Matematik

Antik Mısır Sanatında Neden Herkes Aynı Görünüyor?

Antik Mısır hükümdarlarının birbirinden farklı göründüğünü mumyalarından biliyoruz. Öyleyse resim ve heykellerdeki figürler neden birbirine bu kadar benzer?

Antik Mısır mezarlarında ve tapınaklarında gördüğümüz insan figürleri çoğu zaman birbirine benzer. Başlar yandan, gözler ve omuzlar önden, bacaklar ise yine yandan gösterilir. Firavunlar çoğunlukla genç, güçlü ve kusursuz görünür. Aynı duruşlar, oranlar ve hareketler yüzyıllar boyunca tekrar eder.

İlk bakışta bu benzerliği sanatçıların insan bedenini gerçekçi biçimde çizememesiyle açıklayabiliriz. Oysa Antik Mısır sanatçıları insanları, hayvanları ve doğayı dikkatle gözlemliyordu. Özellikle kuş, balık ve bitki tasvirlerindeki ayrıntılar, gözlem yeteneklerinin ne kadar gelişmiş olduğunu gösterir.

Antik Mısır Sanatının Amacı Neydi?

Günümüzde sanatçıların başarısını çoğu zaman özgün üsluplarıyla değerlendiriyoruz. Bir sanatçının eserini, konu kadar kullandığı renklerden, çizgilerden ve biçimlerden de tanıyabiliyoruz. Antik Mısır’da ise sanatçılar kişisel üsluptan çok eserin işlevine önem verdi.

Mezar ve tapınak sanatının amacı yalnızca izleyicide estetik bir etki yaratmak değildi. Bu eserler dinsel törenlerin, krallık düzeninin ve ölümden sonraki yaşam inancının bir parçasıydı. Mısırlılar, bir kişiyi ya da nesneyi doğru biçimde temsil ettiklerinde onun varlığını sürdürmesine katkı sağladıklarına inanıyordu.

Antik Mısır Sanatı
Mezar sanatında ölen kişi çoğunlukla hayatının en güçlü ve sağlıklı döneminde gösterilirdi. Çevresinde ise öteki dünyada rahat bir yaşam sürmek için ihtiyaç duyacağı aile üyeleri, hizmetkârlar, yiyecekler ve gündelik eşyalar yer alırdı.

Bu nedenle mezar duvarlarına ölen kişinin ailesini, hizmetkârlarını, yiyeceklerini ve gündelik işlerini resmettiler. Böylece yalnızca geçmişte yaşananları anlatmadılar; ölen kişinin öteki dünyada ihtiyaç duyacağı düzeni de devam ettirmeyi amaçladılar.

Tapınaklarda ise hükümdarları tanrılara adak sunarken, ibadet ederken ya da ülkenin düşmanlarını yenerken gösterdiler. Bu sahneler, kralın tanrılarla kurduğu bağı ve Mısır’daki düzeni koruma görevini vurguluyordu.

Sanatçılar bu yüzden figürleri açık, eksiksiz biçimde çizdi. Geçici yüz ifadeleri ya da alışılmadık bakış açıları yerine, kişinin kimliğini ve statüsünü belirginleştiren yerleşik biçimleri kullandılar.

İnsan Bedeni Neden Farklı Açılardan Çizildi?

Antik Mısır sanatçıları insan bedenini tek bir bakış açısından çizmedi. Her bölümü, en kolay tanınacağı açıdan gösterdi. Baş ve burun profilden görünürken gözü önden çizdiler. Omuzları ve göğsü önden, beli ve bacakları ise yandan gösterdiler.

Görselde başı tam boy bir böcek olarak temsil edilen tanrı Khepri bir tahtta oturuyor.

Sanat tarihçileri bu yönteme “bileşik görünüş” adını verir. Gerçek bir insan tek bir noktadan bakıldığında bu biçimde görünmez. Ancak Mısırlı sanatçı, bedeni gözün gördüğü şekliyle değil, zihin tarafından en kolay anlaşılacağı biçimde düzenliyordu.

Ayakların birbirine benzemesinin nedeni de aynı anlayıştır. Sanatçılar çoğu zaman iki ayağı da iç taraftan görülecek biçimde çizdi. Bu nedenle her iki ayakta da başparmak görünür ve figürün iki aynı ayağı varmış gibi bir izlenim oluşur.

Sanatçılar nesnelerde de benzer bir yöntem kullandı. Bir masanın ayaklarını yandan, üst yüzeyini ise yukarıdan gösterebildiler. Bir göleti yukarıdan çizerken çevresindeki ağaçları yandan resmettiler. Böylece tek bir bakış açısından görülmesi mümkün olmayan ayrıntıları aynı sahnede bir araya getirdiler.

Figürlerin Oranları Nasıl Belirleniyordu?

Antik Mısır sanatçıları insan bedenini gelişigüzel oranlarla çizmedi. Önce yüzeye yatay ve dikey çizgilerden oluşan bir ızgara yerleştirdi, ardından figürün beden bölümlerini bu çizgilere göre konumlandırdı.

Eski Krallık döneminden itibaren sanatçılar, ayak tabanı ile saç çizgisi arasındaki mesafeyi 18 birime ayırdı. Dizleri, kalçayı, dirsekleri ve omuzları belirli çizgilere denk getirdi. Böylece bir figürü küçük ya da büyük çizerken aynı temel oranları korudular.

Bu sistem, kişilerin gerçek beden özelliklerini ikinci plana itti. Kişi uzun, kısa, zayıf ya da kilolu olsa bile sanatçı onu çoğu zaman yerleşik oranlara göre gösterdi. Bu durum özellikle kralların ve seçkin kişilerin birbirine benzemesine katkı sağladı.

Antik Mısır Sanatı
Izgara yalnızca ayakta duran figürlerde kullanılmıyordu. Oturan veya yatay biçimde gösterilen figürlerin yerleşiminde de benzer kılavuzlar vardı.

Ancak oran sistemi her dönemde aynı kalmadı. MÖ 14. yüzyıldaki Amarna Dönemi’nde sanatçılar uzun yüzler, ince boyunlar, belirgin karınlar ve farklı beden oranları kullandı. Daha sonraki dönemlerde de ızgara sistemini değiştirdiler.

Mısır Sanatında Farklı Bir Perspektif Anlayışı Vardı

Antik Mısır sanatında figürlerin büyüklüğü, modern perspektifte olduğu gibi izleyiciye olan uzaklığı göstermez. Sanatçılar mekânı tek bir bakış noktasına göre derinleştirmek yerine, kişilerin önemini boyutlarıyla anlatırdı. Bu nedenle önemli figürleri diğerlerinden daha büyük gösterirlerdi. Sanat tarihinde bu yönteme “hiyerarşik ölçek” denir.

Bir firavun, aynı sahnedeki askerlerden ya da düşmanlardan birkaç kat büyük çizilebilirdi. Tanrılar, hükümdarlar ve mezar sahipleri çoğunlukla sahnenin en büyük figürlerini oluştururken eşler, çocuklar, hizmetkârlar ve işçiler daha küçük gösterilirdi.

Antik Mısır Sanatı
Antik Mısır sanatçıları resimlerin yanı sıra alçak ve yüksek kabartma tekniklerini de kullanıyordu.

Antik Mısır sanatçıları, özellikle kralları ve toplumun seçkin üyelerini ideal biçimde gösterdi. Bu kişileri gerçek yaşlarından ve fiziksel özelliklerinden bağımsız olarak genç, sağlıklı ve güçlü tasvir etti. Sanatçı, bireyin o andaki görünüşünü aktarmak yerine onun kalıcı kimliğini ve toplumdaki konumunu vurguladı.

Kâtip heykelleri ise farklı bir ideal anlayışını ortaya koyar. Kâtiplik, ağır beden gücü gerektiren işlerden uzak ve saygın bir meslekti. Bu nedenle oturan kâtip heykellerindeki yumuşak karın, geniş göğüs ve atletik olmayan beden bir kusuru değil; kişinin el emeğiyle çalışmak zorunda olmadığını ve ayrıcalıklı konumunu anlatıyordu.

Ancak sanatçılar herkesi aynı ölçüde idealize etmedi. İşçileri, hizmetkârları, çiftçileri ve yabancıları daha hareketli duruşlarla ve daha çeşitli beden özellikleriyle gösterdiler. Bazı eserlerde yaşlı, kilolu ya da belirgin fiziksel özelliklere sahip kişiler de yer aldı.

Sanatçılar Aynı Kuralları Nasıl Öğrendi?

Antik Mısır’da yazı ve sanat eğitimi büyük ölçüde tekrar ve örnek alma yoluyla ilerledi. Kireç taşı parçaları ve kırık çömlekler üzerine yapılan öğrenci alıştırmalarında bile bu kuralları görebiliriz. Öğrenciler daha eğitimin ilk aşamalarında bileşik görünüşü kullanmaya başlardı.

Tapınaklar ve devlet kurumlarıyla bağlantılı atölyelerde yetişen kâtipler ile sanatçılar, ortak görsel dili kuşaktan kuşağa aktardı. Bu sistem, farklı sanatçıların ürettiği eserlerin birbirine benzemesine neden oldu.

Okuma önerisi: Yüz Yılın Ardından Tutankhamun’un Laneti Hakkında Ne Öğrendik?


Kaynaklar ve ileri okumalar

Matematiksel

Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi’nin ardından Marmara Üniversitesi İngilizce Matematik Öğretmenliği bölümünden mezun oldum. Matematiksel.org’un kurucusu olarak matematik, bilim ve düşünce alanlarında içerik üretmeye devam ediyorum.

Bunlar da ilgini çekebilir