
Sonsuza dek yaşamıyoruz. Böyle bir cümle karşısında başınızı sallayıp “Hayat böyle” diyebilirsiniz. Ya da bin yıl sonraki geleceği göremeyecek olmanın yarattığı derin bir FOMO’ya, yani bir şeyleri kaçırma korkusuna kapılabilirsiniz. Belki de sizi asıl korkutan, sahip olduğunuz zamanın son derece sınırlı olmasıdır.
Ölümlülük konusunda ne hissederseniz hissedin, ölüm korkusu da ölümsüzlük hayali de insan üzerinde son derece güçlü bir etkiye sahiptir. Ölümsüzlük ya da hayata ikinci bir şans fikrinin bazı insanlar için karşı konulamaz olmasının gerçekten sayısız nedeni vardır. Keşke zamanı dondurabilseydik.
James Bedford: İlk kriyonik insan
Zamanı dondurmak mümkün değil. Ancak bazı insanlar bunun yerine bedenlerini dondurarak gelecekte yeniden hayata dönme umudunu seçti. Bunun ilk örneği, kriyonik yöntemle korunan ilk insan olan James Bedford’dı.
California Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Bedford, metastatik böbrek kanseri nedeniyle 73 yaşında hayatını kaybetti. Kalbinin durmasından kısa süre sonra bedenine dimetil sülfoksit ve Ringer çözeltisi verildi, ardından sıvı nitrojen içinde donduruldu.

Bedford’ın bedeni yıllar içinde birkaç kez taşındı. Bugün Arizona’daki bir tesiste, Dewar adı verilen büyük bir vakum kabının içinde bulunuyor ve yaklaşık −196°C’de saklanıyor. Bedford bu soğuk kaplarda yalnız değil. Kriyonik kuruluşların yayımladığı güncel verilere göre yalnızca Alcor ve Cryonics Institute bugün toplam 500’ün üzerinde insanı kriyonik olarak saklıyor.
Alcor, 2026 itibarıyla 263 kriyonik hastaya ve 1.535 üyeye sahip olduğunu bildiriyor. Cryonics Institute’un sakladığı kişi sayısı ise 270’in üzerinde. Avrupa merkezli Tomorrow Bio da Ağustos 2026 itibarıyla 28 kişiyi kriyonik olarak koruyor ve 1.000’den fazla üyeye sahip.
Kriyonik Nedir?
Bazı insanlar bedenlerinin ve beyinlerinin mümkün olduğunca mevcut halleriyle korunmasını ister. Umutları, gelecekte geliştirilecek bir tıbbi yöntemin yalnızca ölüm nedenini ortadan kaldırması değil, yaşlanmanın ve doku hasarının etkilerini de tersine çevirmesidir.
Başka bir yaklaşım ise aynı bedenin mutlaka korunması gerekmediğini öne sürer. Eğer mevcut beden yaşlanma, kanser ya da başka bir hastalık nedeniyle artık işlevini sürdüremiyorsa, gelecekte biyolojik ya da yapay yeni bir beden üretilebileceği düşünülür.
Bu durumda asıl sorun, kişinin zihinsel özelliklerinin yeni bedene nasıl aktarılacağıdır. Bu düşünce özellikle beynin korunmasına odaklanan “nörokoruma” yaklaşımıyla ilişkilidir. Buradaki varsayım, kişinin anılarının, kişiliğinin ve benlik duygusunun büyük ölçüde beynin fiziksel yapısında saklandığıdır.
Daha ileri bir görüş ise korunması gereken asıl şeyin beynin kendisinden çok, beyindeki sinir hücrelerinin birbirleriyle kurduğu bağlantı düzeni olduğunu savunur.
Bu yaklaşımı benimseyenler, gelecekte beynin bağlantı yapısının haritalanabileceğini ve ardından bilgisayar ortamında yeniden oluşturulabileceğini öne sürer. Ancak bir insanın zihnini “veri” olarak tanımlamanın ne kadar doğru olduğu hâlâ bütünüyle spekülatiftir.
Kriyoniği Denemenin Ne Zararı Var?
Öncelikle kriyoniğin gerçekte nasıl işlediğine bakalım. Çünkü sürecin kendisi ciddi sorunlar yaratır. Bu sorunların başında da küçük ama son derece önemli bir molekül gelir: su.
H₂O tuhaf ve aynı zamanda olağanüstü bir moleküldür. Çoğu madde soğuyup katılaştığında hacmini küçültür. Su ise farklı davranır. Donduğunda hacmi artar ve yoğunluğu sıvı suya göre azalır. Bu özelliğin sonuçlarını gündelik yaşamda bile görebiliriz. Sert bir kışta suyun donarak boruları çatlatması bunun en bilinen örneklerinden biridir.
İnsan bedeninin de yaklaşık yüzde 60’ını su oluşturur. Bu nedenle bir beyni ya da bütün bir bedeni basitçe dondurmak dokulara ciddi zarar verir. Ancak sorun yalnızca suyun donarken genleşmesi değildir. Su donmaya başladığında tuzlar, şekerler sıvı kalan bölgelerde yoğunlaşır. Bunun sonucunda hücrelerin içi ile dışı arasındaki ozmotik denge bozulur.
Bilim insanları bu sorunları azaltmak için dokulara kriyoprotektan adı verilen koruyucu maddeler verir. Yeterli kriyoprotektan ve uygun soğutma koşulları altında su düzenli buz kristalleri oluşturmak yerine amorf, yani camsı bir yapıya geçer.
Fakat bu da yeni sorunlar getirir. Kriyoprotektanlar da doz, sıcaklık ve maruz kalma süresine bağlı olarak toksik etki gösterir. Ayrıca kriyoprotektanı dokunun her bölgesine yeterli miktarda ulaştırmak gerekir. Üstelik bunu yaparken damar sistemini, hücreleri ve dokular arasındaki yapıyı korumak gerekir.
Ancak dondurma teknolojisinin sorunlarını bir kenara bıraksak bile başka büyük bir engel daha vardır. Kan dolaşımı durduğunda beyin oksijen ve enerji kaynağını kaybeder; hücresel hasar da kısa sürede başlar. Bu nedenle kriyonik işlem yalnızca soğutma sorunuyla değil, dolaşımın durması ile koruma işleminin başlaması arasında beyinde ortaya çıkan hasarla da baş etmek zorundadır.
Kısacası kriyonikte asıl mesele bir bedeni yeterince soğutmak değildir. Asıl güçlük, özellikle beynin mikroskobik yapısını ciddi biçimde bozmadan soğutmak, uzun süre korumak ve daha sonra yeniden işlevsel hale getirmektir. Günümüzde bunu bütün bir insan beyni ya da insan bedeni için başarabilen bir teknoloji yoktur.
Kriyonik Maliyeti Nedir?
Kriyonik yalnızca teknik açıdan değil, maddi açıdan da oldukça pahalı bir tercih. Ted Williams’ın bedenini saklayan ABD merkezli Alcor, bugün bütün bedenin kriyonik korunması için 220.000 dolar talep ediyor. Yalnızca beynin ve başın korunduğu nörokoruma seçeneğinin bedeli ise 80.000 dolar.
Rusya merkezli KrioRus daha düşük fiyatla hizmet veriyor. Şirket, yurt dışındaki müşteriler için bütün bedenin korunmasına 46.000, nörokorumaya ise 23.000 dolar fiyat biçiyor. KrioRus ayrıca bugüne kadar 108 insanı ve 104 evcil hayvanı kriyonik korumaya aldığını, yaklaşık 600 kişinin de gelecekte kendileri ya da yakınları için sözleşme imzaladığını belirtiyor.
Fakat burada pek kimsenin hevesle yanıtlamadığı başka bir soru ortaya çıkıyor. Bir gün yeniden hayata döndürme gerçekten mümkün olursa bunun masrafını kim karşılayacak?
Belki de yeniden hayata dönen kişinin kendisi. Eğer kişi bu amaçla bir vakıf kurmuş, fon oluşturmuş ya da gelecekte kullanılabilecek bir servet bırakmışsa sorun bir ölçüde çözülebilir. Ama böyle bir kaynak yoksa, gelecekte onu kimin ve neden yeniden hayata döndüreceği bile belirsizdir.
İşin bir de hukuki boyutu var. Kriyonik kuruluşlar işlemlere ancak yetkili makamlar kişinin ölümünü ilan ettikten sonra başlayabilir. Ülkeler bu konuda farklı kurallar uygular. Bu nedenle bir kişinin kriyonik korumayı seçebilmesi, yaşadığı ülkenin hukukuna ve bedenin başka bir ülkeye taşınmasına ilişkin kurallara bağlıdır.
Bir de daha temel bir sorun düşünelim. Diyelim ki donmuş Bob’u yüzlerce yıl sonra yeniden hayata döndürmeyi başardık. Belki beynindeki bağlantıları başka bir ortamda yeniden kurduk, belki de geleceğin teknolojisi bedenindeki hasarı onardı. Karşımıza çıkan kişi gerçekten Bob olur mu?
Kriyoniğin belki de en zor problemi tam da burada başlar. Bir bedeni korumak başka şeydir, o bedendeki kişiyi korumak başka.
Sonuç Olarak
Son olarak, biraz karamsar görünse de başka bir nokta daha var. Geleceğe ilişkin bu kadar çok varsayım yapıyorsak, yalnızca iyimser olanları seçemeyiz.
Yüzlerce yıl sonraki dünyanın nasıl bir yer olacağını bilmiyoruz. Bugünkü devletler, kurumlar ve ekonomik sistemler ortadan kalkabilir. Kriyonik kuruluşları kapanabilir, depolama tesisleri zarar görebilir ya da geleceğin insanları yüzyıllar önce yaşamış kişileri yeniden hayata döndürmek için hiçbir neden görmeyebilir.
Kriyonik bugün için ölümü yenmenin bir yolu değil. Daha çok, gelecekte bilimin bugün çözemediği sorunları çözebileceği umuduyla yapılan son derece uzun vadeli bir bahis. Bu bahsin sonucunu ise şimdilik kimse bilmiyor.
Kaynaklar ve İleri Okumalar:
- .Whaley D, Damyar K, Witek RP, Mendoza A, Alexander M, Lakey JR. Cryopreservation. An Overview of Principles and Cell-Specific Considerations. Cell Transplant. 2021 Jan-Dec;30:963689721999617. doi: 10.1177/0963689721999617. PMID: 33757335; PMCID: PMC7995302.
- ‘We don’t yet have the know-how to properly maintain a corpse brain’. Why cryonics is a non-starter in our quest for immortality. Kaynak site: Live Science. Yayınlanma tarihi: 23 Mart 2024. Bağlantı: ‘We don’t yet have the know-how to properly maintain a corpse brain’. Why cryonics is a non-starter in our quest for immortality.
Matematiksel



