Astronomi ve kozmoloji gibi alanlar insanı evrenin merkezinden uzaklaştırmada öncü rol oynuyorsa, diğer bilimler de çok geride değildir. İnsanı özel kılan son sığınak neredeyse yalnızca özgür iradedir. Ne var ki, bu da yakında elden gidebilir.

1788’de filozof Immanuel Kant, özgür irade sorununu Tanrı ve ölümsüzlükle aynı düzleme koymuştu. Ona göre bunlar, insan aklının erişemeyeceği üç konuydu. Ancak Kant yanılıyor olabilir. Sinirbilimciler yavaş yavaş perdenin aralanabileceğini göstermeye başladı. Özgür irade yanılsamasında ilk ciddi gedik, Benjamin Libet tarafından açıldı
1970’lerin sonlarında Libet, Nobel ödüllü fizyolog John Eccles ile özgür irade üzerine yapılan bir yuvarlak masa tartışmasına katılmıştı. Eccles, gönüllü bir eylemden önce ortaya çıkan bir beyin sinyalinin, eylemden bir saniye ya da daha önce başladığını gösteren yeni bir bulgudan söz etti.
O dönemde Eccles, her gönüllü eylemin bilinçli özgür irade tarafından başlatıldığına inanıyordu. Libet ise bunun bir inanç beyanı olduğunu hemen fark etti. Yanibunu destekleyen bir kanıt yoktu. Böylece kanıtın peşine düştü.

Benjamin Libet Deneyi Nedir?
Libet, bir grup gönüllüyü deneye aldı, başlarına ve bileklerine elektrotlar yerleştirdi ve onlardan son derece basit bir görev yapmalarını istedi. Bir saate bakacak ve canları ne zaman isterse bileklerini oynatacaklardı. Ardından, hareketi yapma niyetinin ilk kez ne zaman bilince çıktığını bildireceklerdi.
Libet, kafa derisine yerleştirilen elektrotlarla hazırlık potansiyeli olarak adlandırılan ve giderek yükselen beyin sinyalini kaydetti. Bileğe takılan elektrotlar ise kasın tam olarak ne zaman harekete geçtiğini milisaniye hassasiyetinde belirliyordu.
Denekler, hareket etme niyetlerinin farkına vardıkları anı bildirdiklerinde, bu farkındalığın her zaman hareketten önce geldiği görülüyordu. İlk bakışta her şey yolunda gibiydi.

Asıl çarpıcı olan bulgu ise bundan sonra ortaya çıktı. Beynin hareket için yaptığı hazırlık, bilinçli niyetten çok daha önce başlıyordu. Hazırlık potansiyeli, hareketten yaklaşık yarım saniye önce yükselmeye başlıyor; denekler ortalama olarak, hareket etmeye karar verdiklerinin farkına varmadan yaklaşık 350 milisaniye önce beyin süreci çoktan devreye girmiş oluyordu.
Kişi bilinçli bir niyet hissettiği anda, beyin zaten eylemi başlatmak üzere tüm hızıyla ilerliyordu. Başka bir deyişle, bilinçli olarak verildiği sanılan karar, o hareketi başlatan karar değildi.
Bu sonuç Libet’i derinden sarstı. İnsan özgür iradesini bütünüyle kaybetmemek için bulabildiği tek çıkış yoluna yöneldi. Ona göre, hareket etme niyetinin bilince ulaşmasıyla eylemin gerçekleşmesi arasında kısa da olsa bir zaman aralığı vardı ve bu aralıkta kişi devreye girebilirdi. Beyin bir hareketi başlatmaya hazırlanmış olsa bile, kişi bilinçli bir kararla bu eylemi durdurabilirdi. Libet, özgür iradenin tam olarak bu “veto etme” yetisinde ortaya çıktığını ileri sürdü.
Libet Deneyi Sonucundan Ne Anlamalıyız?
Bazı araştırmacılar, bilince ya da “benliğe” dair yaygın sezgimizin sorunlu olabileceğini öne sürer. Günlük deneyimimizde kendimizi, beyinden ayrı bir “ben” olarak düşünür ve kararları bu benliğin verdiğine inanırız. Eylemlerimizin gerçek yazarı olduğumuzu hissetmemizin nedeni de budur.
Ancak davranışlara fiilen yol açan tek fiziksel yapı beyindir; dünyada nedensel etki yaratabilen şey nöronal süreçlerdir. Bu açıdan bakıldığında, niyetin beyin etkinliğinin başlangıç noktası değil de onun bir sonucu olarak ortaya çıkması aslında şaşırtıcı değildir.
Buna karşın Libet’in deneyine ikna olmayan çok sayıda araştırmacı da vardır. Eleştiriler farklı noktalarda yoğunlaşır. Örneğin bileği bükmenin gerçekten bir “karar” olup olmadığı sorgulanır; çünkü ortada anlamlı bir alternatif yoktur. Ayrıca insanların niyetlerinin ortaya çıktığı anı milisaniye hassasiyetinde doğru biçimde raporlayabilip raporlayamayacağı da kuşkuludur.
Bu nedenle bazı şüpheciler, deneyin sonuçlarının abartıldığını ve aslında büyük bir meseleden ziyade önemsiz bir ölçüm sorunuyla karşı karşıya olunduğunu savunmuştur.
Buna rağmen Libet’in temel bulguları daha sonraki çalışmalarda tekrar edilmiştir. Bu bulgular, bilinçli karar verme deneyiminin sürecin en başında değil, daha geç bir aşamasında ortaya çıktığını düşündürür ve özgür irade tartışmasını daha da karmaşık hâle getirir.
Sonuç Olarak;
Libet’in klasik çalışması özgür irade sorununu kesin olarak çözmese de, pek çok zeki insanı derinlemesine düşünmeye sevk etti. Araştırmacılar ise Libet’in izinden giderek giderek daha yaratıcı deneyler tasarladı.
Bu süreçte önemli ve heyecan verici sorular gündeme geldi. Gönüllü bir eylemin oluşmasına hangi beyin süreçleri yol açar? Kendimizi bir eylemin faili olarak nasıl algılarız? Özgür irade, yaptıklarımızdan sorumlu tutulmamız açısından ne anlama gelir? Bir karar verdikten sonra fikrimizi nasıl değiştiririz?
Araştırmacılar, bu büyük felsefi soruya kesin bir yanıt vermenin mümkün olmayabileceğini kabul etmek zorunda kaldı. Buna rağmen, bilişsel sinirbilim ve gönüllü kararlar alanı, Libet ve onu izleyenlerin bu kadim felsefi problemi bilimsel yöntemlerle ele alma cesareti sayesinde bugün her zamankinden daha canlı, daha ilgi çekici ve daha incelikli bir hâle gelmiş durumda.
Kaynaklar ve ileri okumalar:
- Çetingül, Nursena. “Benjamin Libet’in ‘Özgür İrade Deneyi’, Bilimsel Eleştirileri ve Kelâmî Perspektifi”. Kader 21/1 (Haziran 2023), 320-349.https://doi.org/10.18317/kaderdergi.1284040
- How a Flawed Experiment “Proved” That Free Will Doesn’t Exist. Yayınlanma tarihi: 6 Aralık 2019. Bağlantı: How a Flawed Experiment “Proved” That Free Will Doesn’t Exist
Matematiksel





