DOĞA BİLİMLERİ

İnsanlık Bir Anda Ortadan Kaybolursa Ne Olur?

Binlerce yıldır üzerinde yaşantılarımızı sürdürdüğümüz, tüm insanların ortak ve bilinen tek evi olan bu mavi gezegen tarih boyunca insanlık tarafından sürekli değişikliğe uğratıldı. Yemyeşil ovalar artık beton bloklarla kaplı. Temiz havaya karbondioksit karıştı. Denizlerimiz plastik atıklarla dolu. Tüm bu zararlı etkilerin dışında yaşadığımız gezegene elbette olumlu katkılarımız da oldu. Kısacası, insanın dünya ile olan etkileşimi hem olumlu hem de olumsuz açıdan uzun zamandır devam ediyor. Bu yüzden insanın bir anda ortadan yok olduğu bir dünyayı hayal etmek oldukça zor. Fakat bu senaryo üzerine düşünürsek ve onu bilimsel temellere dayanırsak kurguladığımız dünya neye benzerdi? Bu soruyu daha net bir şekilde sormak gerekirse:

Şu anda insanlık yok olursa dünyamızın hali nasıl olurdu?

İlk olarak insanlarla beraber günümüz insanlarının temel ihtiyacı olan elektrik de ortadan kalkardı. Şehirlerimizdeki tüm ışıklar söner ve geceleyin gezegenimiz sadece Ay’ın yansıttığı ışık sayesinde aydınlanabilirdi. Ayrıca tüm dünyadaki elektriğin kesilmesiyle gürültü kirliliğine neden olan ve doğal hayata zarar veren bir çok unsur (fabrikalar, iş makineleri gibi) işlemini yerine getiremez hale gelirdi. Aynı zamanda yeraltı suları kontrol altına alınamayacağından yeraltına inşa ettiğimiz metro istasyonları suyla dolardı.

Doğa, insanlar olmadan gezegendeki üstünlüğünü yeniden kazanır. Betondan yapılan yapıların bu durumda hiç şansı yoktur.

İnsanlığın yok oluşundan, insana ihtiyaç duyan birçok canlı oldukça olumsuz etkilenirdi. Evcilleştirdiğimiz kedi ve köpekler doğal yaşama uyum sağlayamayacağı için açlık sorunu çeker ve bir süre sonra yaşamlarını yitirirlerdi. Yetiştirdiğimiz bitkilerimiz su ve besin ihtiyaçlarını saksıdaki topraktan sağlayabilecekleri için onlar hayvanlara göre daha uzun dayanırlardı. Ama eninde sonunda onlar da solarlardı. Ayrıca çiftliklerdeki veya akvaryumlardaki hayvanlarımızın, botanik bahçelerinde sergilenen bitkilerin sonu da çok farklı olmazdı.

İnsanlığın yok oluşundan tahmini bir ya da bir buçuk ay sonra bakım yapılmadığı için nükleer santrallerde birçok kontrolsüz zincirleme tepkime gerçekleşir ve en sonunda bu santraller patlardı. Santraller bulundukları bölgelere radyoaktif maddeler yayar ve bunun sonucunda o bölgeler birer Çernobil’e dönüşürdü. Bunun sonucunda da o bölgelerdeki ekolojik yaşam kısa zamanda yok olurdu. Nükleer felaketin gerçekleşmediği yaşam alanlarında ise ortaya çıkan istilacı türler o yaşam alanındaki birkaç türü ortadan kaldırırdı.

Kedilerimiz ve köpeklerimiz de vahşi doğada kendi başlarının çaresine bakabilirler. Ancak bu ortama ya ayak uydurmak zorunda kalırlar ya da daha gelişmiş avcılar tarafından yok edilirler. Ürettiğimiz çöplerle beslenen sıçan ve hamamböceği popülasyonunda da ciddi bir düşüş olacaktır. Ancak elbette birkaç yüz yıl sonra, hayvan türleri arasında denge kurulacaktı.

İnsanların yok oluşundan bir yıl sonra

Yok oluşumuzun yıl dönümüne doğru, yörüngede belirli bir süratle dönmeleri gereken uydular, insan denetimi olmayacağı için zamanla gezegenimizin çekim gücünü kapılırdı. Bunun sonucunda da yeryüzüne düşerlerdi. 25-30 yıl sonra ise terk edilmiş şehirlerimizdeki kaldırım taşlarının arasından bitkiler filizlenmeye başlardı. Bunun sonucunda beton yapılarımız bitki örtüsüyle kaplanırdı. Bitkiler gerekli ortamı sağladıktan sonra hayvanlar yeşeren alanlara yeniden yönelirdi. Sonrasında da o alanları habitatları olarak benimserlerdi. Hayvanların faaliyetleri bitkilerin tohumlarının daha geniş alanlara ulaşmasını sağlar ve yeşil alanlar da hızla genişlerdi.

Ortadan kaybolmamızdan 300 yıl sonra arkamızda bıraktığımız eserlerimizde birer birer yıkılmaya başlardı. Korozyondan ve doğal etkilerin neden olduğu diğer tahribatlardan dolayı metal yapılarımız eskir ve sağlamlıklarını kaybederlerdi. Eyfel Kulesi, Empire State Binası gibi birçok yapı yıkılırdı. Lakin günümüzden binlerce yıl önce doğal malzemeler ile inşa edilmiş Mısır piramitleri gibi eserler bugüne kadar sağlam kalabildikleri gibi bu yıkım sürecinden de sağ çıkabilirlerdi.

İnsanlığın kaybolmasından 500 yıl sonra

Nihayetinde kontrolü doğa ele geçirdiğinde, yeryüzü eskiden olduğu gibi bataklıklar tarafından kaplanırdı. Hem su hem de kara canlılarına yaşam alanı sunan bataklıklar yerküre genelinde doğal yaşamın tekrar kurulmasında kilit rol oynarlardı. Yerküre geneline yine binlerce yıl önce olduğu gibi ormanlar hakim olurdu. Dünyanın farklı yerlerindeki biyomlar yeni nesil canlılara ev sahipliği yaparlardı. Okyanuslardaki alg türü canlılar ve ormanlar sayesinde havadaki karbondioksit-oksijen oranı zamanla olması gereken düzeye gelirdi. Lakin bu oranın insan öncesi zamanki düzeye gelmesi tahmini 65 bin yılı alırdı. En nihayetinde doğa kendini yenilemeyi eskiden olduğu gibi tekrar başarırdı.

Son söz olarak unutulmamalıdır ki insanlık bu mavi gezegenin bir parçasıdır. Eğer biz bulunduğumuz gezegene sırtımızı çevirmez isek bu gezegeni, bu doğayı tüm canlılar için daha yaşanılabilir hale getirebiliriz. Lakin doğa ile ters düşmeye devam edersek nihayetinde sonuçları bizim için iyi olmayacaktır. Hubert Reeves’in dediği gibi ” Doğayla savaş halindeyiz.. Eğer kazanırsak kaybedeceğiz.”

Kaynakça:

Matematiksel

Kamil Anıl

Cevaplardan çok sorulara merak duyan ve çok soru soran eğitim hayatını ODTÜ'de sürdüren bir talebeyim. Ayrıca bilim ve matematiğin uçsuz bucaksız olduğuna ve herkese ulaşabileceğine inanmaktayım. Yeter ki ne kadar zaman geçerse geçsin "hala öğreniyorum" diyebilelim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu