Felsefe

Einstein Yapay Zekâyı Neden Kullanmazdı?

Günümüzde birçok kişi düşünme ve öğrenme sürecini yapay zekâya devrediyor. Einstein ise bunu yapmazdı. Çünkü zihinsel mücadeleden kaçsaydı, onu Einstein yapan düşünme gücünü de geliştiremezdi.

Günümüz öğrencileri için kopya çekmenin cazibesi hiç olmadığı kadar yüksek. Yapay zekâ araçları da bunu her zamankinden kolay hâle getiriyor. Brown Üniversitesi’nde yakın zamanda yaşanan bir olay, bu sorunun ne kadar ciddi boyutlara ulaşabileceğini gösterdi.

86 öğrencinin bulunduğu bir ekonomi dersinde, evde yapılan ara sınavın not ortalaması yüzde 96’ya çıktı. Daha önce aynı derste ara sınav ortalaması hiçbir zaman yüzde 80’i aşmamıştı. Üstelik 86 öğrenciden yalnızca 5’i yüzde 90’ın altında not aldı.

Bu sonuçların ardından, kopya çekildiğinden şüphelenen profesör, final sınavını yüzyüze yapacağını açıkladı. Bunun üzerine 18 öğrenci dersi bıraktı. 9 öğrenci final sınavına gelmedi. Sınava giren 59 öğrencinin not ortalaması ise yüzde 48,6’da kaldı. Yalnızca bir öğrenci yüzde 90 veya üzerinde not aldı. Dersin profesörü Roberto Serrano, durumu şu sözlerle özetledi:

“En parlak gençlerimizin önemli bir bölümünün kopya çekmenin kabul edilebilir olduğunu düşündüğü bir topluma izin veremeyiz. Böyle bir anlayış toplumu geriletir, hatta başarısızlığa sürükler. Aptallaşmayı seçemeyiz.”

Yapay zekânın yapabildiği onca şey arasında belki de en tehlikelisi, kendi becerilerimizi aşındırmasıdır. Öğrenmeyi, eleştirel düşünmeyi ve zor sorularla uğraşırken verdiğimiz zihinsel emeği bizim yerimize bunları yaptığını iddia eden bir araca bırakırsak, bu tehlike gerçeğe dönüşür.

Bu aslında yeni bir sorun değil. Büyük dil modelleri çağında yalnızca çok daha görünür ve ciddi hâle geldi. Nitekim Einstein da kendi döneminde benzer bir tehlikeye dikkat çekmişti. Bu yüzden bugün yaşasaydı yapay zekâyı hiç kullanmayacağını düşünmek için nedenlerimiz var.

Einstein’ın Başarısının Ardında Zihinsel Mücadele Vardı

Hepimizin bildiği bir Einstein efsanesi vardır. Bu anlatıya göre Einstein, fiziğe büyük ilgi duymasına rağmen derslerinde başarısız olmuş ve akademik eğitimini yarıda bırakmış biridir. Fizik alanında resmî bir eğitim alamadığı için patent ofisinde çalışmış, görelilik kuramını, kütle-enerji eşdeğerliğini, Brown hareketini ve fotoelektrik etkiyi de çevresinden hiçbir destek almadan geliştirmişti.

Efsanenin devamında Einstein, benzersiz zekâsıyla modern fiziği neredeyse tek başına kuran yalnız bir dâhiye dönüşür. Önce 1905’teki “mucize yılında” yayımladığı çalışmalarla fiziğin yönünü değiştirir. Ardından, yaklaşık on yıl sonra genel görelilik kuramını ortaya koyarak Newton’ın iki yüzyılı aşkın süredir geçerliliğini koruyan kütleçekim anlayışını altüst eder.

Ancak bu anlatının büyük bölümü gerçeği yansıtmaz. Einstein akademik dünyanın dışında yetişmiş biri değildi. Aksine, dönemin Avrupa’daki en seçkin yükseköğretim kurumlarından biri olan ve bugün ETH Zürih adıyla bilinen İsviçre Federal Politeknik Okulunda fizik ve matematik eğitimi aldı. Lisans öğrenimini 1900 yılında tamamladıktan sonra da bilimsel çalışmalarını bırakmadı.

Evet, Einstein İsviçre Patent Ofisinde çalıştı. Ancak bu görevi fizik eğitiminden vazgeçtiği için değil, üniversitede asistanlık kadrosu bulamadığı için kabul etti. Kısacası 1905’te yayımladığı çığır açıcı makaleler, hiçbir eğitim almadan ve dünyadan soyutlanarak çalışan yalnız bir dâhinin ani keşifleri değildi. Bu çalışmalar, yıllar süren eğitimin, yoğun okumaların, tartışmaların ve araştırmaların sonucuydu.

Einstein Dersleri Önemsemez miydi?

Einstein’ın derslerinde başarısız olduğu iddiası da büyük ölçüde bir efsanedir. Yine de bu anlatı bütünüyle temelsiz değildir.

Einstein, 1896’da Zürih Politeknik Enstitüsüne kabul edildi. 1900 yılında, beş kişilik mezun grubunu dördüncü sırada tamamladı.

Einstein’ın bugün ETH Zürih adıyla bilinen Eidgenössische Polytechnikum’daki hocalarından biri, ünlü matematikçi Hermann Minkowski’ydi. Minkowski, öğrencilik yıllarındaki Einstein’ı derslere düzenli katılmayan ve matematiğe yeterince ilgi göstermeyen biri olarak hatırlıyordu. Ona göre Einstein’ın matematik eğitimi de pek sağlam değildi.

Ancak bu durum, Einstein’ın başarısız bir öğrenci olduğu anlamına gelmez. Genç yaşta akademik eğitime başlayan pek çok kişi disiplin, çalışma alışkanlığı ve zaman yönetimi konusunda sorun yaşar. Einstein da üniversiteye başladığında yalnızca 17 yaşındaydı. Bazı dersleri gereksiz buluyor, sınıfta anlatılanları takip etmek yerine kendi ilgisini çeken konulara yöneliyordu.

Minkowski, öğrencisini doğal olarak o yıllardaki davranışlarına ve ders performansına göre değerlendiriyordu. Oysa performans ile potansiyel aynı şey değildir. Bir öğrencinin belli bir dönemde gösterdiği başarı, ileride neler yapacağını tek başına belirlemez. Minkowski, Einstein’ın sonraki yıllarda matematiğe ne kadar büyük bir emek vereceğini öngöremezdi.

Einstein Neden Yapay Zekaya Güvenmezdi?

Einstein, üniversite eğitiminin değerini yalnızca bilgi edinmekle sınırlı görmüyordu. 1921’de kaleme aldığı bir metinde bu düşüncesini şöyle açıkladı:

“Bir insanın gerçekleri öğrenmesi o kadar da önemli değildir. Bunun için üniversiteye gitmesine gerek yoktur. Bunları kitaplardan öğrenebilir. Üniversite eğitiminin değeri, çok sayıda bilgi edinmekte değil, insanın zihnini ders kitaplarından öğrenemeyeceği şeyler üzerine düşünecek biçimde eğitmesindedir.”

Bu sözler, Einstein’ın eğitimi bir bilgi toplama sürecinden çok zihinsel bir çalışma olarak gördüğünü gösterir. Ona göre asıl önemli olan, hazır cevapları ezberlemek değil, sorular üzerinde bağımsız biçimde düşünebilmektir.

Bu bakış açısını günümüzün yapay zekâ araçlarına uyarladığımızda da benzer bir sonuç ortaya çıkar. Einstein muhtemelen bu araçlardan bilgi aramak, farklı kaynaklara ulaşmak ya da düşüncelerini sınamak için yararlanırdı. Ancak eleştirel düşünme görevini bütünüyle bir araca bırakmazdı. Elde ettiği bilgileri kontrol eder, varsayımları sorgular ve sonuca kendi akıl yürütmesiyle ulaşmaya çalışırdı.

Hayal Gücü Daha Önemli Değil mi?

Einstein resmî eğitimin eşsiz değerini açıkça kabul etmiş olsa da tarih anlatıları bu yönünü çoğu zaman gözden kaçırır. Onun en ünlü sözlerinden biri genellikle “Hayal gücü bilgiden daha önemlidir” diye aktarılır.

Ancak bu cümleyi bağlamından koparıp hayal gücünün önemli, bilginin ise önemsiz olduğu sonucuna varmak, Einstein’ın ne demek istediğini bütünüyle yanlış anlamaktır.

Bu söz, Einstein’ın 1929 yılında George Sylvester Viereck’e verdiği bir röportaj sırasında ortaya çıktı. Röportajda, 1919’daki Güneş tutulması gözlemlerinin genel görelilik kuramını doğrulaması üzerine konuşuyorlardı. Einstein şöyle diyordu:

“Sezgiye ve ilhama inanırım. Bazen haklı olduğumu hissederim, fakat bunu bildiğim anlamına gelmez. Kraliyet Akademisi’nin finanse ettiği iki bilim heyeti görelilik kuramımı sınamak üzere yola çıktığında, sonuçlarının varsayımımla uyuşacağına inanıyordum. 29 Mayıs 1919’daki tutulma sezgilerimi doğruladığında şaşırmadım. Yanılmış olsaydım şaşırırdım.”

Viereck bunun üzerine şu soruyu sordu: “Öyleyse hayal gücünüze bilginizden daha mı çok güveniyorsunuz?”. Einstein ise şöyle yanıtladı:

“Hayal gücümü özgürce kullanacak kadar sanatçıyım. Hayal gücü bilgiden daha önemlidir. Bilgi sınırlıdır. Hayal gücü ise dünyayı kuşatır.”

Bu sözleri bağlamı içinde okuduğumuzda Einstein’ın, düşüncelerinin deneylerle doğrulanmadan önce de doğru olduğuna inandığını görürüz. Burada anlatmak istediği, hayal gücünün bilginin yerini alması değildir. Yeni fikirler geliştiren her düşünür, mevcut bilgilerimizin sınırlarının ötesine geçebileceğine inanır. Bilgimizi ilerletmek için bu tür bir hayal gücü gerekir, ancak hayal gücü tek başına yeterli değildir.

Einstein’ın fikirlerini taşıyan sağlam bir bilgi temeli olmasaydı, hayal gücünden doğan bu düşünceler hiçbir zaman gelişemezdi. Aynı şekilde, onları matematiksel ve kuramsal açıdan eksiksiz biçimde kuracak bilgi ve becerilere sahip olmasaydı, ortaya koyduğu yeni öngörüler de mümkün olmazdı.

Einstein’ın “hayal gücü bilgiden daha önemlidir” sözündeki asıl çarpıcı nokta, kendi doğruluğuna inanması değildi. Onu farklı kılan, derin kuramsal kavrayışı sayesinde başka bir sonucun kendisini gerçekten şaşırtacak olmasıydı.

Yapay Zekâ Eleştirel Düşünmenin Yerini Aldığında Ne Kaybederiz?

Yapay zekâ ve büyük dil modelleri, deney ile gözlemin yerini tutamaz. Bir model, henüz yapılmamış bir araştırmanın sonucu hakkında ne kadar kesin konuşursa konuşsun, gerçek verilerin sağlayacağı bilgiyi üretemez. Bilimde sonuca ulaşmak için verileri toplamak, deneyi yürütmek ve bulguları titizlikle analiz etmek gerekir.

Einstein, tek başına çalışan yalnız bir dâhi değildi. Başarılarını arkadaşları, meslektaşları, hocaları ve içinde yer aldığı fizikçi, astronom ve matematikçi topluluğuyla kurduğu etkileşime borçluydu. 1903 tarihli bu fotoğrafta yanında görülen çalışma arkadaşları Conrad Habicht ve Maurice Solovine de bu çevrenin önemli bir parçasıydı.

Bu nedenle bir dil modelinin henüz gerçekleştirilmemiş bir deney ya da gözlem hakkında verdiği yanıtı kesin sonuç saymamak gerekir. Böyle bir yanıt, en iyi ihtimalle mevcut bilgilere dayanan bir tahmindir. Gerçek sonucu yalnızca deney ve gözlem ortaya koyar.

Elbette insanlar da yanılır. Ancak eleştirel düşünür, verilerin ötesine geçer ve birbirlerinin hatalarını ortaya çıkarırlar. Bilimin titizlik, tekrarlanabilirlik ve iş birliği üzerine kurulu olması da bu yüzden önemlidir.

Einstein da zihnini hazır yanıtlardan çok, zor problemler üzerinde uzun süre düşünerek geliştirdi. Minkowski’nin yetersiz bulduğu genç öğrenciden tarihin en büyük bilim insanlarından birine dönüşmesini sağlayan şey, bu zihinsel mücadeleden kaçmamasıydı. Ders ya da sınav sona erdiğinde geriye kalan en değerli şey zihninizdir. Onu geliştirme fırsatını yapay zekâya bırakmayın.


Bu yazı, Ethan Siegel’in Big Think’te yayımlanan “The Big Reason Einstein Would Never Have Used AI” başlıklı yazısından uyarlanmış, Türkçe için yeniden düzenlenmiş ve geliştirilmiştir.

Matematiksel

Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi’nin ardından Marmara Üniversitesi İngilizce Matematik Öğretmenliği bölümünden mezun oldum. Matematiksel.org’un kurucusu olarak matematik, bilim ve düşünce alanlarında içerik üretmeye devam ediyorum.

Bunlar da ilgini çekebilir