
20 Ekim 1968’de, Oregonlu 21 yaşındaki Dick Fosbury, Meksiko Olimpiyatları’nda 2,24 metre yüksekliği aşarak altın madalyanın sahibi oldu ve yeni bir Olimpiyat rekoru kırdı. Bu, ABD’nin yüksek atlamada 1956’dan beri kazandığı ilk Olimpiyat zaferiydi.
Ancak Fosbury’yi spor tarihine geçiren yalnızca kazandığı madalya değildi. Onu izleyenlerin asıl dikkatini çeken, çıtanın üzerinden geçerken kullandığı sıra dışı teknikti.
Dönemin yüksek atlamacıları çıtayı genellikle yüzleri ya da yanları yere dönük biçimde geçiyordu. Fosbury ise çıtaya sırtını dönüyor, önce başını ve omuzlarını, ardından gövdesini ve bacaklarını geçirerek mindere sırtüstü düşüyordu. Daha sonra “Fosbury Flop” adıyla anılacak bu teknik, Meksiko Olimpiyatları’yla birlikte bütün dünyanın dikkatini çekti.
Fosbury’nin yöntemi ilk bakışta alışılmadık görünüyordu. Fakat başarısının arkasında oldukça ilginç bir fizik vardı.

Yüksek Atlama Teknikleri Nasıl Değişti?
Fosbury’den önce de yüksek atlama teknikleri zaman içinde önemli değişimler geçirmişti. Sporcular her yeni yöntemde aynı soruna daha iyi bir çözüm arıyordu: Çıtayı düşürmeden vücudu mümkün olduğunca yüksekten geçirmek.
1900’lerden önce atletler genellikle makas tekniğini kullanıyordu. Sporcu çıtaya yan tarafından yaklaşıyor ve bacaklarını sırayla üzerinden geçiriyordu. Bu sırada gövdesi büyük ölçüde dik kalıyordu.
Daha sonra western roll adı verilen teknik ortaya çıktı. Atletler gövdelerini yana yatırarak çıtayı geçmeye başladı. 1924 Olimpiyat şampiyonu Harold Osborn bu yöntemi kullanan başarılı sporculardan biriydi.
1930’lu yıllardan itibaren straddle tekniği yaygınlaştı. Bu yöntemde atlet çıtayı yüzü aşağı dönük biçimde geçiyor ve vücudunu çıta boyunca uzatıyordu. Özellikle 1960’larda John Thomas ve Valeriy Brumel bu tekniği geliştirerek yüksek atlama rekorlarını daha da ileri taşıdı. Brumel, 1961 ile 1963 arasında dünya rekorunu altı kez geliştirdi ve sonunda 2,28 metreye ulaştı.
Fosbury ise bu gelişimi farklı bir yöne taşıdı. Lise yıllarında geleneksel tekniklerle istediği sonuçları elde edemeyince kendi atlayışını adım adım değiştirmeye başladı.
Tekniğini önceden yapılmış fizik hesaplarına göre değil, büyük ölçüde deneme yanılma yoluyla geliştirdi. Zamanla çıtaya daha farklı bir açıyla yaklaşmaya, sıçradıktan sonra dönmeye ve çıtayı sırtı dönük biçimde geçmeye başladı.
Ortaya çıkan hareket yalnızca farklı görünmüyordu; aynı zamanda kütle merkezinin daha verimli kullanılmasını sağlıyordu. Fosbury Flop’ın avantajını anlamak için önce kütle merkezine bakmamız gerekir.
Kütle Merkezi Nedir?
Kütle merkezi, bir cismin kütlesinin nasıl dağıldığını tek bir noktayla temsil etmemizi sağlayan hayali bir noktadır. Cismin şekli ve kütle dağılımı değiştikçe bu noktanın yeri de değişir.
Düzgün yoğunluklu ve simetrik cisimlerde kütle merkezi çoğu zaman geometrik merkeze denk gelir. Ancak kütle merkezinin her zaman cismin fiziksel sınırları içinde bulunması gerekmez. Örneğin bir halkanın kütle merkezi, halkanın ortasındaki boşlukta yer alır. Orada fiziksel olarak herhangi bir madde bulunmamasına rağmen halkanın kütle dağılımını bu noktayla temsil edebiliriz.

İnsan vücudunda da kütle merkezinin konumu sabit değildir. Ayakta dururken gövdenin alt bölümünde bulunan bu nokta, kollarımızın, bacaklarımızın ve gövdemizin konumu değiştikçe yer değiştirir. Fosbury’nin tekniğinde önemli olan da tam olarak budur.
Fosbury Flop Neden Daha Etkilidir?
Makas tekniğinde sporcu çıtayı nispeten dik bir pozisyonda geçer. Bu nedenle vücuduyla birlikte kütle merkezini de çıtanın üzerine çıkarması gerekir. Atlet ne kadar yüksek bir çıtayı aşmak istiyorsa kütle merkezini de o kadar yukarı taşımak zorundadır. Fosbury Flop’ta ise durum farklıdır.
Fosbury Flop’ın fizik açısından önemli tarafı da burada ortaya çıkar. Atlet çıtanın üzerinden geçerken vücudunu öyle bir biçimde büker ki kütle merkezi, vücudun dışında kalan bir noktaya kayabilir. Böylece atletin bütün vücudu çıtanın üzerinden geçerken kütle merkezi çıtanın altında kalabilir.
Atlet önce başını ve omuzlarını çıtanın üzerinden geçirir. Bu sırada bacakları hâlâ çıtanın gerisinde ve aşağısındadır. Ardından sırtını geriye doğru yay biçiminde büker ve kalçalarını çıtanın üzerine çıkarır. Kalçalar geçtikten sonra başı aşağı inmeye başlarken bacaklarını yukarı kaldırır.

Böylece vücudunun farklı bölümleri çıtayı farklı zamanlarda aşar. Asıl avantaj buradan doğar: Atletin bütün vücudunun aynı anda çıta yüksekliğine çıkması gerekmez.
Fosbury’nin Tekniği Yüksek Atlamayı Değiştirdi
Fosbury’nin 1968’de sergilediği teknik kısa sürede diğer sporcuların da ilgisini çekti. Başlangıçta alışılmadık görünen sırtüstü geçiş, birkaç yıl içinde uluslararası yüksek atlamada giderek yaygınlaştı. Bugün elit yüksek atlamacıların neredeyse tamamı Fosbury Flop’ın farklı uygulamalarını kullanıyor.
Tekniğin ne kadar etkili olduğunu yüksek atlamanın sonraki tarihinden de görmek mümkün. Kübalı Javier Sotomayor, 1993 yılında Fosbury Flop tekniğini kullanarak 2,45 metreye ulaştı. Erkekler yüksek atlamada kırdığı bu dünya rekoru bugün hâlâ geçilemedi.

Fosbury’nin hikâyesi aynı zamanda sporda fiziğin her zaman daha fazla kuvvet üretmek anlamına gelmediğini gösteriyor. Bazen aynı enerjiyi daha iyi kullanmanın yolu, hareket biçimini değiştirmektir.
Okuma Önerisi: Sırıkla Atlamada Bir Atlet 6 Metreyi Nasıl Aşar?
Kaynaklar ve ileri okumalar
- Dick Fosbury flops to an Olympic high jump record. Bağlantı: https://www.history.com
- Dick Fosbury: The athlete who developed the ‘Fosbury Flop’ dies aged 76. Yayınlanma tarihi: 13 Mart 2023. Bağlantı: Dick Fosbury: The athlete who developed the ‘Fosbury Flop’ dies aged 76
Matematiksel



