Jeoloji

Türkiye Çölleşiyor

Birleşmiş Milletler 1994 yılında Dünyadaki Çölleşme ve Kuraklık riskine önlem almak, farkındalık oluşturmak için 17 Haziran tarihini “Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü” olarak ilan etmişti. Geçtiğimiz aylarda çölleşme ile mücadele gününde yine her zamanki gibi dünyanın geleceği bolca konuşuldu, giderek yükselen tehlike çanlarının sesi yine masaya yatırıldı. Ancak çölleşme hızını düşürecek bilinç dünyada ve ülkemizde hala oturmuş değil. Bu bilinç oluşana kadar gölgesine sığınacağımız tek bir ağaç bile kalmamış olabilir.

Türkiye’ye bakacak olursak durumun kritiğini daha net bir şekilde göreceğiz. T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü’nün ”Türkiye Çölleşme Modeli ve Risk Haritası”na göre, ülke topraklarımızın yaklaşık olarak %20 si zayıf, %52’si orta ve 19’u yüksek risk grubunda bulunmakta. Çölleşmemizi izlemek için yapılan, 7 kriter ve 48 gösterge içeren çalışma riski net bir şekilde gözlerimizin önüne seriyor.

Türkiye’nin çölleşme kriterleri ve göstergeleri;

Kategori Adı (kriterler)          Değişken/Parametre/İndis/Gösterge Sayısı

  • 1.İklim                                                          10
  • 2. Su                                                              3
  • 3. Toprak                                                      10
  • 4. Bitki örtüsü ve Arazi Kullanımı            2
  • 5. Topografya ve Jeomorfoloji                  6                                                     
  • 6. Sosyo-ekonomi                                        7
  • 7. Yönetim                                                    10

‘Türkiye Çölleşme Risk Haritası’na göre ülke topraklarımızın yaklaşık %19’u yüksek risk grubunda. Konya-Karapınar, Iğdır-Aralık ve Urfa-Ceylanpınar çok yüksek risk taşıyan bölgeler olarak görülürken, Tuz Gölü havzası, Ereğli-Karaman bölgesi, Urfa-Ceylanpınar-Mardin-Batman hattı ile Eskişehir çevresi orta ve yüksek risk grubunda.

Geçenlerde Bodrum ile ilgili bir görsel paylaşılmıştı:

Yalıkavak’ın çevresinde solda gördüğünüz fotoğraf, bölgenin sit alanı halini temsil ediyor. Daha sonra yasalarla sit alanı olmaktan çıkarılan alanın mevcut durumu ise sağdaki gibi. Bu iki fotoğraf 2006 ve 2017 yıllarını temsil ediyor. Zaten halkın uzaktan bakabildiği bu bölgeler, imara açılınca uzaktan bakmakla bile hüzün veren bir çehreye sahip oldu. Kaz Dağları, Salda, Şirince, Ayder Yaylası, artık para tuzaklarından ayak basılamayan ve sadece özel kesime açılan sahillerimiz (bkz: paralı ve duyarsız) derken ülkemiz adeta ağzından salyalar akan telaşlı vahşi aslanların arasında kalmış ve her parçasından koparılmaya çalışılan bir ceylan misali çırpınıyor.

Bizler yine de enseyi karartmadan efor sarf etmekle yükümlüyüz. Bu sebeple doğadan sonumuzu getiren cevap gelmeden önce acilen onun gönlünü almaya başlasak iyi ederiz. Çünkü bizim doğaya açacağımız yara ile doğanın bizlere açacağı yara kıyaslanamaz bile. Dünyanın efendileri değil de doğanın küçücük parçaları olduğumuzu hatırlamak ümidiyle..

Matematiksel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.