Mühendislik

Satranç Ustası Mekanik Türk Tüm Dünyayı Nasıl Kandırdı?

1769’da ortaya çıkan Mekanik Türk, onlarca yıl boyunca insanları satranç oynayabilen bir makine olduğuna inandırdı.

1826’nın başlarında Avrupa’nın en ünlü satranç ustalarından biri, Amerika’daki ilk gösterisini yapmak için New York’a geldi. Gazeteler ve ilanlar günler öncesinden etkinliği duyurdu. Broadway’deki National Hotel’de düzenlenen ilk gösteriyi yaklaşık 200 kişi izledi.

Satranç ustası, karşısına çıkan rakipleri birbiri ardına yendi. Commercial Advertiser gazetesi, iki başarılı satranç oyuncusunun birlikte ona karşı oynadığını ancak kolayca yenildiğini yazdı.

Kısa süre içinde New York’un büyük gazeteleri bu gizemli satranç ustasından söz etmeye başladı. Gösterilere ilgi öylesine arttı ki salonlar doldu, yüzlerce kişi kapıdan geri dönmek zorunda kaldı.

Bunun temel nedeni ise satranç ustasının insan olmamasıydı. İzleyicilerin karşısında, dünyanın en karmaşık zekâ oyunlarından birini oynayabilen ve rakiplerini yenebilen mekanik bir otomat duruyordu. Bu makine tarihe Mekanik Türk adıyla geçecekti.

Mekanik Türk Nasıl Ortaya Çıktı?

Mekanik Türk Tam Olarak Nedir?
Bu otomat, 120 cm uzunluğunda, 105 cm genişliğinde ve 60 cm yüksekliğindedir.

Aydınlanma Çağı’nda mucitler, otomat adı verilen karmaşık mekanik düzeneklerle izleyicileri büyülüyordu. Bu otomatlar arasında en büyük ünü Wolfgang von Kempelen’in (1734–1804) Satranç Otomatı kazandı.

Wolfgang von Kempelen çok yönlü bir insandı. Dil bilgisi, yöneticilik ve teknik becerilerinin yanı sıra iyi bir gösteri ustasıydı. Satranç otomatını Viyana sarayında ilk kez sergilerken yalnızca bir makine tanıtmadı; izleyicilerin merakını adım adım artıran teatral bir gösteri hazırladı. Bu sunum biçimi, küçük değişikliklerle onlarca yıl boyunca devam etti.

Mekanik Türk ilk kez 1770 baharında, aralarında İmparatoriçe Maria Theresa’nın da bulunduğu seçkin bir topluluk karşısına çıktı. Kempelen, makineyi yan odadan getirip seyircilerin yakından inceleyebileceği biçimde ortaya yerleştirdi.

Otomat, büyük bir ahşap dolabın arkasında oturan insan boyutlarında bir figürden oluşuyordu. Figür bol pantolon, kürk süslemeli bir kaftan ve sarık giyiyordu. O dönemde Viyana’da Türk tarzı oldukça modaydı; Türk kahvesi, Türk kıyafetleri ve müzikte kullanılan sözde Türk motifleri büyük ilgi görüyordu. Bu egzotik görünüm, figüre gizemli bir hava da kazandırıyordu.

Dolap yaklaşık 1,2 metre uzunluğunda, 75 santimetre derinliğinde ve 90 santimetre yüksekliğindeydi. Kempelen gösteriye başlamadan önce seyircilere makinenin içini göstermeyi özellikle önemsiyordu. Dolabın önündeki kapaklardan birini açtığında izleyiciler içeride birbirine geçmiş çarklar, dişliler, kollar ve saat mekanizmasını andıran karmaşık parçalar görüyordu.

Ardından Kempelen dolabın arkasındaki kapağı da açıyor ve elindeki mumla iç kısmı aydınlatıyordu. Gösterinin en önemli hilesi de tam olarak burada başlıyordu.

Gösteri başladığında Mekanik Türk yalnızca taşları hareket ettirmekle kalmıyordu. Rakibinin hamlelerini takip ediyor, kısa bir süre bekliyor ve ardından kendi hamlesini yapıyordu. Bir taş alacağı zaman kolunu uzatıyor, taşı kavrıyor ve başka bir kareye bırakıyordu. Bazen başını hafifçe hareket ettiriyor, yaptığı hamlelerle gerçekten oyunu düşündüğü izlenimini güçlendiriyordu.

Mekanik Türk Satrançta Nasıl Bu Kadar Başarılıydı?

Kempelen 1774’te Türk’ü gösterilerden çekti. Ancak Maria Theresa’nın ardından tahta geçen II. Joseph, makineye yeniden ilgi gösterdi. Onun isteğiyle Kempelen 1783’te Mekanik Türk’ü Avrupa turnesine çıkardı.

Paris’te dönemin güçlü satranç oyuncularıyla karşılaşan makine, o sırada Fransa’da bulunan Benjamin Franklin’i de yendi. Ardından İngiltere, Almanya ve Hollanda’ya gitti.

Kempelen 1804’te öldükten sonra Alman mucit ve gösteri ustası Johann Nepomuk Maelzel makineyi satın aldı. Maelzel gösteriyi daha etkileyici hale getirmek için bazı yenilikler ekledi. Bunlardan biri, rakibin şahını tehdit ettiğinde “şah!” diyebilen mekanik bir ses düzeneğiydi. Ayrıca gazeteler ve ilanlar aracılığıyla gösterilerin tanıtımını çok daha geniş kitlelere ulaştırdı.

Mekanik Türk Tam Olarak Nedir?
Mekanik Türk’ün mekanizmasının bir kısmı.

Maelzel’in düzenlediği en ünlü karşılaşmalardan biri 1809’da Viyana’da Napolyon Bonapart ile gerçekleşti. Anlatılanlara göre Napolyon oyun sırasında birkaç kez kurallara aykırı hamle yaptı. Mekanik Türk her seferinde başını sallayarak taşı eski yerine koydu. Napolyon sonunda oyunu kaybetti. Bu hikâyenin bazı ayrıntıları sonradan aktarılmış olsa da karşılaşma, Mekanik Türk’ün ününü daha da artırdı.

Maelzel 1826’da Türk’ü Amerika’ya götürdü. New York’taki gösterilerin ardından Boston ve Philadelphia’ya, daha sonra da güney eyaletlerine geçti. Virginia’nın Richmond kentindeki gösterilerden birini genç Edgar Allan Poe da izledi.

Poe, makinenin gerçekten düşündüğüne inanmadı. Daha sonra yazdığı bir makalede, Mekanik Türk’ü gizlenmiş bir insanın yönettiğini savundu. Ona göre hamleleri belirleyen şey mekanik bir zekâ değil, gerçek bir satranç oyuncusuydu.

Kutunun İçinde Kim Saklanıyordu?

Mekanik Türk ortaya çıktığından beri birçok kişi makinenin içinde bir insan bulunduğundan şüphelenmişti. Ancak asıl gizem, bu kişinin dolabın içinde nasıl saklandığı ve oyunu nasıl takip ettiği sorusuydu. Bu nedenle yıllar geçtikçe insanların merakı makinenin satranç oynamasından çok, sırrının nasıl gizlendiğine yöneldi.

Eleştirmenler Mekanik Türk’ü bir insanın yönettiğini tahmin etmekte haklıydı. Ancak hiçbiri hilenin tam olarak nasıl çalıştığını açıklayamamıştı. Gerçekte dolabın içindeki dişlilerin ve kolların büyük bölümü yalnızca seyirciyi yanıltmak için oradaydı. Mekanizma dolabın tamamını doldurmuyor, içeride bir insanın saklanabileceği kadar boşluk bırakıyordu.

Kempelen ya da daha sonra Maelzel kapakları tek tek açıp makinenin içini gösterirken, gizli operatör ray üzerinde hareket eden bir koltukla dolabın diğer tarafına geçiyordu. Böylece seyirciler nereye bakarsa baksın onu göremiyordu. Gösteri başlayınca operatör ana bölmedeki yerine geçiyor, küçük bir mum yakıyor ve yukarıdaki satranç tahtasında yapılan hamleleri takip ediyordu.

Bunu sağlayan sistem oldukça zekiceydi. Satranç taşlarının tabanında mıknatıslar vardı. Taşlar hareket ettikçe dolabın içindeki metal parçalar da yer değiştiriyor ve gizli oyuncuya hangi taşın hangi kareye geldiğini gösteriyordu. Operatör kendi hamlesine karar verdiğinde ise bir dizi kol ve bağlantı aracılığıyla Türk’ün kolunu hareket ettiriyor, parmaklarını açıp kapatarak taşı kavramasını sağlıyordu.

Elbette bu işi yalnızca mekanizmayı kullanmayı bilen biri yapamazdı. İçerideki kişinin aynı zamanda güçlü bir satranç oyuncusu olması gerekiyordu.

Kempelen ve Maelzel bu nedenle turneleri boyunca usta oyunculardan yararlandı. Maelzel’in Amerika turnesinde gizli operatörlüğü Avrupa’dan gelen satranç ustası William Schlumberger yaptı. Schlumberger, makinenin içinde olmadığı zamanlarda Maelzel’in özel sekreteri gibi davranıyordu.

Satranç Ustası Mekanik Türk Tüm Dünyayı Nasıl Kandırdı?
Satranç oynayan bir otomat olmasa da yine de tasarım açısından övgüyü hak ediyordu. Gerçekte, makinenin çarkları ve kranklarının tümü, kabinin yalnızca bir kısmına uzanan, çalışmayan tuzaklardı.

Mekanik Türk’ün Sonu Nasıl Geldi?

Mekanik Türk sırrını yaklaşık 65 yıl korudu. Ancak Maelzel 1838’de Küba’dan Amerika’ya yaptığı deniz yolculuğu sırasında ölünce işler değişti. Makine alacaklılarından birinin eline geçti ve daha sonra nasıl çalıştığını çözmek isteyen bir grup meraklı tarafından satın alındı.

Grubun başındaki doktor John Kearsley Mitchell, Mekanik Türk’ü bir süre Philadelphia’da sergiledi. Daha sonra makineyi kentin Chinese Museum adlı müzesine bağışladı. 5 Temmuz 1854 gecesi müzede çıkan yangın Mekanik Türk’ün sonunu getirdi. Mitchell’in oğlu Silas olay yerine koştuğunda alevler 85 yıllık makineyi çoktan sarmıştı.

2005 yılında Amazon.com, veri toplama ve analizi arttırmak amacıyla, Amazon Mechanical Turk’ü (MTurk) piyasaya sürdü. İsmini tarihe “Satranç Oynayan Türk Otomatı” olarak geçmiş olan Mekanik Türk’ten almıştı.

Okuma Önerisi: Sihirbazların Bir Kadını Ortadan İkiye Bölme Hilesi ve İlginç Tarihi


Kaynaklar ve ileri okumalar:

Matematiksel

Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi’nin ardından Marmara Üniversitesi İngilizce Matematik Öğretmenliği bölümünden mezun oldum. Matematiksel.org’un kurucusu olarak matematik, bilim ve düşünce alanlarında içerik üretmeye devam ediyorum.

Bunlar da ilgini çekebilir