Kıyamet Argümanı, insanlığın olası sonunu öngörmeyi amaçlayan istatistiksel ve felsefi bir yaklaşımdır. Olasılık ilkelerini kullanarak, insanlığın yok oluşuna düşündüğümüzden daha yakın olabileceğini ileri sürer.

İnsanlık tarihi boyunca kıyamet senaryoları hiç eksik olmadı. Salgın hastalıklar, asteroid çarpmaları, savaşlar ya da toplumların çöküşü gibi pek çok olay, insanlığın sonunu getirebilecek ihtimaller olarak düşünüldü. Bu tür senaryolar genellikle fiziksel tehditlere ya da toplumsal çöküş belirtilerine dayanır.
Ancak bazı araştırmacılar çok daha farklı bir yol izler. Onlara göre insanlığın geleceği hakkında düşünmek için ille de bir salgını, savaşı ya da göktaşını incelemek gerekmez. Sadece matematiksel olasılık hesabı bile bize çarpıcı bir sonuç verebilir. “Kıyamet argümanı” olarak bilinen bu görüş, insanlığın zamanının sanıldığından daha sınırlı olabileceğini öne sürer.
Kıyamet Argümanı Nedir?
Gözlerinizin bağlı olduğunu ve karşınızda iki büyük çekiliş kutusu bulunduğunu düşünün. Her iki kutuda da 1’den başlayıp devam eden numaralı biletler var. Kutulardan birinde toplam 100 bilet, diğerinde ise 1 milyar bilet bulunuyor. Elinizi rastgele kutulardan birine uzatıyor ve bir bilet çekiyorsunuz. Biletin üzerinde 14 yazıyor.
Bu durumda bileti hangi kutudan çekmiş olmanız daha olasıdır? 100 biletlik kutudan mı, yoksa 1 milyar biletlik kutudan mı? Cevap 100 biletlik kutudur. Çünkü 1 milyar biletin içinden 14 gibi çok küçük bir sayı çekmek son derece düşük bir ihtimaldir. Eğer elinizi gerçekten 1 milyar biletlik kutuya sokmuş olsaydınız, 14 yerine çok daha büyük bir sayı çekmeniz beklenirdi.
Kıyamet argümanı bu mantığı insanlık tarihine uygular. Şimdiye kadar yaşamış ve yaşayacak bütün insanları doğum sırasına göre tek bir çizgiye dizdiğimizi düşünelim. Çizgiyi dört eşit parçaya ayırırsak, insanların dörtte biri çizginin ilk bölümünde, dörtte biri son bölümündedir. Geriye kalan yarısı ise çizginin ortadaki bölümünde yer alır.

Bugüne kadar yaklaşık 117 milyar insan yaşadı. Eğer biz insanlık tarihinin çok başında değil de daha ortalara yakın bir yerde yaşıyorsak, bizden önce gelen bu 117 milyar insan toplam insan sayısının yaklaşık yüzde 25’i ile yüzde 75’i arasında bir yere denk gelir. Bu hesaptan hareketle, insanlık tarihi boyunca yaşayacak toplam insan sayısının yaklaşık 156 ile 468 milyar arasında olabileceği hesaplanır.
Günümüzde dünyada yılda yaklaşık 132 milyon bebek doğduğu kabul edilirse, insanlığın bu toplam sayıya ne kadar sürede ulaşabileceği hesaplanabilir. Bu hesaba göre son insanın önümüzdeki 295 ile 2.659 yıl içinde doğma ihtimali yüzde 50’dir. Daha geniş bir olasılık aralığında ise son insanın önümüzdeki 98 ile 7.977 yıl içinde doğma ihtimali yüzde 80’dir.
Kıyamet argümanı temel olarak şunu söyler: Eğer biz insanlık tarihinin rastgele bir noktasında doğmuş sıradan insanlarsak, muhtemelen insanlık hikâyesinin en başında değiliz. Şu ana kadar doğmuş insan sayısına bakarak, insanlığın toplam süresi hakkında yaklaşık bir tahmin yapılabilir.
Kıyamet Argümanı Fikri Nasıl Ortaya Çıktı?
1969’da astrofizikçi J. Richard Gott III, o sırada sekiz yaşında olan Berlin Duvarı’nı ziyaret etti. Ziyareti sırasında da duvarın daha ne kadar ayakta kalacağını merak etti. Gott’un bu soruya cevap vermek için yalnızca tek bir varsayıma ihtiyacı vardı. Bu, ziyaretinin zamanlamasının özel olmadığı varsayımı idi.
Gott’un, duvarın ömrünün ortalarına denk gelen bir zamanda onu ziyaret etmiş olma ihtimali yüzde 50’ydi. Bu da duvarın o ana kadar ayakta kaldığı sekiz yılın, duvarın toplam ömrünün yüzde 25’i ile yüzde 75’i arasında bir bölümü temsil ediyor olabileceği anlamına geliyordu. Bu düşünce, ona sayısal bir tahmin yapma imkânı verdi. Berlin Duvarı’nın önümüzdeki 2,67 yıl ile 24 yıl içinde yıkılma ihtimali yüzde 50’ydi. Duvar 20 yıl sonra yıkılacaktı.
Gott, ilk olarak astrofizikçi Brandon Carter’ın ortaya koyduğu çalışmalardan geliştirilen kıyamet argümanının başlıca savunucularından biridir. Belki de astrofizikçilerin bu argümana ilgi duymasının nedeni, argümanın onların alanından gelen Kopernik ilkesi adlı bir kavrama dayanmasıdır.
İlkeye göre, aksi yönde özel bir neden yoksa, kendimizi özel değil, tipik varlıklar olarak görmeliyiz. Gezegenimiz nasıl sıradan bir galakside, ortalama bir yıldızın çevresinde dönen olağan bir kaya parçasıysa, Gott ve onun gibi düşünenler de bugünkü kuşağın tarihte olağanüstü ayrıcalıklı bir yere sahip olduğunu varsaymamamız gerektiğini savunur. Muhtemelen biz de ortalarda bir yerde bulunan sıradan gözlemcileriz.
İnsanlığın Ne Kadar Geleceği Kaldı?
Kıyamet argümanına birçok itiraz yöneltilmiştir. Pek çok kişi bu hesabın ilk bakışta mantıklı göründüğünü, ama aslında eksik ya da yanıltıcı olduğunu düşünür. Sorun şudur: Bu yanıltıcılığın tam olarak nerede başladığı konusunda herkes aynı fikirde değildir.
İlk itiraz, “kimleri hesaba katmalıyız?” sorusuyla ilgilidir. Neden yalnızca insanları hesaba katıyoruz? Neandertalleri de dâhil etmeli miyiz? Evrende başka zeki canlılar varsa onları da hesaba katmak gerekir mi? Görüldüğü gibi, “hangi varlıkları aynı gruba koyacağız?” sorusu sonucu ciddi biçimde değiştirir. Bu yüzden bazı düşünürlere göre insanlığın sonu hakkında yapılan bir tahmin, bu kadar belirsiz bir sınıra dayanmamalıdır.
İkinci itiraz, bu yöntemin geçmişe uygulandığında hatalı sonuçlar verebileceğini söyler. Diyelim ki çok eski çağlarda yaşayan bir insan da aynı mantığı kullandı. O kişi, kendi dönemine kadar yaşamış insan sayısına bakarak insanlığın çok yakında sona ereceğini düşünebilirdi. Oysa insanlık binlerce yıl daha varlığını sürdürdü. Aynı hesap geçmişte bizi yanıltabilecekse, geleceği tahmin ederken ona ne kadar güvenebiliriz?
Üçüncü itiraz ise daha basittir: Bir insanın doğum sırası dünyayı sona erdiremez. Dünyayı bir asteroid çarpması, nükleer savaş, salgın ya da iklim felaketi tehdit edebilir. Fakat bizim bugüne kadar doğmuş kaçıncı insan olduğumuz, bu tehlikelerin nedeni değildir. Bu yüzden bazılarına göre doğum sırası, insanlığın yok oluşu için gerçek bir kanıt sayılamaz.
Sonuç Olarak
Yine de kıyamet argümanını savunanlar, bu itirazların kesin bir çürütme olmadığını söyler. Onlara göre bu argüman, insanlığın sonunu haber veren bir kehanet değildir. Daha çok, insanın kendisini tarih içinde nerede gördüğünü sorgulatan olasılıksal bir düşünce deneyidir. Asıl mesele yalnızca “insanlık ne zaman sona erecek?” sorusu değildir.
Daha temel soru şudur. Sadece bugün var olduğumuz gerçeğinden ve insanlık tarihindeki yerimizden hareketle gelecek hakkında ne kadar güvenilir çıkarımlar yapabiliriz? Bu tartışma çözüme kavuşmasa bile, zaman, olasılık ve insanlığın geleceği hakkındaki varsayımlarımızı daha dikkatli düşünmemizi sağlar.
Kaynaklar ve ileri okumalar
- “Carter Catastrophe”: The Math Equation That Predicts The End Of Humanity. Yayınlanma tarihi: Kaynak site. Bağlantı: “Carter Catastrophe”: The Math Equation That Predicts The End Of Humanity
- Gott, J. Implications of the Copernican principle for our future prospects. Nature 363, 315–319 (1993). https://doi.org/10.1038/363315a0
Size Bir Mesajımız Var!
Matematiksel, matematiğe karşı duyulan önyargıyı azaltmak ve ilgiyi arttırmak amacıyla kurulmuş bir platformdur. Sitemizde, öncelikli olarak matematik ile ilgili yazılar yer almaktadır. Ancak bilimin bütünsel yapısı itibari ile diğer bilim dalları ile ilgili konular da ilerleyen yıllarda sitemize dahil edilmiştir. Bu sitenin tek kazancı sizlere göstermek zorunda kaldığımız reklamlardır. Yüksek okunurluk düzeyine sahip bir web sitesi barındırmak ne yazık ki günümüzde oldukça masraflıdır. Bu konuda bizi anlayacağınızı umuyoruz. Ayrıca yazımızı paylaşarak da büyümemize destek olabilirsiniz. Matematik ile kalalım, bilim ile kalalım.
Matematiksel



