Zaman Yanılsaması

Hepimizin ortak deneyimi­dir; mutlu zamanlarımız çabucak geçerken, stres dolu bekleyişlerimiz bir türlü geçip bitmez. Örneğin, gelece­ğimize yön verecek bir sınavın sonuçla­rının açıklanmasına birkaç saat kaldıysa, o birkaç saat bize birkaç gün gibi bile gelebilir. Ancak yıllardır görmediğimiz yakın bir arkadaşımızla yaptığımız keyif­li bir akşam sohbeti, sanki dakikalara sığıvermiştir.

Peki, eğer ki zamanı tahmin gücümüz, duygu durumu ve beklentilerimizle bu denli et­kileşim içindeyse, acaba sabit bir zaman duyusuna sahip olabilir miyiz?

Özellikle de Einstein’ın görecelilik kuramından sonra zamana dair bildikle­rimizi bile tekrar sorguluyorken, kişile­rin kendilerine has akıl süreçleri içinde yoğrulan değişken zaman algılarını açık­layabilmek hiç de kolay görünmüyor. Bugüne değin zaman algısına dair biri­ken düşünsel ve bilimsel birikimse öyle gösteriyor ki, insan zamanı iki kay­nak üzerinden değerlendirip algılıyor. İlk kaynak fizyolojik işleyişlerden güç alıyor. İkincisiyse genel bilişsel süreçleri­mizden etkileniyor.

Kimi çevresel olaylar içerikle­rinde zaman bilgisini de taşıyor. Örneğin, güneşin gökyü­zündeki konumu ve çevremizde olup bi­ten sosyal aktiviteler bizlere günün han­gi diliminde olduğumuz konusunda ka­baca bir bilgi verebiliyor. Fakat zaman algısı dediğimizde, böylesi ipuçlarından elde ettiğimiz çıkarımlardan ziyade aslın­da herhangi bir sürecin dolaysız ve net farkındalığından bahsediyoruz. Bu da iç­sel bir saatin var oluşunu gerektiriyor. Kalp ritimlerinin, nefes alıp verişlerin ya da beyindeki elektriksel aktivite döngü­lerinin sayımı gibi beden referanslı öl­çümlerin varlığını… Hepimizin tahmin edebileceği üzere biyolojik saatlerimiz aslında tam da bu görevi görüyor. Adına “Sirkadyan Ritimler” de denen bu dön­güler tüm canlılarda bulunuyor. Biyolojik döngülerle günlük zaman süreçlerinin farkına va­ran organizmalar, yiyeceğe erişim, avcı­ların varlığı ya da karanlığın bastırması gibi pek çok yaşamsal değişimler konu­sunda beklenti oluşturabiliyor. Örneğin, uyku, beslenme, beden sıcaklığı, hor­monsal ve metabolik döngüler biyolojik saatlerce kontrol ediliyor.

Biyolojik saat­leri güneş ışığı gibi temel çevresel et­menlerden soyutlayarak yalnızca beden­sel ve içsel bir referans kaynağı olarak değerlendirebiliyor oluşumuzsa deney­sel dayanaklara sahip. Yapılan araştırma­larda, ışık, ses, sıcaklık gibi her türlü çevresel ipucundan yalıtılmış mağaralar­da tutulan bitki ve hayvanların tüm bu koşullara rağmen yaşamsal döngülerini yine de düzenleyebildikleri görülüyor. Ancak, biyolojik saatlerin tamamen içsel kaynaklı oluşunu iddia ederken deney­sel bir hata payımızın da bulunduğunun altını çizelim. Çünkü dünyanın dönüş hı­zı ve manyetik çekimler gibi ilk başta göz ardı edilebilecek dış uyaranlar özel­likle de bazı canlı türleri için kimi kez büyük bir referans kaynağı olabiliyor. Tüm bu bilgilerin ışığında, biyolojik saat­lerimizi bir tür zaman duyusu olarak gö­rebilir miyiz?

Yapılan çalışmalar gösteriyor ki, vücutta dopamin seviyesini arttıran maddeler zamanın daha hızlı geçtiği izlenimi uyandırırken, dopamin seviyesini azal­tan maddeler zaman algısını yavaşlatı­yor. Dopaminin mutluluk salgısı olarak da geçtiğini düşünecek olursak, mutlu­luğu tetikleyen bir maddenin zamanın çabuk geçtiğini düşündürüyor olması aslında bizleri başladığımız noktaya ge­ri getiriyor. Mutluyken niçin zaman da­ha çabuk geçiyor?

Her ne kadar fizyolojik değişimler ve biyolojik saatler zaman algımıza dair önemli ipuçları verse de, bilişsel süreçle­rimizin etkisi kuşkusuz yadırganamayacak ölçüde büyük ve önemli. Bu nokta­da herhangi bir sürenin zaman birimleri ölçüsünde tahmininde duyusal uyaranla­rın zenginliği, dikkat ve belleğin rolü de ön plana çıkıyor. Duyusal uyaranların zenginliği, belli bir süre içinde duyu sis­temimizi etkinleştiren çevresel etkilerin sayısını kapsıyor. Örneğin, kalabalık ve gürültülü bir ortamda kısıtlı bir sürede daha fazla zamanın geçmiş olduğunu düşünebiliyoruz. Ancak bu genellemeye uymayan durumlar da yok değil. Boş bir odada tek başımıza vakit geçirdiğimizi düşünelim. Can sıkıntısı, dakikaları saat­ler olarak yorumlamamıza bile neden olabiliyor. Böyle bir durumda, zihnimiz ne zaman birilerinin odaya gireceği, bu bekleyişin ne zaman sona ereceği konu­sunda öyle meşgul oluyor ki, küçük an­ları bile yine büyük zaman dilimleriymişçesine algılayabiliyor. Öyleyse zihinsel aktivite de, zaman algısında en az çevre­sel uyaranlar kadar önem kazanabiliyor.

Kısacası zaman algımız gerek dış dün­yadaki fiziksel uyarımlardan gerekse zihnimizdeki düşünce yoğunluğu ve duygu durumumuzdan kaynaklanabiliyor. Elbette dikkat unsuru da önemli bir etmen. Bir işe yoğunlaştığımızda, saatlerin nasıl geçip gittiğini anlayamayabiliyoruz. Ancak tam aksine, zamanın kısıtlı olduğu bilgisini aklımızda tutup da herhangi bir sürecin sonlanmasını beklerken de dikkatimiz dış ve iç uya­ranlara çabucak yönelebildiğinden o za­man dilimi olduğundan daha uzun algı­lanabiliyor.

Arıların, buldukları bir yiyecek kayna­ğını kolonilerine haber verirken, kovan­la yiyecek arasındaki uzaklığı diğer işçi arılara, yaptıkları özel bir dansla ve bu dansın süresiyle bildirdiklerini biliyoruz. Bu uzaklık algılarıysa yol sırasında göz­lerinin önünden geçen görsel uyaran konturlarının sıklığıyla azalıp artabili­yor. Örneğin, uyaranın az olduğu bölge­lerde kat ettikleri mesafeleri daha kısa algılayabiliyorlar. Tıpkı bizlerin zaman algısının da duyusal uyaran zenginliğin­den etkilendiği gibi.

İnci Ayhan

Kaynaklar:

Warren H. M. (2005), Neuropsychology of timing and time perception Brain and Cognition Vol 58, pg 1. William Friedman (1990), About Time. The MIT Press

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Matematiksel

Bu yazı gönüllü yazarlarımız tarafından hazırlanmış veya sitemiz editörleri tarafından belirtilen kaynaktan aslına uygun kalınarak eklenmiştir.

Bunlara da Göz Atın

Matematikte Hata Yapmak İyidir!

Matematik çoğu zaman doğru veya yanlış olarak verilen cevaplardan ibaret olarak düşünülür. Bu düşünce, teknik …

Bir Yorum

  1. Berkay karakulak

    Çok güzel, akıcı ve ilgi çekici bir yazı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ga('send', 'pageview');