Teknoloji - Mühendislik

İnsanlık Yok Olursa Dünyada Yaşam 1 Yılda Nasıl Değişir?

İnsanlığın bir anda yok olduğunu düşünürsek ve onu bilimsel temellere dayanırsak kurguladığımız dünya neye benzerdi? Gelin bu soru üzerine kafa yoralım.

insandan sonra-min

Aslında, insanların yeryüzünden yok olması durumunda dünyanın nasıl bir hâl alacağını zaman zaman sorguluyoruz.

Alan Weisman’ın 2007’de yayımlanan olağanüstü kitabı Bizsiz Dünya (The World Without Us), insanlığın aniden ortadan kaybolması hâlinde evlerin, yolların, gökdelenlerin, tarım alanlarının ve hayvanların nasıl etkileneceğini büyük bir ayrıntıyla ele alıyor. 2008 yapımı Life After People adlı televizyon dizisi de benzer bir varsayımı incelemişti.

Filmlerde, dizilerde ve kitaplarda sıkça ele alınmasına rağmen, insanlığın yok oluşunu düşünmek hâlâ tuhaf ve sarsıcı bir his uyandırır. Ancak bu tür düşünceler aynı zamanda önemli bir farkındalık da yaratır.

İnsanlık Bir Anda Yok Olursa Dünyada Yaşam Nasıl Değişir?
İnsanlık yok olursa doğa bir biçimde yolunu bulacaktır.

Şimdi bir senaryoyu hayal edelim: Eğer insanlar bir anda yeryüzünden silinse ve sadece siz hayatta kalsanız, bir yıl sonra yaşadığınız yere döndüğünüzde sizi nasıl bir dünya karşılıyor olurdu?

İnsanlık yok olursa dünyamızın hali nasıl olurdu?

Muhtemelen ilk fark edeceğiniz şey gözlerinizle değil, kulaklarınızla olurdu: Dünya olağanüstü bir sessizliğe bürünürdü. İnsanların ne kadar çok gürültü çıkardığını o zaman fark ederdiniz. Binalarımız, arabalarımız, hatta gökyüzü bile gürültülüdür. Tüm bu sesler bir anda kesilirdi.

İnsanların olmadığı bir yılın ardından gökyüzü daha mavi, hava ise daha berrak olurdu. Rüzgâr ve yağmur, yeryüzünü doğal yollarla temizler; insan eliyle üretilen duman ve toz tamamen ortadan kaybolurdu.

Evinize yaklaştığınızda bahçenizi tanımakta zorlanırdınız. Çimenler uzar, sonra daha da uzar, sonunda öyle bir hâle gelirdi ki, ağırlıktan büyümeyi bırakırlardı. Yeni yabani otlar çıkıp kısa sürede her yeri kaplardı.

İnsanlık Bir Anda Yok Olursa Dünyada Yaşam Nasıl Değişir?
Doğa, insanlar olmadan gezegendeki üstünlüğünü yeniden kazanır. Betondan yapılan yapıların bu durumda hiç şansı yoktur.

Bahçenizde, daha önce hiç görmediğiniz pek çok bitki türü boy göstermeye başlardı. Ağaçlar her tohum düşürdüğünde küçük fidanlar filizlenir, bunları söküp atacak ya da kesecek biri olmadığı için serbestçe büyümeye devam ederlerdi.

Etrafınızda çok daha fazla böceğin olduğunu fark ederdiniz. İnsanlar, genellikle böceklerden kurtulmak için ellerinden geleni yapar: sprey sıkar, yuvaları yok eder, pencerelere sineklik takar. Tüm bunlar işe yaramazsa, böcekleri öldürürler. Ancak insanlar artık ortada olmayınca, böcekler hızla geri dönerdi. Dünya yeniden onların özgürce dolaşacağı bir yer haline gelirdi.

Ya Evimiz?

Evinize girdiğinizde, musluklarınızdan hiç su akmazdı. Çünkü su sistemlerinin çalışabilmesi için sürekli olarak pompalanmaları gerekir. Kamu su tesislerinde, bu sistemleri çalıştıracak kimse kalmadıysa, su da olmazdı.

Ancak herkes ortadan kaybolduğunda, borularda hâlâ bir miktar su bulunurdu. İlk kış geldiğinde, dondurucu hava bu suyu donma noktasına getirir ve sonunda borular patlardı.

Elektrik de olmazdı. Elektrik santralleri çalışmayı sürdüremezdi, çünkü onları denetleyecek ya da yakıt tedarikini sağlayacak kimse kalmazdı.

Yeryüzünün iç ısısından yararlanan jeotermal santraller, insan müdahalesi olmadan bir süre daha çalışabilir. Ancak her altı ayda bir dişli kutusu yağının değiştirilmesi ve tüm elektrik motorları ile bağlantıların yeniden yağlanması gerekir. Bu bakım işlemlerini yapacak kimse olmadığında, sonunda hepsi korozyona yenik düşer.

Rüzgâr enerjisine dayanan sistemler ise bir ölçüde daha avantajlı olurdu. Türbinler, sayıca fazla oldukları ve erişimleri zor olduğu için, daha az bakım gerektirecek şekilde tasarlanır. Yine de sonunda, rüzgâr türbinlerinin çoğu da jeotermal santralleri durduran aynı sorunla karşı karşıya kalırdı.

İnsanlardan Sonra Şehirlerimize Ne olurdu?

Bir yıl sonra bile yollar, otoyollar, köprüler ve binalar gibi beton yapılar büyük ölçüde aynı görünürdü. Ancak on yıl sonra geri döndüğünüzü hayal edin. Bu yapıların yüzeylerinde çatlaklar oluşmuş olurdu ve çatlakların arasından küçük bitkiler çıkmış olurdu.

Metal ayaklara sahip köprüler de yavaş yavaş paslanırdı. Bu köprüleri ayakta tutan kirişler ve cıvatalar da zamanla korozyona uğrardı. Buna rağmen, büyük beton köprüler ve otoyollar hala varlığını korurdu.

insanlık yok olursa
Kedilerimiz ve köpeklerimiz de vahşi doğada kendi başlarının çaresine bakabilirler. Ancak bu ortama ya ayak uydurmak zorunda kalırlar ya da daha gelişmiş avcılar tarafından yok edilirler.

Barajlar ve setler zamanla doğanın aşındırıcı gücüne karşı koyamaz hâle gelirdi. Nehirler, dereler kendi yollarını bulur; insan eliyle şekillendirilmiş su yolları yavaş yavaş yıkılırdı. Sulama sistemleri çöker, zamanla tarım alanları kontrolsüzce büyüyen yabani bitkilerle kaplanırdı.

Ekilmiş tarlalar, ormanlara ya da çayırlara dönüşürdü. İnsan eliyle yetiştirilen mısır, patates ya da domates gibi ürünler, doğal ortamda rekabet edemedikleri için birer birer yok olurdu.

Çiftlik hayvanları, koruyucuları olmadan doğanın kurallarına teslim olurdu. Ayılar, çakallar, kurtlar ve panterler için savunmasız birer hedef hâline gelirlerdi. Evcil hayvanlar ise kendi kaderlerini çizmek zorunda kalırdı.

Kediler, içgüdüsel olarak yabanileşmeye başlardı; tek başlarına avlanmaya çalışsalar da çoğu daha büyük yırtıcılara yem olurdu. Köpekler ise, sürü güdülerine rağmen, beslenme ve barınma konusunda zorlanır, birçoğu birkaç mevsimi bile çıkaramazdı.

Sonuç olarak;

insanlık yok olursa
Uzaktan bakıldığında Pripyat sağlam bir şehir gibi görünse de binalar yavaş yavaş çürüyor. Aslında neredeyse her şey senaryoya uygun bir biçimde gelişiyor..

Bin yıl sonra bile, dünya tüm değişimine rağmen size yabancı gelmezdi. Bazı yapılar ayakta kalır, bazıları ise çoktan doğaya teslim olmuş olurdu. Bu fark; neyle inşa edildiklerine, hangi iklime maruz kaldıklarına ve bir parça da şansa bağlıdır.

Orada bir apartman, burada bir sinema, ya da çökmekte olan bir alışveriş merkezi… Kaybolmuş bir uygarlığın anıtları gibi ayakta kalırdı. Sonucunda Roma İmparatorluğu da 1.500 yıldan uzun süre önce çöktü, ama bugün hâlâ kalıntılarını görebiliyoruz.

İnsan yaşamak için doğaya bağımlı. Hubert Reeves‘in da dediği gibi ” Doğayla savaş halindeyiz.. Eğer kazanırsak kaybedeceğiz.”


Kaynaklar ve ileri okumalar:

Matematiksel

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.