Tarih Boyunca Kişisel Hijyen: Atalarımız Ne Kadar Temizdi?

Geçmişte yaşamış insanların, sağlığa uygun olmayan bir yaşam tarzı olduğu söyleniyor. Acaba atalarımızın sahip olduğu bu ünün ne kadarı doğruydu? Kişisel hijyen, birçok yönüyle yüzyıllar boyunca evrimleşmiş olsa da atalarımızın yaşam tarzları bizimkinden ne kadar farklıydı? İşte bu yazı, bu sorulara cevap olarak hazırlandı. Araştırmaya başlamak amacıyla geçmişteki tuvalet alışkanlıklarını incelememiz yerinde bir karar olacaktır. Neden mi? Tuvaletlerin içeriklerinin, geçmişin insanları hakkında çok şey anlattığı ortaya çıktı da ondan.

Tuvalet Hijyeni: Dağınık Bir Olay

Her ne kadar tam olarak sağlığa uygun olmasalar da tuvaletler binlerce yıldır var. 200.000 yıldan fazla bir süre önce insanlar, geniş topraklara yayılmış küçük gruplar halinde yaşayan göçebe toplayıcılardı. Yaklaşık 10.000 yıl önce dünyanın çeşitli köşelerinde bazı insanlar, yerleşik yaşama biçimini seçti ve çiftçiliğe başladı. Köyler büyüdü ve yoğun nüfuslu şehirlere dönüştü.

İşte o zaman dışkılama bir sorun haline geldi. Sonucunda kentlilerin, 7/24 yedikleri, uyudukları ve yaşadıkları yerde en temel sorunlarını gidermeleri olası değildi. Bu yüzden yeni bir çözüme ihtiyaçları vardı. Ancak arkeolojik kanıtlar, çözümün hemen bulunmadığını gösteriyor. Oda çömlekleri ve lağım çukurları erken zamanda icat edilmişken, dünyanın ilk şehirleri (yaklaşık 6.500 yıl önce) ve sifonlu tuvaletler (3.000 ila 5.200 yıl önce) arasında bin yıl bulunmakta.

Çoğu eski teknoloji gibi, tuvaletler de bağımsız olarak birkaç kültürde eş zamanlarda ortaya çıktı. Bununla birlikte atalarımızın kullandığı tuvaletler, günümüze gelene kadar birçok yenilik aşamasından da geçmiştir.

Antik ve Orta Çağ Dönemlerinde Tuvaletler

Mezopotamya’dan en eski sifonlu tuvaletlerden biri.

Lazımlık kullanım geçmişi zaman açısından düzensizdir. Yapı malzemelerine ve yerel iklime bağlı olarak, antik banyoların izleri de çağlar boyunca hayatta kalmamış olması da mümkündür. Ancak yaklaşık 4500 yıl önce Mezopotamyalılar’ın, lağım çukurlarının üzerine koltuklar inşa ettiklerini biliyoruz.

Eshnunna ve Nuzi gibi antik kentlerinde arkeologlar, su geçirmez bitümle (ham petrolden elde edilen madde) kaplı tuğla sandalyeler buldular. Böylesi bir yapıda atık, tabandaki bir yarım aracılığı ile kil borulardan lağım çukurlarına giderdi.

En eski sifonlu tuvaletler içinse ilk bilgiler, Akdeniz’deki Girit adasında yaşayan Minoslulara ve günümüz Pakistan ve Hindistan’daki İndus Vadisi Uygarlığına gidiyor. Yaklaşık 4000 yıl önce, her iki toplum da karmaşık sıhhi tesisat ve arındırma sistemlerine sahipti.

Bilim insanları, bu su mühendisliğinin klasik Roma’ya kadar (iki bin yıl sonra) ve hatta 19. yüzyıla kadar rakipsiz olduğunu söylüyorlar. Ancak bu toplumlardaki herkesin, umumi kanalizasyona bağlı bir tuvaleti yoktu. Evden eve, şehirden şehre, tuvaletlerin mevcudiyeti hem bireysel servete hem de altyapıya bağlıydı.

Minos’taki sarayın yerleşim bölgesinde bir tuvaletin şeması.

Kişisel Hijyen de Önemli Bir Adım: Sifonlu Tuvaletlerin Hayatımıza Dahil Olması

En eski sifonlu tuvaletlerden biri, Girit’teki Knossos’taki Minos sarayında keşfedilmiştir. Yeniden yapılanmalara dayanarak, çatıdaki rezervuardan yeraltı kanalizasyonuna su akıtan bir tünel olan “yıkama kanalı” üzerine tünemiş ahşap bir koltuktan oluştuğu anlaşılmıştır. Benzer bir mekanizmanın, İndus Vadisi Uygarlığı tarafından da geliştirildiği bilinmektedir.

Roma Umumi Tuvaleti. Benzer bir yapıyı Efes Antik Kenti’nde de görebilirsiniz.

Roma döneminde (yaklaşık MÖ 200 ila MS 500), halka açık hamamlarda çok koltuklu lüks tuvaletler bulunurdu. Eşit aralıklı deliklere sahip bu uzun taş banklar, su kanalının üzerinde yer alıyordu. Bu yapılarda, tuvalet kâğıdı gibi kullanılan çubuklardaki süngerleri yıkamak için olduğu düşünülen ve tuvalet bankının ayağı boyunca uzanan başka bir su hendeği bulunuyordu. Çoklu tuvalet kullanımı elbette özel olmaktan uzaktı. O zamandan kalma eski metinler, tuvaletleri sosyalleşme noktaları olarak tanımlayarak bu yargıyı doğrularlar.

Bir ortaçağ tuvaletinin bulunduğu bir kale duvarının dış görünüşü (solda). Tuvaletin aşağıdaki hendeğe nasıl boşaltıldığını gösteren bir resim (sağda).

Nispeten yakın zamana kadar, çoğu evde kolaylıkla erişilebilen çeşme suyu yoktu. Dolayısıyla geçmişteki bireylerin tuvalet alışkanlıkları bizden oldukça farklıydı. Örneğin Orta Çağ evlerinde insanların, tuvaletlerini yapmak için gidebilecekleri dolap benzeri odalar veya kuytu yerleri seçmesi alışıldık bir durumdu. Orta Çağ’ın en zenginlerinden bazıları, kirli suyu ve insan atıklarını bir lağım havuzuna taşıyacak boru hatlarına bile sahipti. Ayrıca insanlar her zaman kapalı tuvaletleri kullanmaya meyilli değildi.

İşin rengini, bir hükümdarlık görevine değinerek daha da ilginçleştirelim. Tarihin en ilginç ve en kötü görevlerinden biri, atalarımızın tuvalet alışkanlıklarıyla bağlantılıydı.

Kralın Yakınındaki Uşak

Bu pozisyondaki kişiye, kralın bağırsak hareketlerini izleme ve gerektiğinde krala yardımcı olma görevi verilirdi. Kralın tuvaletinin yanında su, havlu ve lavabo da olurdu. Bu iş ilk olarak, tarihin en ilginç hükümdarlarından biri olan ve İngilizler tarafından sıklıkla kitap, dizi ya da filmlere konu edinilen VIII. Henry’nin (İngiltere Kralı, 1491-1542) talebi üzerine ortaya çıktı. Sonunda oldukça saygın bir pozisyon haline geldi. Bunun nedeni, rolü üstlenen kişilerin genellikle kralın güveni nedeniyle yüksek sosyal statüye erişmeleriydi.

Kral William III’ün taburesi, yaklaşık 1650 yılından. Kraliyet ailesinin hijyen alışkanlıkları kitlelerden oldukça farklıydı.

Sonucunda bu iş tiksindirici olsa da kralın sağ kolu olma yoluna giden umut verici bir yoldu. Bu nedenle birçok asilzade veya yüksek mahkemenin soylu üyeleri, konumlarını iyileştirmek için oğullarını bu göreve başvurması üzerine eğitiyorlardı. Bu görevi yapanlardan bazıları yüksek maaşlı ve iyi sosyal haklara sahip sekreterlik görevine bile yükseltilirdi. Kralın uşaklığı görevi, İngiltere’nin ünlü kralları tarafından uzun bir süre kullanılacak ve sonrasında da Kral VII. Edward (1841-1910) tarafından kaldırılacaktı.

Yukarıda saydıklarımıza ek olarak kendilerinin veya arkadaşlarının evlerinin karanlık köşelerinde tuvaletlerini yapan insanlar olduğuna dair bazı rivayetler de vardır. Bu tür eylemlerin ana motivasyonu ise etraflarında olup biten tartışmalardan ya da oyunlardan kendilerini soyutlamak istemiyor olmalarıydı. Dolayısıyla atalarımız sağlığa uygun olmayan bu yaşam biçimi yüzünden başka bir sorunla daha karşı karşıya kaldılar: haşeratlarla…

Ev Hijyeni: Bitler, Kemirgenler ve Diğer Haşereler

Aslına bakarsanız baş bitlerinden tahtakurularına kadar, atalarımızın hayatları küçük hayvanlarla doluydu. Özellikle yoksul hanelerde, yerler genellikle samanla kaplı olurdu. Bu durum, böcekler için sıcak bir yuva anlamına geliyordu. Bazen odanın kokusunu iyileştirmek için samana güzel kokulu çiçekler veya otlar eklenirdi. Fakat bu durum da böceklerin üremesini ve enfeksiyon yaymasını kolaylaştırırdı.

Bu saman zeminler, yemek yenen odalara yerleştirildiğinde birçok soruna neden oluyordu. Yiyecekler yere düştüğünde çoğu zaman temizlenmezdi. Köpekler düşenlerin bir kısmını temizlemiş olsalar da geri kalanı kemirgenler ve bakteriler için yiyecek olurdu. Sonucunda da haşeratların üremesi artardı. Dahası bu böcekler evlerini sadece saman yer zeminlerde yapmakla kalmadılar. Yataklar hatta insanların kendi vücutları ve saçları bile onların yaşam alanları için mükemmel yerler oldu.

Golden Haggadah’tan (İbranice günlük dua kitabının bir parçası) bir bit vebasının Orta Çağ tasviri

Hâl böyleyken, Orta Çağ’da yaşayan birçok insana bitlerin bulaşması kolaydı. Çünkü toplumun en yoksul düzeyindekiler için, diğer aile üyeleriyle aynı yatağı paylaşmak yaygındı. Bu sıkışık koşullar nedeniyle, böcekler kurbanlar arasında kolayca seyahat ederdi ve hastalıklar hiçbir engel olmadan hızla yayılırdı. Peki, geçmişteki insanların temizlik anlayışları nasıldı?

1662 tarihli Cour de Ferme’nin yağlıboya tablosundan bir bit tedavisini tasvir eden detay. 

Vücut Hijyeni: Eski Banyo Alışkanlıkları ve Sabun Kullanımı

Orta Çağ’daki en zengin insanlardan bazıları, su taşıyıcısı hizmetçiler aracılığıyla temiz suya erişiyordu. Bunlar, bireylerin yıkanması için eve taze su getirmekle görevli kişilerdi. Bu kişilerin temiz su toplamak için en yakın nehre gitmeleri gerekiyordu.

Tüm bunlara rağmen atalarımız sabun kullanmayı muhtemelen sandığımızdan daha iyi biliyorlardı. Sabun ilk olarak, eski Babilliler tarafından MÖ 2800 gibi erken bir tarihte icat edilecekti. Arkeologlar, tarihi alanlarda yer alan kil silindirlerde sabun olduğuna inandıkları kalıntılar buldular. Bu kapların bazılarında sabun yapmanın yaygın bir yolu olan ‘külle kaynatılmış yağların’ tariflerinin bulunduğu yazılı metinler bile vardı.

Mısırlıların da düzenli olarak banyo yaptıkları düşünülmektedir. Bunun kanıtı Ebers papirüsünden bulunabilir. Bu metin, M.Ö. 1500 yıllarında hayvansal ve bitkisel yağların tuzla nasıl birleştirilip sabun yapılacağına ilişkin ayrıntıları içeren tıbbi bir metindir. Bu tür bir sabun, sadece yıkanmak için değil; aynı zamanda cilt rahatsızlıklarını tedavi etmek için de kullanılırdı.

MÖ 1550 dolaylarında eski Mısır’dan Ebers papirüsü sabun yapımı tariflerini içeriyordu.

Yunanlılar da temizliğe önem verirlerdi. Hatta sadece sabun kullanmakla kalmadılar. Aynı zamanda kullanıcılara su püskürten çok erken bir duş şeklini de icat ettiler. En zengin Antik Yunanlıların halka açık yıkanma yerlerinin yanı sıra kendi banyoları da vardı. Ayrıca kendilerini zeytinyağıyla ovuyorlar ve uygun bir banyoları yoksa yıkanmak için kâseler kullanıyorlardı.

Yunanlılar gibi Romalılar da pisliğin hastalığa neden olduğunu anladılar. Kasabalarına temiz su sağlamak için su kemerleri, hamamlar, soğuk ve sıcak odalar inşa etmekle ünlüydüler.

Orta Çağ Döneminde Yıkanma Alışkanlıkları

Bu tespit, insanların tamamen banyo yapmayı durdukları anlamına gelmiyor. Japonya’da her gün yıkanmak gelenekseldi ve İzlanda’da insanlar banyo yapmak için kaplıcalardan yararlanırdı. Bazı yerlerde, insanların kullanmak için para ödediği hamamlar vardı. 14. yüzyılda, İngiliz Kralı III. Edward tarafından Westminster Sarayı’nda bir tane hamam bile kuruldu. Bunu yapamayanlar da basit bir ahşap küvetle yetinmek zorunda kaldılar.

Özel ve halka açık banyolara erişimin sınırlı olduğu zamanlarda nehirlerde yıkanmak oldukça yaygındı. 1410 yılı civarından bir çizim.

Orta Çağ ve erken modern dönem boyunca, belirli bir temizliğin olduğu yerlerden biri, genellikle iyi hijyeni savunan manastırlardı. Buralarda genellikle yemeklerden önce ellerin nasıl yıkanacağına dair yazılı talimatlar bulunurdu. Hatta manastırlar yemekten önce ellerini yıkayabilecekleri özel odalar içeriyordu. Bu odalara lavatoria adı verilirdi. Bu odalarda tuvalet yapacak yer yoktu, tamamen el ve yüz yıkamaya yönelikti.

Maulbronn Manastırı Lavatorium Çeşmesi, Maulbronn, Almanya

Sabun, Adını Nereden Aldı?

Avrupa’da insanlar zeytinyağının sabun için harika bir malzeme olduğunu düşündüler. Bu sebepledir ki özellikle zeytin yetiştirilen bölgelerde sabun yapıyorlardı. Son derece erken kökenlerine rağmen, sabuna adını veren ise Romalılar olmuş ve onlar da kendi sabunlarını da yapmışlardır. Yağmurun bir dağdan aşağı indiğini, hayvansal yağ ve küllerle karışarak kil benzeri bir sabun oluşturduğunu anlatan Sapo Dağı efsanesine atıfta bulunarak bu malzemeye sabun adını vermişlerdir.

Doğal sabun tariflerini gösteren Mezopotamya kil tableti.
(MÖ 3. binyıl)

Sabunun İngiltere’de 12. yüzyılda, Amerikan kolonilerinde ise 17. yüzyılda yapılmaya başlandığı düşünülüyor. Bu dönemde, İngiltere halkının kendi özel hamamlarına veya umumi hamamlara giremedikleri takdirde nehirlerde yıkandıkları söylenir. Bazı insanlar, vücutlarını temiz bir bezle silmeyi içeren ‘kuru yıkama’ da yapıyorlardı. Tabii ki, bu durum yoksul bölgelerde daha yaygındı. Çünkü fakir insanlar sabun gibi şeylere para harcayamazlardı ve sıcak su gibi ayrıcalıklara erişemezlerdi.

Antik Dünyada Diş Hijyeni

Geçmişte hijyen konusunun uzun uzun tartışılan bir başka yönü de ağız sağlığıdır. Geçmişin diş hekimlerinin korkunç bir üne sahip olduğuna şüphe yoktur. 17. yüzyılın sonlarına doğru, İngiltere’de diş fırçaları tanıtıldı. Ayrıca bundan önce insanların kürdan kullandığına dair kanıtlar da vardır. Bununla birlikte çoğu insan ağız hijyenini korumaya geldiğinde ihmalkâr davranmıştır.

Diş sorunları tarihin büyük bir bölümünde yaygındı. Bazı eski Sümer metinleri diş problemlerini kaydetmiştir ve bu sorunlardan birine ‘diş solucanları’ adını vermişlerdir. Bu ad, diş çürüğüne ve ağrısına dişe yerleşen kurtların neden olduğu, bunları öldürerek çürükten korunabileceği inanışından gelmiştir. O zamanlar diş hekimleri bu deliklerin gerçek nedenini anlamadılar. Bu nedenle, solucanların neden olduğu fikrini ortaya attılar.

Dişleri temsil eden bir sahne ile ilk diş üzerinde minyatür. 
Gümüş forsepsli (genel olarak cisimleri tutmaya yarayan aygıt) ve büyük dişlerden oluşan kolyeli bir diş hekimi, oturan bir adamın dişini çekiyor, yaklaşık 1360 yılından.

Diş sağlığına yönelik önleyici tedbirler açısından çok az şey yapılmıştır. Geçmişte diş hijyeninin anlamı, problem ortaya çıktıktan sonra tedavi edilmesine odaklanmaktı. Ancak bazı uygarlıklar yanlışlıkla ve bilmeden diş sağlığını iyileştirmiştir. Roma’da yaşayan Romalıların iskeletleri, Roma İmparatorluğu’nda yaşayan diğer insanlardan daha sağlıklı beslendiklerini ve bu da dişlerinin daha iyi korunduğunu gösteriyor.

Makyaj Yapımı ve Kozmetik Kullanım Alışkanlıkları

Özellikle Eski Mısırlılar sık sık banyo yaparak hijyen koşullarına dikkat etmeleriyle ve makyaj yapmalarıyla tanınırlar. Eski Yunanlılar da benzer bir üne sahiptir. Antik Roma dönemine kadar kadınların jilet kullandığı söylenirdi. Ayrıca cımbız, ponza taşı ve tüyleri almak için kullanılan tüy dökücü kremler de bulunmuştur. Tudor Dönemi İngiltere’sinde de bireylerin dış görünüşlerine önem verdikleri söylenir.

Eski zamanlarda insanların küçük cam parçaları veya çelik aynalar taşımaya başladıkları bilinmektedir. Bazıları cımbızın yanı sıra tarak, kulak kepçesi ve kemik manikür setleri de taşıyordu. İnsanlık tarihinin ilk zamanlarından beri insanların tıraş olduklarına dair göstergeler de var. Yüzlerindeki kılları kazımak için keskinleştirilmiş kayalar kullandıklarına ya da kopararak atmış olabileceklerine inanılıyor.

Bu Mısırlılara ait kozmetik ve tuvalet seti olup MÖ 1550 dolaylarına atfedilmektedir. Göz kozmetiği için sürme tüpü, tıraş bıçağı, cımbız, bileme taşı ve ayna içerir. 
Nesneler, Theban nekropolünün Aşağı Asasif olarak bilinen bölümünde hasır
bir sepetin içindeydi.

Atalarımızın kişisel hijyen alışkanlıkları, insan uygarlığının evrimleşmesi hakkında bizlere ne söylüyor?

Okunduğu üzere geçmişteki insanların günümüzden daha az hijyenik koşullarda yaşadıklarına dair şüphemiz yoktur. Fakat sanıldığı kadar kir pas içinde bir yaşam biçimine de sahip olmayabilirler. Pek çok kişinin sabun kullandığı, kıyafetlerini yıkadığı ve dişçiye gittiğine dair kanıtlar var. Tuvaletlerin gelişim süreci ise geçmiş kültürlerin sosyal yönlerini de ortaya çıkarmaktadır. Sitelerdeki tuvaletlerin düzeni, sosyal bölünmeler ve sağlık koşulları üzerine ilişkin kültürel inançları yansıtmaktadır.

Sonuç olarak refah ve sosyal statü, insanların sağlık hizmetlerine ve sağlığa uygun yaşam biçimine erişebilmelerinde büyük bir rol oynadı. Örneğin, zengin olanlar için evlerine özel bir hamam eklemek kolaydı. Ancak yoksulluk sınırının altında yaşayanlar için aynı şey geçerli olamazdı. Ne yazık ki maddi kaynak dağılımının getirdiği adaletsizlik, en eski zamanlardan günümüze kadar pek çok konuda olduğu gibi, insanların sağlıklı yaşam koşullarına erişmede de zorlandığını gözler önüne serer.



Kaynaklar ve ileri okumalar

Matematiksel

Olgun Duran

Ömür boyu öğrencilik felsefesini benimsemiş amatör tiyatro oyuncusu ve TEGV gönüllüsü; kitaplarından, doğaya hayranlığından, yeni yerleri görmekten, gittiği yerlerin kültürünü keşfetmekten ve bunların uğruna çabalamaktan vazgeç(e)meyen kişi...  

Bu Yazılarımıza da Bakmanızı Öneririz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir