Ördek Sendromu: Neden Başkalarının İyi Yaşadığını Düşünürüz?

İş yerimizde her şeyi büyük bir titizlikle yapan oldukça sakin bir eleman vardır. Üniversitede hiç çalışmıyormuş gibi görünen, sürekli gezen ama sınavlarını başarı ile veren bir arkadaşımız. Ya da hiçbir ölçü kullanmadan dünyanın en lezzetli yemekleri yapan komşumuz.

Sosyal medya hesaplarımızı turlarken kendi kendimize söylendiğimiz çok olmuştur. “Nasıl bu kadar iyi bir hayat yaşıyor bu insanlar, oysa ben sürünme konusunda yılanlardan halliceyim!”. Bu örneklerden çok daha fazlasının zihninizde canlandığı ve bunları düşünürken. “Ben bu kadar çabalarken ve onlar hiçbir şey yapmazken neden aldıkları sonucun yarısını bile elde edemiyorum?

Bunu onlardan daha fazla hak ediyorum!” diyerek sitem ettiğimiz aşikar. Bu yazı, dışarıdan “en” nitelendirmesiyle bahsettiğimiz insanların da aslında bizden pek bir farkı olmadığını bilmeniz ve kendinizi suçlamayı bırakmanız için yazıldı. Keyifli okumalar!

Ördek Sendromu Nedir?

“Ördek sendromu”, hayatın dışarıdan mükemmel göründüğü, ancak aslında öyle olmadığı durumlarda kullanılan bir ifadedir. Resmi bir ruh sağlığı teşhisi olmamasına rağmen, ördek sendromu çoğunlukla üniversite veya lisansüstü öğrencilerinde tanımlanmıştı. Kişinin yüzeysel bir düzeyde tamamen sakin göründüğü, gerçekte ise çılgınca taleplere ayak uydurmaya çalıştığı durumu ifade eder.

Pek çoğumuz suyun üzerinde dans eder gibi yüzen ördekleri seyredip hayran kalmışızdır. Suyun üst kısmından bakarken herhangi bir problem olduğunu düşünmeyiz. Oysa ki esas karmaşıklık suyun altındadır. Ördek o küçük perdeli ayaklarını hızlıca çırparak suyla mücadelesini sürdürmeye çalışır.

İlk olarak Stanford Üniversitesi tarafından ortaya atılan ördek sendromu, öğrencilerin herhangi bir sıkıntı, depresyon, kendinden şüphe etme kaygılarını bastırırken dışarıdan sakin görünebilme yeteneklerini ifade etmek için kullanılmıştır.

Mücadele etmeden veya çaba göstermeden başarma izlenimini başkalarının özellikle bilmesini isteyecekleri şekilde görüntüleri yaymaya-yayınlamaya olanak sağlayan sosyal medya kullanımının yoğunlaşması da bununla ilgilidir. Örneğin bir üniversite öğrencisinin güzel bir filtre ile seyahat görüntülerini paylaşması ve akranları ile sosyalleşmesi, gece geç saatlere kadar kütüphanede kalmasını ya da projesi için yediği ret maillerini paylaşmasından daha olasıdır.

Aynı mantıkla etrafınızdaki insanların zahmetsizce yaşamaları, sınavlara girmeleri, stajlara katılmaları ve partilere gitmeleri esnasında dört sınavınız, dört saatlik uykunuzla birlikte üç projenizi yürütürken gezmelere çıkmanız biraz zor görünüyor. Tabii ki arkadaşlarınızın başarılı olduğunu görmeyi seviyorsunuz. Ancak siz, kişisel yetersizlik hissiyle ayakta kalmaya çabalarken herkes nasıl bu kadar mutlu ve rahat olmayı başarıyor?

Esas soru şu. “İnsanlar gerçekten göründüğü kadar mutlu, zengin, başarılı, rahat ya da mükemmel mi?”. Cevabı hepimiz biliyoruz: değiller. İnsanlar, günümüz “mükemmel olmaya zorlayan, mükemmel olmayanı dışlayan” dünyasına uyum sağlamak için şekilden şekle girmeye mecbur kalıyor. Bu durum yokuş aşağı yuvarlanan küçük bir kartopu gibi çoğumuzu içine katarak büyümeye devam ediyor.

Hepimiz, olmayı istediğimiz başkalarının da olduğunu zannettiğimiz muhteşem kareler içerisinde kayboluyoruz.

Stanford ördek sendromu veya çirkin ördek yavrusu sendromu olarak da adlandırılan ördek sendromu, resmen bir akıl hastalığı olarak kabul edilmez, ancak öncelikle üniversite öğrencilerinde tanımlanan bir fenomene atıfta bulunur.
  • İş yerinizde her şeyi büyük bir titizlikle yapan ve oldukça sakin görünen o eleman sabahlara kadar bir sorun çıkmaması için çalışıyor. Ancak siz ortak olmayan bu süreci görmüyorsunuz.
  • Üniversitede tüm mekânları bilen ama notları da AA altına düşmeyen o arkadaşınız bütün verimli ders çalışma taktiklerini zorluklarla öğrendi. Ayrıca ders çalışmak için ayırdığı vakitte sadece ders çalışıyor.
  • Tüm yemeklerini lezzetli yapan komşunuz o raddeye gelene kadar pek çok kez yemeğini yaktı. Aslında pek çok kişiden olumsuz eleştiri aldı.
  • Sosyal medya hesabında kamp yaptığını paylaşan arkadaşınız ailesiyle büyük bir tartışma yaşadı ve evden ayrıldı. Ancak elbette siz bu olaydan haberdar değilsiniz.
  • En başarılı cerrah seçilen o tıp doktoru, pek çok güzel şeyden vazgeçerek yıllarını kariyerine adadı.

“Buzdağının görünmeyen kısmı” sizin kendi içinizdeki yıkımları bilmeniz ama başkaları için -belki çok daha fazlasını yaşamış olmasına rağmen- bunu hissedememenizdir. Hiç kimsenin hayatı bir ördeğin suyun üzerindeki süzülüşü kadar hayranlıkla izlenesi değil. Kendinizi bir başkası gibi olmaya çalışmaya zorlamak, suyun altındaki ayaklara yapacağınız en büyük kötülük olur. Sağlıcakla…



Kaynaklar ve İleri Okumalar:


Dip Not:

Matematiksel, 2015 yılından beri yayında olan ve Türkiye’de matematiğe karşı duyulan önyargıyı azaltmak ve ilgiyi arttırmak amacıyla kurulmuş bir platformdur. Sitemizde, öncelikli olarak matematik ile ilgili yazılar yer almaktadır. Ancak bilimin bütünsel yapısı itibari ile diğer bilim dalları ile ilgili konular da ilerleyen yıllarda sitemize dahil edilmiştir. Bu sitenin tek kazancı sizlere göstermek zorunda kaldığımız reklamlardır. Yüksek okunurluk düzeyine sahip bir web sitesi barındırmak ne yazık ki günümüzde oldukça masraflıdır. Bu konuda bizi anlayacağınızı umuyoruz. Ayrıca yazımızı paylaşarak da büyümemize destek olabilirsiniz. Matematik ile kalalım, bilim ile kalalım.

Matematiksel

Gamze Dönmez

Okumayı pek çok eyleme tercih eden, araştırmayı, öğrenmeyi, öğretmeyi ve yeniden öğrenmeyi önemseyen, amatör olarak öykü yazarlığı yapan, Türkçeyi çok seven bir ilköğretim matematik öğretmeniyim. Öğrenme psikolojisi, gelişim psikolojisi, olasılık, geometri ve mantık çokça dikkatimi çeken alanlardan. Merak uyandırıp geri çekilmenin merak gidermekten daha değerli olduğunu düşünüyorum. Bilimin, bilmenin ve bilenin gücüne inanıyorum. Paylaşmak güzeldir!
Başa dön tuşu