EVRENBİLİM

Venüs Atmosferinde Yaşam Varlığına Dair Kanıt Bulundu

Dün (14 Eylül), Nature dergisinde yayınlanan ve Venüs gezegeninde fosfin gazı bulunduğunu doğrulayan bir makale tüm insanlığı heyecanlandırdı.

Fosfin gazının önemi, bilinen hiçbir abiyotik (biyoloji dışı) süreçle bu miktarda üretilemiyor oluşu. Yani bu gazın doğal bir kimyasal süreçle üretilmesinin çok zor olduğu biliniyor. Ancak anaerobik (oksijensiz solunum yapan) bakteriler tarafından metabolizmalarının bir yan ürünü olarak bol miktarda üretilebiliyor.

Bunun anlamı, bu gazı üretebilecek biyolojik varlıkların (canlıların) Venüs atmosferinde bulunabileceği. Kısaca, bu molekül Venüs’te yaşamın varlığına işaret ediyor ama yaşamın bulunduğunu kesin olarak kanıtlamıyor.

Fosfin Gazının Önemi

Canlılık varlığına işaret edebilecek maddelerden ilk akla gelenler oksijen ve su. Böyle yaşam varlığına işaret eden maddelere biyolojik imza deniyor. Bilim adamları bir gezegende yaşamın var olup olmadığını belirlemek için bu tür molekülleri ararlar.

Ancak oksijen ve su, normal kimyasal süreçlerle de açığa çıkmış olabilir. Fosfin’in önemi ise, bildiğimiz kadarıyla normal kimyasal süreçlerle ortaya çıkma ihtimalinin çok düşük olması. Bu gerçeğe ilk işaret eden Clara Sousa-Silva adlı bir bilim insanı olmuş.

2018’de Cardiff Üniversitesi’nden astronom Jane Greaves Venüs atmosferinde fosfin varlığına dair ilk izlere rastlamış. O günden beri Venüs atmosferi büyük teleskoplarla gözlenmiş ve yansıyan ışık incelenmiş. İki senelik çalışmanın sonunda, kalabalık bir bilim insanından oluşan bir grup, elde ettikleri sonuçları yayınladılar.

Vardıkları sonuç: Gezegende fosfin gazı bol miktarda var. Üstelik de tam yaşam olabileceğini düşündüğümüz yerde: Gezegenin atmosferinde, yaşam için uygun bir bölgede.

Venüs Nasıl Bir Yer?

Güneş’e en yakın ikinci gezegen olan Venüs birçok bakımdan Dünya’ya benziyor. Hatta bazıları ona ‘Dünya’nın İkiz Kardeşi’ bile diyor. Gezegenin büyüklüğü ve yer çekim ivmesi Dünya gibi. Venüs, Güneş Sistemi’nin etrafında canlı yaşamına uygun bir bölge olan Yeşil Kuşak’ın tam sınırında yer alıyor ve ilkel Dünya’ya benzer bir atmosfere ve jeolojik bir iç yapıya sahip.

Bir Gezegende Yaşamın Ortaya Çıkması İçin Gerekli Şartlar

Bilindiği kadarıyla bir gezegende yaşamın ortaya çıkması için bazı şartların sağlanması gerekiyor. Bunlardan en önemli olanlar:

  1. Gezegen yaşanabilir kuşakta bulunmalı. (Bu kuşak, suyun sıvı olarak bulunduğu sıcaklığa işaret eder. Bu kuşağın berisinde gezegen çok sıcak olur, ötesinde ise çok soğuk.)
  2. Gezegen jeolojik olarak canlı olmalı. Yani tektonik hareketler (volkanlar ve depremler, dağ oluşumları, kıtaların çarpışması vs.) devam ediyor olmalı. İçi soğumuş bir gezegende kıtaların hareketi durur ve yaşam açısından önemli gazlar ve kimyasallar bulunmaz. Örneğin Mars böyle bir yer.
  3. Gezegen atmosferinde karbondioksit bulunmalı. (Canlıların temel yapı taşı olan karbon ve oksijenin kaynağı olması açısından önemli.)
  4. Gezegen bir manyetik alana sahip olmalı. (Atmosferini Güneş radyasyonundan koruması için gerekli. Aksi takdirde Güneş rüzgarları gezegenin atmosferini birkaç yüz milyon yılda süpürüp yok eder.)
  5. Büyük bir uyduya sahip olmalı. (Büyük bir uydu yörünge eğikliğini sabitleştiriyor, böylece uzun süreler boyunca mevsimlerin düzeni değişmiyor.)

Bildiğimiz kadarıyla Venüs bu şartların bir kısmını sağlıyor; ancak, bir manyetik alanı ve büyük uydusu yok. Ayrıca Venüs çok sıcak olduğu için içinde su da bulundurmuyor. Tabi şunu da mutlaka söylemeliyiz ki yukarda bir kısmını saydığımız şartların hangilerinin elzem, hangilerinin seçimlik olduğunu henüz bilemiyoruz.

Neden Venüs?

Bilim insanları bugüne kadar Venüs’te hayat bulunmasını ihtimal dışı gördüler. Onların gözü daha çok Mars ile Jüpiter ve Satürn’ün uydularındaydı. Oysa Venüs hem Dünya’ya daha yakın, hem de ona daha çok benziyordu.

Öyleyken, bilim insanları için Venüs tam bir umutsuz vakaydı. Nedeni, Venüs’ün bir gezegenin başına gelebilecek en büyük felaketlerden birine uğramış olması: küresel ısınma. Venüs atmosferi öylesine kalın ve yoğun ki (atmosfer basıncı Dünya’dakinin yüz katı), küresel ısınma gezegenin yüzeyini bir fırın gibi ısıtmış durumda.

Bugün yüzey sıcaklığı yaklaşık olarak 450 santigrat derece civarında. Sadece bu da değil: atmosferi 40 kilometre kalınlığında sülfürik asit bulutlarıyla kaynamakta. Yani Venüs yüzeyinde yaşamın ortaya çıkma ihtimali yok gibi.

Gezegenin yüzeyi öylesine bir cehenneme dönmüş durumda ki, oraya gönderilen uydular ancak birkaç saat dayanabiliyor. 1961’den itibaren Sovyetler Birliği ve NASA Venüs’e birçok araç gönderdiler. Bunlardan bazıları yörüngeye girdi, bazıları atmosferi inceledi, bazıları da yüzeye inmeye çalıştı. İniş araçlarından pek çoğu başarısız oldu. Ancak bir kaçı inmeyi ve kısa sürelerde de olsa veri göndermeyi başardı.

1975’te Sovyetler tarafından gönderilen Venera 9 adlı araç Venüs yüzeyine inerek birkaç saat çalıştıktan sonra bozuldu. Bu arada Venüs’ün bir yüzey fotoğrafını da çekebilmişti.

Yüzeyin 80 kilometre yukarısında şartlar biraz daha iyileşiyor. Hava sıcaklığı 30 derece civarına düşüyor ve atmosfer basıncı da Dünya’dakine yaklaşıyor. Bu irtifada yaşamın var olması mümkün görünüyor. Bilim insanları da bu durumun farkındaydılar.

İşin heyecan verici tarafı, fosfin molekülünün tam da bu yükseklikte bulunması. Ancak canlılar tarafından üretilebilecek bir molekül, yaşam için uygun şartları taşıyan bir yükseklikte bulunuyor. İşte, güzel haber.

Bu bana bilim insanlarının yıllar boyunca gastrit ve ülserin psikosomatik (üzüntü ve endişe kaynaklı meydana gelen organ hasarı) bir hastalık olduğunun düşünmelerini anımsatıyor. Hiç kimse midede bakteri bulunabileceğini hesaba katmamıştı.

Ancak daha sonra Helicobacter Pyroli adı verilen bir tür bakterinin mideye yerleşebileceği anlaşıldı. Ülser ve gastritin nedeni bu bakterilerin mide çeperinde meydana getirdiği enfeksiyon (yara) idi. Jurassic Park adlı filmde de söylendiği gibi: “Yaşam bir yolunu bulur.”

Venüs Atmosferindeki Yaşamın Keşfi Ne Anlama Geliyor?

Peki ama bu keşif Venüs’te yaşamın kesin kanıtı mı? Elbette hayır. Bilim camiası hiçbir sonucu ince eleyip sık dokumadan, eleştirmeden kabul etmez.

Bilim insanları kuşkucu yaratıklardır. Şimdi bilim camiası yapılan bu keşfe saldırmaya başlayacak. Tıpkı öfkeli bir kaplanın eline düşmüş zavallı bir geyik misali, onu her yönden çürütmeye, yok etmeye, yanlışlamaya çalışacaklar.

Olası hatalar araştırılacak. Fosfin molekülünün başka hangi doğal süreçler sonucunda ortaya çıkabileceğine dair çalışmalar yapılacak. Amaç, elbette kötülük değil. Amaç bilimin ilerlemesi. Bu yüzden bilim nerede yanılmış olabileceğini sorguluyor, yanılgı kaynaklarını araştırıyor. Onu güçlü yapan şey de işte bu özelliği…

O halde bir süre daha bekleyeceğiz. Belki de bu bekleyiş onlarca yıl sürecek. Bu arada bilim insanları da boş durmayacak ve yeni kimyasal süreçleri araştırılacak, Venüs’e uzay araçları gönderilmesi için yeşil ışık yakılacak ve bütçeden önemli bir miktar pay bu işe ayrılacak.

Ve tabi her şey yolunda giderse, bir süre sonra şu iki sonuçtan biri elde edilecek:

  1. Venüs’te yaşam bulunuyor.
  2. Fosfin molekülünü üretebilecek bilmediğimiz bir başka mekanizma (süreç) var.

Her iki sonuç da bilim insanları için çok önemli olacak. Ancak, elbette birinci sonuç, insanlık tarihinde bir çığır açabilir. Ama ikinci sonuç ortaya çıkarsa bu da önemsiz sayılmaz. Çünkü bu molekül hakkında bilgilerimiz arttığında, Güneş Sistemi ve öte gezegenlerde yaşam arayışımız yeni bir ipucu daha elde etmiş olacağız. Belki de bilim insanları fosfin yerine başka biyo-imzalara bakmaları gerektiğini öğrenmiş olacaklar.

Diyelim ki Venüs’te Hayat Var?

Kaynak: https://thinis.net/life-was-discovered-in-the-clouds-of-venus/

Öncelikle şu soruyu soralım: “Venüs’te yaşam bulunması ne anlama gelir? Bunun insanlık ve bilim açısından önemi ne olabilir?” Bu soruya maddeler halinde yanıt vereceğim:

Venüs’te yaşamın bulunması, bu yaşam ilkel bakteri seviyesinde bile olsa evrende yalnız olmadığımızı bize gösterecektir.

Bugüne kadar Dünya dışında bir yerde yaşamın varlığına dair hiçbir kanıt bulunamamıştır. Asto-biyologlar, Dünya Dışı Yaşam Araştırmacıları (SETI), kimyacılar ve düşünürler bu konuya kafa patlatmışlar, çeşitli araştırmalar yapmışlardır.

Güneş Sistemi içindeki gök cisimleri olan gezegenler, asteroitler, kuyruklu yıldızlar ve uydulara sondalar, uzay araçları, yapay uydular gönderilmiş, ışık tayfları incelenmiş ve çeşitli spekülasyonlar yapılmış, modeller geliştirilmiş, hipotezler geliştirilmiştir. Ayrıca yakın ve uzak yıldız sistemlerinde teleskoplarla çeşitli incelemeler yapılmış ve başka yıldızların etrafında dönen birçok öte-gezegen (ekzoplanet) keşfedilmiştir. Bütün bu taramalar da henüz sonuç vermemiştir.

Venüs’te yaşamın bulunması, bu yaşam ilkel bakteri seviyesinde bile olsa evrende yalnız olmadığımızı bize gösterecektir.

Drake Denklemi

drake denklemi

Drake Denklemi adı verilen ve evrende iletişim kurabileceğimiz uygarlıkların sayısını tahmin etmeye çalışan ünlü bir denklem vardır. Bu denklem, çeşitli olasılıkların çarpımından ibarettir. Sorun şu ki biz çarpanların çoğunun değerini bilmiyoruz.

Örneğin, bu denklemin faktörlerinden biri bir yıldız sisteminde yaşanabilir gezegenlerin oranını, diğeri de bu gezegen üzerinde yaşamın gelişmiş olması olasılığını verir. Venüs’te yaşamın bulunması bu iki faktörün değerini arttıracaktır. Böylece galakside ya da tüm evrende üzerinde yaşam bulunan gezegen sayısı da önemli biçimde artmış olacaktır. (Bu konu ile ilgili bir yazı için bkz. https://www.bilimkurgukulubu.com/genel/bilim-teknoloji/evrende-yalniz-miyiz/  ve https://khosann.com/nadir-dunya-hipotezi-evrende-yalniz-miyiz/)

Venüs’teki yaşam Dünya’dan bulaşmış olabilir.

Venüs’teki yaşam Dünya’dan bulaşmış olabilir. Bilim insanları uzun süredir bakteri sporlarının göktaşları üzerinde bir gezegenden ötekine taşınabileceğini düşünüyorlar. Eğer, Venüs’teki yaşam Dünya kaynaklı ise bu hipotez doğrulanmış olacak.

(Bakınız: https://www.matematiksel.org/panspermia-ve-tanpopo-gorevi-yasam-gezegenler-arasi-tasinabilir-mi/)

Yaşam Dünya’ya Venüs’ten bulaşmış olabilir.

Tabi durum tam tersi de olabilir. Yani yaşam Dünya’ya Venüs’ten bulaşmış olabilir. Venüs, küresel ısınma felaketine uğramadan önce Dünya benzeri bir gezegendi. Venüs’te yaşam Dünya’dan önce (belki bir milyar yıl önce) başlamış olabilir. Daha sonra Dünya’ya taşınmıştır. Bu sırada Venüs cehennem benzeri bir ortama dönüşmüş, üzerindeki yaşam sona ermiş, ancak bazı bakteriler bir şekilde atmosferin uygun katmanlarında yaşama tutunmayı başarmış olabilir.

Eğer Venüs’te bir yaşam varsa ve bu yaşam Dünya’dan bulaşmamışsa, o zaman yaşamın ortaya çıkışı ile ilgili çok temel bilgilere ulaşacağız. Yaşam denen büyüleyici olayın bir başka örneğini göreceğiz. Yaşamın temel molekülleri ve süreçleri, Dünya’da bildiğimizin dışında başka türlü şekillenmiş olabilir.

Belki de DNA yerine başka bir molekül bulunacak. Belki de proteinler ve enzimler bütünüyle farklı bir mekanizmayla çalışıyor olacak. Her durumda yaşamın kökeni ve temel mekanizmalarını incelemek için olağanüstü bir fırsatımız doğacak. Venüs bizim için büyük bir laboratuvara dönüşecek. Bu laboratuvarın bilim insanları için paha biçilemez bir değeri olacak.

Sinan İpek

Matematiksel

SİNAN İPEK

Yazar, çizer, düşünür, öğrenir ve öğretmeye çalışır. Temel ilgi alanı Bilimkurgu yazarlığıdır. Bunun dışında Matematik, bilim, teknoloji, Astronomi, Fizik, Suluboya Resim, sanat, Edebiyat gibi konulara ilgisi vardır. Ara sıra sentezlediklerini yazı halinde evrene yollar. ODTÜ Matematik Bölümü mezunudur ve aşağıdaki başarılarıyla gurur duyar:TBD Bilimkurgu Öykü yarışmasında iki kez birincilik, 2. Engelliler Öykü yarışmasında birincilik, Ya Sonra Öykü Yarışması'nda finalist, Mimarlık Öyküleri Yarışması'nda finalist, 44. Antalya Altın Portakal Belgesel Film Yarışmasında finalist. Ithaki yayınları Pangea serisinin 5. üyesi "Beyin Kırıcı" adlı bir romanı var. https://www.ilknokta.com/sinan-ipek/beyin-kirici.htm

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu