Sosyoloji

Bilgi Çağı Ve Toplumsal Hastalığımız: Zihinsel Atalet

Toplum olarak uzun yıllardır bir zihinsel atalet yaşamaktayız. Doğruyu yanlıştan ayırt etmek için hiçbir mücadele ve çaba göstermeden, nereden ve nasıl dizayn edildiği belli olmayan algılarımız ve ön yargılarımızla ani kararlar verip ya tastamam reddediyor ya da sorgusuz benimsiyoruz gelen bilgileri. Bu analizimizi birden çok örnekle destekleyebiliriz. Ama öncelikle zihinsel atalet belirleyecilerinden söz edelim. Zihinsel ataleti ortaya çıkaran ana faktör bilgiye yeterince kıymet vermemektir ön bilgilerimize göre. Yine yanıldık! Kesinlikle böyle değildir.

Aslında bilgiye kıymet veren kadim bir mirasa sahibiz. Henüz birkaç asır önce, dünya üzerinde doğan güneş bizdik. Tıpkı Alman Profesör Sigrid Hunke’nin meşhur kitabının ismi gibi: Batıyı Aydınlatan Doğu Güneşi. Ya da Cemil Meriç’in çokça basılan kitabı “Işık Doğudan Gelir” gibi. Buna dair verilebilecek sayılamayacak kadar örnek var. Çünkü Dünyayı aydınlatan güneş, bizzat bizim mekteplerimizden doğuyor ve ilham kaynağı oluyordu. Atalarımızın bıraktığı eserler göz kamaştırıyor ve bugün hala özlem ile yad ediliyor.

Zorlu süreçlerden geçtik toplum olarak. Düşünsel, kültürel ve siyasi birçok inkılap atlattık. Bundan dolayı haklı bir yorgunluk olabilir. Fakat yorgunlukla açıklanamayacak bir yılgınlık ile karşı karşıyayız. İşte bu yılgınlığa ben zihinsel atalet diyorum. Evet, atalet bir yılgınlıktır. Mümkün olanı imkânsız kılma ve imkânsızlıklara teslim olmaktır. Atalet, mücadele azmi ve şevkini kaybedip somurtmaktır dünyaya. Dünya yıkılsa umurunda olmamaktır atalet.

Yukarıda bahsettiğim zorlu süreçler; düşünsel, kültürel ve siyasi inkılaplar dört asrı aşkın bir süre boyunca devam etti. Bu süreçte bilgi üretme ve bilgiye ulaşma anlamında yaptığımız bütün çabalar neredeyse hezimetle sonuçlandı. Böylelikle henüz ilk asırda kıraathaneler eklendi kültürümüze. Devamında yavaş yavaş mektepler terk edilmeye başlandı. Avrupa’da gelişen bilimsel faaliyetlere hayranlıkla bakıyor ve büyük bir şevkle arzuluyorduk. Ta ki toplum olarak zihinsel atalete varıncaya değin devam etti bu yolculuk. İşte şimdi ‘zihinsel atalet’ diyarındayız. Yılgın, bitkin ve cahiliz.

agnotoloji

Kişi mücadele azmini nasıl kaybeder?

Bilgi çağındayız ve sosyal medya organları ve internet aracılığıyla istediğimiz bilgilere anında ve kolaylıkla ulaşabiliyoruz. Şöyle bir Google’da gezinen bir kimse onlarca bilgi ile karşılaşır. Aslında ilk bakışta bu durum gayet iyi bir durum. Çünkü araştırmalar yapmak için kütüphane kütüphane gezip koca koca ansiklopediler incelemeye gerek bırakmıyor. Ne yazsak şipşak çıkıyor karşımıza. İlk bakışta öyle ama maalesef küçümsenemeyecek olumsuz sonuçlar da doğmakta ve doğacak da… Üstelik zihinsel olarak yılgın olan toplumlar için çok daha feci sonuçlara sebep olmakta.

Hepimiz tecrübe etmişizdir, kolaylıkla elde ettiğimiz şeylere çok fazla kıymet vermeyiz ama zorluklarla sahip olduğumuz varlıklarımıza gözümüz gibi bakarız. Bu duruma sosyal psikoloji literatüründe yer verilmiş ve bilişsel olarak kişinin kendini tatmin etmesinden kaynaklanan bir olgu olarak tarif edilmiştir. Yani çeşitli engelleri aşarak ulaştığımız şeyler basit ve değersiz de olsalar bilişsel olarak bu çabamızı haklı çıkarmak isteriz bu olguya göre. Dolayısıyla değersiz de olsa kıymet verir, sahipleniriz.

Düşünün bakalım, bilginin bu kadar kolay ulaşıldığı bir çağda neden bilgiye kıymet verilsin ki? Üstelik zihinsel olarak da yılgın ve yorgunuz. Neden işittiğimiz bilgilerin doğruluğunu sınayalım ki? Bunun için çaba etmeye bile değmez. Şimdi anlatabildim mi neden bu haldeyiz? Böyle bir durumda olan bir toplum karanlıktadır ve karanlıkta kalan her kişi işiteceği bir sese muhtaçtır. Bir hayal edin bakalım, karanlıktasınız ve nerede olduğunuzu bilmiyorsunuz, işittiğiniz her sese yönelmeniz pek muhtemel değil midir? İşte durumumuz tam olarak bu. İşittiğimiz her sese inanıyor ve bu sesin güvenirliğini tespit etmek için çaba göstermiyoruz. Şimdi gelelim örneklere:

Eğitim sürecini bir kenara koyalım ve öncelikle en çok vakit geçirilen alan olan sosyal medya organlarından ulaştığımız bilgileri bir düşünelim. Takip edilen bir paylaşıma denk geldik mi hemen inanasımız ve paylaşasımız geliyor. Ama o haberin doğruluğunu tespit etmek gibi bir ihtiyaç hissetmiyoruz. Çünkü yılgınlık verir! Bu durum akbabalar gibi dünyamızın üzerine üşüşmüş kimseler için kaçırılmayacak bir fırsat. Çünkü toplumlar gelen her habere anında inanıp istenilen tepkiyi gösterebiliyor. Hem halkın gücünü bu şekilde kontrol etmek muhteşem bir güce ulaştırır insanı, tabi zenginliğe de.

Zihinsel ataletten nasıl kurtuluruz?

Bu sanıldığı kadar zor değil. Sadece bilişsel bir çaba gerektiriyor. Şöyle bir hikâye hatırlıyorum ve inanıyorum ki bu size yeterince yardımcı olacaktır. Bir gün baba ve çocukları ormanda gezintiye çıkarlar. Güzel geçen gezinti dönüşünde erkek çocuk çok yorulduğunu ve daha fazla yürüyemeyeceğini söyleyerek babasına mızmızlanır. Daha sonra babası etraftan bir dal bulur ve oğluna döner. Der ki: ”Al bakalım, sana güzel bir at. Bu seni taşır hem daha hızlı götürür.” Çocuk, dal parçasından yapılmış ata sevinçle bindi ve gülerek koşmaya başladı. Küçük oğlunun kuru bir dal parçası sayesinde yorgunluğunu unutarak canlanmasını gören baba hayretler içinde olan biteni izleyen kızına döndü ve dersimizi verdi: “İşte, hayat budur” kızım. “bazen kendini çok yorgun hissedebilirsin. Böyle olduğunda, kendine değnekten bir at bul ve yoluna devam et.” İşte reçetemiz: Zihinsel ataletten kurtulmanın yolu, zihinsel coşkunluktur.

Kadir Özsöz

Matematiksel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.