GÜNDEMYAŞAM

Yüze Dokunmamak Neden Bu Kadar Zor?

Bugünlerde en çok duyduğumuz uyarılardan bir tanesi yüze dokunmamak konusunda. “Yüzünüze dokunmayın! Elinizi ağzınıza, gözünüze ya da burnunuza götürmekten sakının!”

Uzmanlar elbette haklı ve yaptıkları uyarılar bir gerçeğe dayanıyor. Bakterilerin ve virüslerin vücudumuza girebilmek için kullandıkları en önemli kapılar olarak düşünülüyor yüzümüzdeki vücut açıklıkları. Ve hepimiz farkındayız ki dünyamız ciddi bir virüs salgınıyla karşı karşıya!

Elimizi yüzümüze götürdüğümüzde bu görünmez düşmanı ellerimizle vücudumuza almış oluyoruz. Fakat siz de yaşayarak biliyorsunuz ki bu hiç de öyle kolay değil. Hatta öyle zor ki çoğu zaman “Yüzünüze dokunmayın!” uyarısı yapan uzmanlar henüz uyarılarına devam ederken istemsizce yüzlerine dokunuyor.

Peki yüze dokunmamak neden bu kadar zor? Bu basit uyarıya uyabilmeyi engelleyen şey ne? Sürekli olarak istemsizce elimizi yüzümüze götürmemizin sebebi ne? Uzmanlara göre bunun pek çok sebebi var;

Çoğu tür yüzlerini tımarlama egzersizi olarak ya da zararlıları yok etmenin bir yolu olarak yüzlerine dokunurken, insanlar ve bazı primatlar bunu pek çok başka nedenden ötürü de yaparlar.

Almanya’nın Leipzig Üniversitesi’nde psikolog olan Martin Grunwald, bu şekilde kendiliğinden dokunmanın “türümüze özgü temel bir davranış” olduğunu söylüyor.

“Kendine dokunma, genellikle iletişim kurmak için tasarlanmayan ve genel olarak çok az farkındalıkla ya da hiç farkında olmadan gerçekleştirilen özdenetim hareketleridir” diyor. “Tüm bilişsel ve duygusal süreçlerde anahtar bir rol oynarlar. Tüm insanlarda görülürler.”

Berkeley’deki California Üniversitesi’nden psikolog Dacher Keltner’e göre, yüzlerimize dokunmak bir tür kendi kendini yatıştırıcı bir mekanizma olarak düşünülebilir.

Bazı araştırmalar, ciltten cilde temasın, oksitosin hormonunun salınmasına neden olduğunu ve bu hormonun da sakinliği artırmaya ve vücutta stresi azaltmaya yardımcı olabileceğini göstermiştir.

Diğer zamanlarda yüzünü bilinçsizce flört etmek için ya da günlük “sosyal dramamızda” bazı sosyal mesajları vermek ve yine sosyal yaşantımızda bir sonraki adımda baş etmek” için kullanırız, diyor Keltner.


Yani Rodin’in meşhur düşünen adam figüründe adamın elini çenesinde görmemiz, bir şeyi merak etiğimizde istemsizce başımızı kaşımamız kökenleri çok derin bir genetik ve sosyo-psikolojik mirasın parçası olarak düşünülebilir.

Fakat diğer taraftan bu derin genetik miras virüs ve bakterilere vücudumuzun kapılarını açan bir alışkanlık.

2012 yılında, araştırmacılar Brezilya’nın Florianopolis kentinde ve ABD Washington DC’de bir metroda rastgele seçilen insanların bir örneğini izlediler. Gözlemledikleri, izlendiklerinin farkında olmayan insanların yüzeylere dokunduklarını ve daha sonra burun veya ağızlarına saatte üç kereden fazla ulaştıklarını tespit ettiler.

Benzer bir tespiti kamuya açık bir alanda siz de kolaylıkla yapabilirsiniz. Bazı sağlık uzmanlarına göre yüz maskeleri kendi kendine dokunma eğilimine karşı etkili bir savunma yöntemi olarak düşünülebilir.Tıbbi maskeler virüsü tamamen durdurmazlar fakat burun ve ağza dokunmayı zorlaştırır.

İngiltere’nin Leeds Üniversitesi’nden bir virolog olan Stephen Griffin, “Maske takmak temizlenmediğinde ciddi bir enfeksiyon kaynağı olan ellerimizi yüzümüzden uzak tutmak için etkili bir yol olabilir.” dedi.

Fakat pek çok uzman maskelerin de bir kullanım ömrü olduğunu unutmamak gerektiğini belirterek bazen esas enfeksiyon kaynağının maskeler olabileceğini belirtiyor.

Yüzlerimize Dokunmayı Nasıl Azaltabiliriz?

Columbia Üniversitesi’nde bir davranış bilimci olan Michael Hallsworth, tavsiyeyi uygulamaya koymanın gerçekten zor olduğunu söylüyor.

“İnsanlara bilinçsiz olarak gerçekleşen bir şeyi yapmalarını söylemek klasik bir sorundur” diyor.

“İnsanların ellerini daha sık yıkaması elleriyle yüzlerine daha az dokunmalarından çok daha kolay ve pratik bir yöntemdir. Birine ‘Bilinçsiz’ olarak yaptıkları birşeyi yapmamasını söylerseniz başarılı olmazsınız.”

Ancak Hallsworth, bu konuda insanlara yardımcı olabilecek bazı “dürtme” tekniklerinin olduğuna da inanıyor. Bunlardan biri yüzlerimize ne sıklıkta dokunduğumuza daha dikkat etmektir.

“Yüze dokunmak, bir kaşıntı gibi fiziksel bir ihtiyaç olduğunda, ikame bir davranış oluşturabiliriz” diyor. ” Yüze dokunmamak için kolun arkasını kullanın. İdeal bir çözüm olmasa bile riski azaltırsınız.” Ayrıca, belirli durumlarda neden yüzlerimize dokunduğumuzu anlamaya çalışmanızı tavsiye ediyor.

Hallsworth, “Dokunmayı tetikleyen durumların farkına varırsak, bunlara göre hareket edebiliriz” diyor. “Gözlerine dokunan insanlar güneş gözlüğü takabilir. Ya da dokunmanın olabileceğini hissettiklerinde ellerinin üzerine oturabilirler”

Yüze dokunmamak için bunu hatırlatan küçük not kağıtları da yardımcı olabilir. Ayrıca, ellerimizi meşgul etme yöntemlerine de başvurabiliriz – örneğin stres çarkları veya stres topları – özellikle baş parmaklarımızın boşta olduğu anlarda işe yarayabilirler.

Ancak bu durumda da neticede nesnelerde geziniyor oluruz ve dokunduğumuz yüzey sayısı da doğal olarak artar, bu nedenle ellerimizin daha yoğun sıklıkta sık dezenfekte edilmeleri gerekecektir.

Eldivenler de virüsü toplayıp kontaminasyonu yayabileceğinden çok ciddi koruma sağlamazlar. Ve en gayretli insanlar bile, yüzlerine dokunmayı tamamen bırakmakta çok zorlanırlar.

Bunun yerine Dünya Sağlık Örgütü sık sık el yıkamayı, başka insanlarla daha az temas etmeyi el sıkışmak gibi temasları bırakmayı önermektedir.

Belki de Franz Kafka’nın sosyal medyada sıklıkla kullanılan o sözlerini hatırlamanın ve gerçekten hatırlamanın zamanı gelmiştir.

“Dışarıya kapanmak esasen içeriye açılmaktır. Huzur mu istiyorsun?
Az eşya az insan!”

Siz huzur yerine sağlık da yazabilirsiniz. Sevgiler.

Matematiksel

1)Bu yazı BBC Future dergisindeki “Why can’t we stop touching our faces?” makalesi temel alınarak düzenlenmiştir. Yazının aslı için;
https://www.bbc.com/future/article/20200317-how-to-stop-touching-your-face

Paylaşmak Güzeldir

Hasan Huseyin Akis

Kendimi bildim bileli bir sorunu çözmek durumunda kalıyorum ve ya düzenli olarak çözülmesi gereken problemler yaratıyorum. Sanırım matematikte beni büyüleyen şey de bu. bir çözüm bulma çabası... Öyle ki bu çözüm bulma çabası çoğu kez anlamsız bir çabaya dönüşüyor. Bir çözümü gerçekten bulmak çoğu zaman bir insan ömrüne sığmıyor. Ama matematik o arada hiç durmadan aramaya devam ediyor. Bana öyle geliyor ki matematik insanoğlunun dünyada karşı karşıya kaldığı tüm problemleri çözme çabasının tamamını temsil ediyor hem de tüm yönleriyle. Beni matematiğin içine sokan da, matematikte görmüş olduğum o bizi aşan güzellik de sanırım matematiğin bu yönüyle ilgili... Matematiğin bu yönünü belki diğer insanlara anlatabilirim ve diğer insanların da matematiği benim gördüğüm haliyle görebilmelerini sağlayabilirim umuduyla buradayım. Bunun dışında İzmir'in Ödemiş ilçesinde doğup Matematik Bölümünü Çanakkale'de okumuş olmak gibi bir özgeçmişim var. Halen Çanakkale'de yaşıyorum, bir özel okulda Matematik Öğretmeni olarak çalışıyorum.

2 Yorum

  1. Teşekkür ederim matematiksel. Org makale paylaşımlarınız harika büyük bir hazinesiniz😍

    İyi ki varsınız 🌹

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı