Uzun Argüman Güçlü Argüman Demek Değildir

London Business School’dan Psikolog Niro Sivanathan, kaliteli bir argüman oluşturmak için bilgi miktarının ötesinde işler yapmamız, nicelikten ziyade niteliğe odaklanmamız gerektiğini belirtiyor.

Bir şeyleri uzun uzun anlatmanın sizi haklı çıkarmayacağını ve insanların sizi anlamasını zorlaştıracağını, uzun argümanlar yerine güçlü bir argüman ile kendimizi ifade etmenin çok daha etkili olacağını söylüyor.

Hiç hararetli tartışmalara katıldınız mı ve tartıştığınız kişiye ne kadar yanlış düşündüğünü kanıtlamayı çılgınlar gibi istediniz mi?

Eğer çoğumuz gibiyseniz sizde tartıştığınız kişileri bilgi birikiminizle susturmaya, aklınıza gelen alakalı/ alakasız her delil ile sıkıştırmaya çalışmışsınızdır.

İnsanların çok fazla bilgi alması, bilgiyi işleme yeteneğini engelliyor.

Sivanathan zihinlerimizin alınan girdiyi hızlıca iki tipe ayırarak tanımladığını söylüyor: tanısal ve tanısal olmayan bilgi. Tanısal (teşhis) bilgi, yapılan değerlendirmeyle alakalı bilgidir; tanısal olmayan (teşhis dışı) bilgi ise bu değerlendirmeyle ilgili olmayan veya önemsiz olan bilgilerdir. Her iki bilgi kategorisi karıştığında ise seyrelme etkisi (dilüsyon) gerçekleşir.

seyrelme etkisi, beyin, düşünce, argüman

Sivanathan, Seyrelme Etkisi’nin insanlar üzerindeki etkisini araştırmak için bir grup katılımcıya bir hikaye anlatıyor ve katılımcılardan hikaye hakkında fikir beyan etmelerini istiyor.

Sivanathan’ın anlattığı hikaye şöyle:

“Tim bir öğrencidir ve okul haricinde haftada 30 saat ders çalışır.

Benzer şekilde Tom da bir öğrencidir ve Tim gibi okul haricinde haftada 30 saat ders çalışır. Ayrıca Tom’un ilgilenmek zorunda olduğu bir erkek ve iki kız kardeşi vardır. Tom her hafta büyükanne ve büyükbabasını ziyaret eder, arkadaşlarıyla buluşur ve iki ayda bir bilardo oynamak için bilardo salonuna gider.”

Bu deneyde Sivanathan, katılımcılara hikayeyi anlattıktan sonra Tim ve Tom hakkında hangisinin daha başarılı olduğunu soruyor. Katılımcıların çoğu Tim’in Tom’dan çok daha yüksek bir not ortalaması olduğunu söylüyor (oysa ki ikisi de fazladan 30 saat çalışıyorlar).

Peki insanlar neden böyle düşündüler?

Tom hakkında verilen tanısal olmayan bilgilerin tümü (kişisel hayatı hakkındaki gereksiz detay), verilen tanısal bilgilerin (kaç saat çalıştığı) önemsizleşmesine neden oldu. Fazla bilgi nedeniyle insanlar önemli olan noktadan uzaklaştılar. Yani üst üste gelen bilgiler insanların zihinlerinde seyrelmeye sebep oldu. Amiyane tabirle insanların zihinleri sulandı.

En sağlam yöntem ortalama almaktır.

Bilgi parçalarını toplamak ve onlara farklı değerler vermek yerine, çoğumuz onları zihinlerimizde ortalama alarak işliyoruz. Sivanathan, “İlgisiz ya da zayıf argümanlar sunduğunuzda, bu zayıf argümanlar genel argümanınızın ağırlığını azaltır” diyor.

Sivanathan, seyrelme etkisinin gerçek dünyadaki sonuçlarına bir örnek olarak ilaç endüstrisinin reklamcılık alanında yaptığı işleri işaret ediyor.

ABD’de reçeteli ilaçların yan etkilerinin TV veya radyo reklamlarının sonunda listelenmesi zorunludur. Ancak reklamlar inme, kalp krizi veya ölüm gibi ana yan etkilerin listelenmesinden hemen sonra bitmemekte, ana yan etkilerin ardından küçük yan etkilerin (baş ağrısı veya kaşıntı gibi) veya nötr bilgilerin (insanlara doktorlarıyla ilaçlarını tartışmalarını söyleme gibi) verilmesiyle sona ermekte.

İlaç üreticileri bilinçli olarak ya da olmayarak, seyreltme etkisini kullanmaktalar. Yani reklamlara çok fazla bilgi ekleyerek, tüketicilerin ilacın gerçekte ne kadar riskli olduğu konusundaki değerlendirmelerini sulandırmaya çalışmaktalar.

Sivanathan bu fenomeni kendi araştırması ile doğruladı.

Yapılan bir çalışmada, iki gruba aynı ilaç için yan etkilerin listesi gösterildi. Birinci grubun listesi hem büyük hem de küçük yan etkileri, ikinci grubun listesi ise sadece büyük yan etkileri içeriyordu.

Sonuç şöyleydi: Hem ana yan etkiler hem de küçük yan etkiler hakkında bilgilendirilen birinci grup ilacın genel şiddetini, yalnızca ana yan etkiler hakkında bilgilendirilen ikinci gruptan önemli ölçüde düşük olarak değerlendirdi. Ayrıca, birinci grup bu ilacı tüketme konusunda daha olumlu yaklaşımda bulundu.

Sivanathan “Bir dahaki sefere bir toplantıda konuşmak, çok tutkulu olduğunuz bir hükümet mevzuatı lehine konuşmak veya bir arkadaşınıza dünyaya farklı bir gözle bakması konusunda yardımcı olmak istediğinizde mesajınızın içeriğine dikkat edin” diyor.

“Argümanınızın miktarını artırmakla kalitesini arttırmış olmazsınız.”

İlgili TED konuşması…

Kaynak: https://ideas.ted.com/how-to-make-your-arguments-stronger-hint-longer-is-not-the-answer/

Busra Meral

Okumak, araştırmak, yeni şeyler öğrenmek, bunlar üzerinde düşünmek, tartışmak ve paylaşmak benim için büyük keyif. Yazmak ise bambaşka bir dünya. Kurumsal hayat karmaşasından kaçıp buraya sığınıyorum. Paylaştıkça her şeyin daha güzel olacağına gönülden inanıyorum. "Okumak bir insanı doldurur, insanlarla konuşmak hazırlar, yazmak ise olgunlaştırır." Francis Bacon

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu
Kapalı