Sanat ve Edebiyat

Christina’nın Dünyası Bize Ne Anlatıyor?

Resim sanatı, özlem, duygu ve düşüncelerin belli estetik kurallar çerçevesinde iki boyutlu bir düzlem üzerine yansıtılmasına dayalıdır. Bu nedenle resmi matematikten, matematiği de resimden ayırmak olası değildir. Resimde bazen sorular sordurur tıpkı matematik gibi. Sizlere Andrew Wyeth ve Christina’dan bahsedelim bu seferde…

Amerikan resim sanatının ikonu haline gelmiş bu yapıtla ilk kez karşılaşan herkes, şu ya da bu nedenle ondan etkilenir. Peki, ama bu resimde insanları etkileyen nedir? Ön planda pembe giysisi içinde bir kız uzakta görünen evine doğru yönelmiş. Ama duruşunda bir tuhaflık var gibi. Pozisyonundaki iğretiliği derhal fark ediyoruz. Issızlıkta tek başına ne yapmaktadır? Tarla neden önüne bir engel gibi dikilmektedir?

Tarladaki her bir ot çizilmiştir. Bu da aradaki uzaklığı daha da belirgin hale getirir. Bunca ayrıntıya rağmen yine de minimalisttir. Sembolizm ile realizmin bir bileşimi gibidir. Figürlerin düzeni (komposizyonu) da çarpıcıdır. Evlerin uzaklığı ve resmin kenara olan yakınlığı, Christina figürünün iğreti duruşu, renklerin azlığı, resmin iki boyutlu bir hava vermesi. Tablo adeta sihirli gibidir.

Resim, bu soruların yanıtını vermiyor, ama soruları sorduruyor. Kızın bir trajedinin içinde olduğunu düşündürüyor bazılarına. Öte yandan bir umudu, enerjisi var gibidir. Önüne çekilen seti ha aştı aşacak gibi bir hali vardır. Tek gördüğümüz zayıf kolları, otları kavramış boğumlu parmakları, siyah saçları ve o iğreti pozudur.

Andrew Wyeth Ve Christina’nın Dünyası

Andrew Wyeth, “Christina’nın Dünyası”nı 1948’de çizdi. Onu bu resmi çizmeye iten dürtü babasının 3 yıl önce trajik bir trafik kazasında yaşamını yitirmesiydi. Andrew Wyeth’in babası N. C.Wyeth başarılı bir ressam ve illüstratördü. Kendisi özellikle de Define Adası ve Robin Hood gibi kitaplara yaptığı illüstrasyonlarla tanınmıştı. Bütün çocuklarını sanata yönlendirmiş ve sonucunda aileden tam on dört önemli ressam çıkmıştı.

Bunlar arasında en tanınmışı Andrew Wyeth idi. Andrew, genç yaşlardan itibaren ortaya çıkan olağanüstü yeteneği ve bağımsız ruhuyla kendi yolunu buldu. Andrew’un yaptığı suluboyalar, henüz yirmi yaşındayken New York’ta bir galeride yer aldı ve başarılı oldu. Ancak babasının ölümü Andrew üzerinde derin bir etki yaratmıştı. O andan sonra eserleri daha trajik, daha ciddi ve hüzünlü olmaya başladı. Kendi sözleriyle, babasının ölümü Andrew’a sanatını icra etmek için bir gerekçe sağlamıştı.

Andrew’in hayatındaki bir başka önemli karakter eşi Betsey James’di.Andew’in evliği ve kariyeri el ele yürümüştür. Çünkü Betsey, babasının yerini almıştır. Her zaman kocasını destekleyen ve sanatçı kişiliğinden ödün vermeden bildiği yolda yürümesini sağlayan da odur.

Andrew, 1948 yazında Maine Eyaletine dinlenmek için gelmişti. Christina Olsen ile orada tanıştı. O ve kardeşinin yaşadığı evin üst katını stüdyo olarak kullanmaya başladı. Bir gün Andrew Christina’nın tepe boyunca sürünerek eve ulaşmaya çalıştığını gördü.

Christina’nın Dünyası Neyi Anlatmaya Çalışıyor?

Christina, teşhis edilemeyen bir kas hastalığının kurbanıydı ve hareket kabiliyetini gün geçtikçe yitiriyordu. O sıralarda belden aşağısı felç olmuştu. Bu nedenle sadece kollarının gücüyle hareket ediyordu. O gün de odasını süslemek üzere topladığı çiçeklerle eve ulaşmaya çalışıyordu.

Aylar boyunca tepedeki saplarının sonu gelmez örüntüsünü boyadı. Sonra, nihayet zirvedeki evlerden çoğunu kaldırarak sadece ikisini bırakmaya karar verdi. Christina’yı da sırtı bize dönük, gayret sarf eden kollar, otları kavrayan eller ve ölü bir çift bacakla, siyah saçları rüzgârda dalgalanırken boyamaya karar verdi. İşin ilginç tarafı, bu resimde Christina’ya ait olan tek şey elleri ve kollarıydı. Sonunda resmi bitirdiğinde büyük bir yorgunluk ve tükenmişlik duygusu kapladı içini. Resmi götürüp evin bir duvarına astı, hiç kimse dikkat bile etmedi ona…

Babasının ölümünden sonra, 1940’ta yaptığı “Kış” adlı bu resimde, Andrew, gölgesinden kaçan gencin kendisi olduğunu söylemiştir.

Resim hakkında hiç kimse yorum yapmadı. Hatta karısı resmi beğenmemişti bile. Andrew, aylar sonra çok fazla iki boyutlu bulduğu bu resmini diğer yapıtlarının arasına katarak New York’taki küçük bir galeriye gönderdi. Birkaç gün içinde New York sanat borsası bu resmin söylentileriyle çalkalanıyor. Herkes bu resmi görmeye geliyordu. İki hafta sonra resmi Ulusal Metropolitan Müzesi satın aldı.

Kısa zamanda Christina’nın Dünyası müzenin en çok ilgi gören yapıtı olmayı başardı. Resmin bugünkü değeri milyonları geçmektedir. İnsanlar bu resimde kendilerinden ne buluyorlarsa, onu çok sevdiler. Bu durum Christina’yı da şaşırtıyordu. Bir gün Andrew ona resmin sembolik anlamını açıkladığında Christina’nın yanıtı: “Bu insanların hepsi aptal,” demek olmuştu.

Anna Christina’nın bir başka portresi

Bu başarıyı elde ettiğinde Andrew sadece otuz bir yaşında, orta halli bir ressamdı. Bu başarıdan iki yıl sonra ciddi bir enfeksiyon geçirdi ve akciğerlerinden biri alındı. İyileşme sürecinde hasar gören omzunu bir süre hiç kullanamadı. 1960’tan 1970’e kadar sadece birkaç kilometre ötesinde yaşayan iki aileyi konu edinen resimler yapmaya başladı.

Andrew Wyeth’in Son Dönemi

Andew 1986’da herkese büyük bir sürpriz yaptı On beş sene boyunca Helga adında bir kadının giyinik ve çıplak resimlerini yaptığı anlaşıldı. Andrew, bu resimleri herkesten, özellikle de karısından gizlemişti. Karısı resimleri gördüğünde beklendiği gibi aşırı bir tepki göstermedi.

Helga Resimleri, Alman model Helga Testorf’un 240’tan fazla resim ve çiziminden oluşan bir seridir ve Andrew Wyeth tarafından yapılmıştır.

Yetmiş yılın üzerindeki sanat kariyeri boyunca Andrew Wyeth hem çok sevildi hem de çok tartışıldı. Bir eseri bir Amerikan müzesi tarafından yaşayan bir sanatçıya ödenen en büyük miktar olan elli üç bin dolardan satın alındı. Ancak, sanat tarihçisi Robert Rosenbloom’a Amerika’nın en çok şişirilen ve en çok haksızlığa uğramış sanatçısı kimdir diye sorulduğunda iki soruyu da “Andrew Wyeth” diye yanıt vermiştir.

Andrew her zaman kendini aşmaya çalıştığını ve daima güç olanı tercih ettiğini söylemiştir. Yapıtlarını çok zor bir teknik olan ve yağlıboyanın keşfinden önce Orta Çağ ressamları tarafından kullanılan tempera tekniği ile yapıyordu. Tempera, boya pigmentlerinin doğrudan yumurta sarısıyla karıştırılması ile elde edilen bir boyaydı. Bu tekniğin gece resimlerine uygun olmadığı kendisine söylendiğinde, ilk iş olarak bir gece resmi yapacak kadar da cüretkardı.

Andrew Newell Wyeth 1917- 2009

Kendisine yöneltilen bütün eleştiriler ve görmezden gelmelere karşın, yaşayan sanatçılar arasında en çok sevilen, takip edilen ve hayran olunanlardan biri olmayı başarmıştı. Bir gece uykusunda öldüğü güne kadar resim yapmaya ve kendini aşmaya devam etmiştir. Andew Wyeth, kaderin bir cilvesi olarak Christina’nın Dünyası’nı yaptığı noktaya gömülmüştür. Ayrıca mezar taşında kendisiyle ilgili hiçbir tanımlayıcı sıfat bulunmaz.



İleri okumalar için:

Matematiksel

SİNAN İPEK

Yazar, çizer, düşünür, öğrenir ve öğretmeye çalışır. Temel ilgi alanı Bilimkurgu yazarlığıdır. Bunun dışında Matematik, bilim, teknoloji, Astronomi, Fizik, Suluboya Resim, sanat, Edebiyat gibi konulara ilgisi vardır. Ara sıra sentezlediklerini yazı halinde evrene yollar. ODTÜ Matematik Bölümü mezunudur ve aşağıdaki başarılarıyla gurur duyar:TBD Bilimkurgu Öykü yarışmasında iki kez birincilik, 2. Engelliler Öykü yarışmasında birincilik, Ya Sonra Öykü Yarışması'nda finalist, Mimarlık Öyküleri Yarışması'nda finalist, 44. Antalya Altın Portakal Belgesel Film Yarışmasında finalist. Ithaki yayınları Pangea serisinin 5. üyesi "Beyin Kırıcı" adlı bir romanı var. https://www.ilknokta.com/sinan-ipek/beyin-kirici.htm
Başa dön tuşu