalar içerisinde bulabiliyoruz.

Özellikle sosyal medya odaklanamama sorununu yaratan ve sürekli parlatılan şeyleri önümüze sunan mecra. Parlatılan şeyleri yapıp, parlatılan yerlerde bulunup, parlatılan şeylere sahip olduğumuz zaman kendimizi daha mı özel ve mutlu, huzurlu hissediyoruz acaba ? Ta ki yeni bir karşılaşmaya kadar.

Mesele gerçekte ne yapmayı, ne olmayı, nereye gitmeyi istediğimize karar verebilmek, ilgi, istek ve yeteneklerimizin farkına varıp, bu alanlara yönelerek derinleşmek, işin hakkını, emeğini verip, ehli olabilmek. 

Bir şeyler sürekli önümüze sunuluyor, yeterli hazza, doyuma ulaştıktan sonra eskitiliyor ve değişime uğruyor. Duygular, değerler de dahil olmak üzere her şeyi çarçabuk tüketiyoruz.

Bu noktada farkındalık oluşturmak istediğimiz nokta tüketimin sadece maddiyata indirgenebilecek bir olgu olmadığının bilincinde olmak.

Eğitsel yönüyle

Çocuklarımıza her türlü imkanı sağladığımızda her derste başarılı olmalarını ve her alanda beceri göstermelerini bekliyoruz. Çocuğun her derste başarılı olabildiğine tanık olabiliriz belki fakat her dersi severek başardığını söylemek çok da mümkün olmayabiliyor.

Çocuklarımızı sürekli parlayan bir alandan bir alana yönlendirmek yerine onların sevdikleri, istedikleri bir iki alanda yoğunlaşarak uzmanlaşmalarını beklemek daha sağlıklı olacaktır. Öteki türlü çocuğun kendi ilgi, yetenek ve isteklerini keşfetme yolculuğu bir türlü bitmeyecektir.

Problemin kilit noktası sürekli parlatılan şeylere odaklanmaktan, çocuğumuzun gerçekten neye ilgisi olduğunu göz ardı ediyoruz. Tercihimizi parlayan şeylere odaklanmaktan yana kullandığımız için, çocukların asıl parlatmaları gereken ilgilerini, isteklerini, yeteneklerini, çabalarını yok ediyoruz.

Eğitimi, çocukların ilgi ve yetenekleri doğrultusunda kendilerini gerçekleştirdikleri bir süreçtir. Çocuklar ancak kendi istek ve yetenekleri doğrultusunda yöneldikleri alanda kendilerini var ederek mutlu birer bireyler olabilirler.

Sürekli parlatılana yönelmekten ya da bir diğer mesele bir zamanlar kendimizin sahip olamadığı imkanları ya da yapamadığımız etkinlikleri kendi isteklerimiz doğrultusunda onlara dayatarak yapmalarını, sonucunda da başarılı ve mutlu olmalarını beklemeyelim.

Küçük küçük çukurlar yerine kuyu kazmamız gerekliliği çocuklarımızın istedikleri bir iki alana odaklanarak o alanda yoğunlaşıp, uzmanlaşmalarında vücut bulacaktır.

İlknur ÇETİNKAYA

Kaynakça

Educatin Conference 2018 Educatin 4.0 Studies, Editör Prof. Dr Mehmet Tekerek, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri.

Alpsoy, S. (2018).  Parlayan Nesneler Sendromu Nedir, Yetenek ve Eğitim.

Matematiksel

İlknur Çetinkaya

Nelson Mandela'nın sözleri ile ‘’Bir toplum, kendini en belirgin biçimde çocuklarına nasıl davrandığıyla ortaya koyar. Başarımız, her toplumun en kırılgan fertleri ve aynı zamanda en büyük zenginliği olan çocuklarımızın mutluluğu ve sağlığıyla ölçülmelidir’’. Çocuklarımızın yaşamdan, öğrenmekten keyif aldığı, öğrenmenin sınıfların dört duvarı arasına hapsedilmediği, çocuklarımızın özgür hissettiği, oyun oynayabildiği, çocukluklarını yaşayabildikleri, başarılarının sınavla ölçülmediği, her birinin başarıyı yetenekleri ve ilgi alanlarında tattığı, yüzlerinden gülümsemenin eksik olmadığı güzel yarınlara

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu