Hayat boyunca düzenin önemini ve değerini öğreniriz. Çocukken odalarımızı toplu tutmamız öğütlenir, yetişkinlikte ise düzenli bir çalışma ortamı beklenir. Peki ya kusursuz derecede düzenli evler ve iş yerleri aslında bizi sınırlandırıyorsa? Ya yaratıcı ve özgün fikirler, tam tersine, biraz dağınıklık içinde filizleniyorsa?

“Dağınık mı yoksa düzenli mi daha iyidir?” sorusunda tarihsel olarak tercih çoğunlukla düzenli olandan yana olmuştur. Atasözlerinde bile, temizlik neredeyse kutsallıkla ilişkilidir. Ancak buna karşılık, düzensizliğin değerini savunan başka bir yaklaşım da vardır.
Dağınıklık, Yaratıcılık ve Zeka
Diyelim ki titiz bir yönetici, dağınık çalışma alanınız nedeniyle sizi azarlıyor. Hazırcevap bir karşılık olarak şunu söyleyebilirsiniz: “Dağınık bir masa dağınık bir zihnin göstergesiyse, boş bir masa neyin göstergesidir?”
Bu söz çoğu zaman yanlış biçimde Albert Einstein’a atfedilir. Oysa Einstein’ın çalışma ortamının gerçekten dağınık olduğu bilinir. 1955’teki ölümünden sonra çekilen fotoğraflar, etrafa saçılmış kâğıtları, üst üste yığılmış kitapları ve düzensiz eşyaları gösterir. Adeta bir karmaşa manzarasıdır.

Ancak bu karmaşadan, 20. yüzyılın en büyük entelektüel ve yaratıcı başarılarından bazıları doğdu. Einstein’ın çalışma ortamındaki düzensizlik, onun evrenin daha önce bilinmeyen sırlarını keşfetmesini engellemedi.
Mark Twain ve Steve Jobs da benzer biçimde dağınık çalışma alanlarında üretim yaptı. Görünen o ki bu düzensizlik onları durdurmadı. Asıl soru şu: Acaba onlara yardımcı mı oldu?
Dağınıklık İle Yaratıcılık Arasında Bir İlişki Var mı?
Bu konuda en sık başvurulan araştırma 2013 yılına uzanır. Minnesota Üniversitesi’nden Kathleen D. Vohs’un da yer aldığı üç pazarlama profesörü, düzen ve düzensizliğin insan davranışı üzerindeki etkilerini inceledi. Genel varsayımları şuydu: düzenli ortamlarda bulunan kişiler toplumsal kurallara daha çok uyarken, dağınık ortamlarda bulunanlar bu kuralların dışına çıkma eğilimi gösterir.
Bir deneyde katılımcılardan bağış yapmaları istendi. Düzenli bir odada bulunanlar, dağınık odadakilere göre iki katından fazla bağış yaptı. Deney çıkışında kendilerine elma ya da çikolata sunulduğunda da daha sağlıklı seçeneği tercih ettiler. Görünen o ki içinde bulunduğumuz ortam, toplumun “doğru” kabul ettiği seçimleri yapıp yapmayacağımızı etkilemektedir.
Peki yeterince dağınık bir ortam bizi kötü davranışlara mı sürükler? Düzeni korumazsak ahlaki bir çöküş mü yaşarız? Vohs ve çalışma arkadaşları bu soruya tek yönlü bir yanıt vermedi. Aksine, ikinci bir deneyle düzensizliğin bazı olumlu yönleri olabileceğini gösterdi. Uygun koşullarda, yaratıcılığı teşvik edebileceğini öne sürdüler.
Katılımcılardan pinpon topları için yeni kullanım alanları düşünmeleri istendi. Beklendiği gibi, dağınık odadakiler daha yaratıcı fikirler üretti. Çünkü yaratıcılık doğası gereği alışılmış kalıpların dışına çıkmayı gerektirir. Özgün düşünceler geliştirmek için bilinmeyene yönelmek gerekir. Düzensizlik de bu noktada, insanı geleneksel düşünce yollarından uzaklaştırarak bu süreci destekleyebilir.
Düzensiz Olmak da Düzenli Olmak Kadar Aslında Önemlidir
Bu, hayatı tamamen kontrolsüz bir karmaşaya dönüştürmek gerektiği anlamına gelmez. Asıl vurgulanan, düzensizliğin mutlak bir olumsuzluk olmadığıdır. Tıpkı düzen gibi, onun da bir işlevi vardır. Araştırmacılara göre hem düzen hem de düzensizlik, farklı psikolojik durumları harekete geçirir ve farklı sonuçlara katkı sağlar.
İngiliz iktisatçı Tim Harford da Messy: The Power of Disorder to Transform Our Lives adlı kitabında benzer bir sonuca ulaşır. Düzen arzusunun çoğu zaman faydalı olduğunu kabul eder. Dünyayı düzenli kategorilere ayırma eğilimi güçlüdür ve işlevseldir. Ancak çoğu zaman düzenin cazibesine kapılarak düzensizliğin değerini gözden kaçırırız.
Harford’a göre düzensizlik yalnızca fiziksel ortamla sınırlı değildir. Zihinsel ve duygusal yaşamımızda, iş dünyasında, siyasette ve insan ilişkilerinde de kendini gösterir. Bu kavram; ölçülmesi zor, plansız, doğaçlama, kusurlu, belirsiz ve çeşitli olanı kabul etmeyi içerir.
Kitapta, piyanist Keith Jarrett’ın 1975’teki Köln konseri örneği anlatılır. Jarrett, akordu bozuk, bazı tuşları ve pedalları çalışmayan bir piyanoyla karşılaşınca konseri iptal etmeyi düşündü.
Ancak sonunda sahneye çıktı. Bu kusurlu enstrümanla, tüm yeteneğini kullanarak benzersiz bir performans sergiledi. Sonuçta ortaya çıkan albüm, tarihin en çok satan solo caz kayıtlarından biri oldu.
Bu örnek, düzenin her zaman üstün olmadığını gösterir. Harford’un ifadesiyle, bazen dağınıklığın içinde de kendine özgü bir “büyü” bulunur.
Kaynaklar ve ileri okumalar:
- Is a Messy Desk a Sign of Genius? Here’s What the Science Says; yayınlanma tarihi: 3 Temmuz 2021;Kaynak site: DiscoveryMagazine. Bağlantı: Is a Messy Desk a Sign of Genius? Here’s What the Science Says;
- What Your Messy Desk Says About You (It’s a Good Thing); Kaynak site: Smithsinion. yayınlanma tarihi: 25 Eylül 2013; Bağlantı: What Your Messy Desk Says About You (It’s a Good Thing);/
- Vohs, K. D., Redden, J. P., & Rahinel, R. (2013). Physical Order Produces Healthy Choices, Generosity, and Conventionality, Whereas Disorder Produces Creativity. Psychological Science, 24(9), 1860-1867.
Size Bir Mesajımız Var!
Matematiksel, matematiğe karşı duyulan önyargıyı azaltmak ve ilgiyi arttırmak amacıyla kurulmuş bir platformdur. Sitemizde, öncelikli olarak matematik ile ilgili yazılar yer almaktadır. Ancak bilimin bütünsel yapısı itibari ile diğer bilim dalları ile ilgili konular da ilerleyen yıllarda sitemize dahil edilmiştir. Bu sitenin tek kazancı sizlere göstermek zorunda kaldığımız reklamlardır. Yüksek okunurluk düzeyine sahip bir web sitesi barındırmak ne yazık ki günümüzde oldukça masraflıdır. Bu konuda bizi anlayacağınızı umuyoruz. Ayrıca yazımızı paylaşarak da büyümemize destek olabilirsiniz. Matematik ile kalalım, bilim ile kalalım.
Matematiksel



