Psikoloji

Teknostres: Sosyal Medya Sayesinde Hayatımıza Giren Son Moda Stres

En çok stres yaşadığınız anları hayal ettiğinizde aklınıza hangi anlar geliyor bilmiyoruz. Ancak ülkemizde ve dünyada günlük rutinde olan, hatta epey zaman ayrılan bir şey var ki kendisi yepyeni bir stres unsuru: Sosyal Medya ve yarattığı stressin adı da teknostres.

Bazen diyet yapmaya, sağlıklı yaşamaya karar verdiğinizde kendinizi daha fazla abur cuburun, fast-foodun içinde bulursunuz. Normalde yemediğiniz şeyleri normalde yemediğiniz kadar fazla şekilde tüketmiş olabilirsiniz. Çünkü bir ”göreve” çevirdiğimiz şeylerin yarattığı zorunluluk hissi, akıntının tersine kürek çekmemize sebep olabilir. Sosyal medyada da aynı psikolojik döngüye kapılmış olmamız pek sürpriz değil ancak araştırma hakkında düşünmemiz stresi uysallaştırma becerisi geliştirmemize katkı sağlayabilir. İngiltere’deki Lancaster Üniversitesi araştırması gösteriyor ki sosyal ağ kullanıcıları, sosyal medya kullanımlarından dolayı stres yaşadıklarında, sosyal medya platformlarına giderek daha fazla bağımlı hale gelme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.

sosyal medya

Facebook ve Instagram gibi sosyal paylaşım sitelerinin kullanıcılarının, sosyal medya stresi – teknostres olarak bilinen yeni bir fenomenin içinde oldukları görülmektedir. 444 Facebook kullanıcısının alışkanlıklarına yönelik araştırmalar; arkadaşlarla sohbet etme, haberleri tarama vb. etkinlikler strese yol açmaya başladıkça, kullanıcıların etkinlikler arasında geçiş yaptıklarını gösterdi.

Yani araştırmanın gösterdiği bulgulara göre, kişiler bu tür bir stres ile karşı karşıya kaldıklarında, stres unsurunu kapatmak veya daha az kullanmak yerine; sosyal medya platformlarının birinden diğerine geçiş yapıyor, stresi yaratan ortamın girdabında kayboluyorlar. Elbette bu eğilimler ileri safhalarda sosyal medya bağımlılığının artmasına sebep oluyor. Araştırma ekibi, teknostresin kullanıcıların hayatlarına olan etkilerine baktıklarında; sosyal ağların kişisel hayatlarını istila ettiklerini, ağlarını arkadaşlarınınkine uyacak şekilde uyarladıklarını, aşırı fazla sosyal bilgi edindiklerini, platformlarda sürekli değişiklikler ve güncellemelerle karşı karşıya kaldıklarını gördüler.

Teknostres İle Nasıl Başa Çıkılır?

Araştırmacılar ayrıca teknostresle başa çıkmanın iki ayrı yolunu da incelediler. Bunlardan ilki, sosyal medyadan uzak kalıp diğer etkinliklere katılmaktı. Bazı kullanıcılar hesaplarını kapatıp arkadaşlarıyla veya aileleriyle yaşadıkları sorunlar hakkında konuşuyorlar, platformlarda daha az zaman harcıyorlardı. Bununla birlikte, diğer yöntemi seçenlerdeki davranış, aynı sosyal medya uygulaması içerisinde farklı faaliyetlerde bulunmak ve potansiyel olarak sosyal medya bağımlılığına giden bir yolda ilerlemekti. Bu yöntem, siteleri daha düzenli kullanan sosyal medya kullanıcıları arasında daha yaygındı. Bu yöntem zaten araştırmanın sonucunu vurgulayan, yani işe yaramayan yöntemdi.

Unutmayalım dünya hazlarının bir sonu yok ve unutmayalım ki zaten gördüğünüz pek çok şey, sadece ”sizin görün” diye yapılıyor. 🙂 Gün içinde ”en güzel hayat benimki” yarışına mola verip, aldığınız nefesin hazzına odaklanmayı deneyin. Telefon olmadan denizi, dağları seyretmeye gidin. Emin olun kısmi bir rahatlama yaşatacaktır.. Aklınıza Instagram gelirse denizden veya dağdan bir taş alıp bağrınıza taş basın.. 🙂

Şaka bir yana bu konunun bu denli önemli olmasının sebebi, odaklanma becerimizin neredeyse yok olmaya yüz tutmuş olmasıdır. Böyle giderse günümüzde, gelecekte en başarılı ya da en mutlu insanlar; en temel gereksinimlerimiz, becerilerimizden olan ”odaklanabilme, anı hissetme” becerilerine sahip olanlar olacaktır.

Konuyu video ile incelemek isterseniz:

Bunlara da göz atmak isteyebilirsiniz:

Kaynak: Social media stress can lead to social media addiction;*https://www.lancaster.ac.uk

Matematiksel

Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan; filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim.. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum ve İstanbul Gelişim Üniversitesi'nde akademik görevimi sürdürüyorum. Spora, sanata (özellikle resim sanatı), müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara, filmlere düşkünüm.. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Küçük yaşlardan itibaren birikmiş 9 adet günlüğüm var. Amaçlı ve amaçsız yaşamanın çeşitli noktalardan artı ve eksileri olduğunu düşünsem dünyadaki her şeyin gelip geçici olduğuna inanıyorum. Yine de -her şeye rağmen- ben uzun süredir amacı olanlardanım.. Buradan enerji sağlayabiliyorum.. Çoğunlukla enerjik, dışa dönük olsam da yeri geldikçe oldukça içe kapanmaya ve yalnızlığa susayabiliyorum. İkisi de keyifli ve öğretici.. Matematiksel sitesinin öncelikle hayranı olan bir okuruyum sonra Matematiksel’e katkı sağlamaya çalışan enfes ekibin bir parçasıyım. Özetle bu dünyayı bir rüyaymış gibi (Is this the real life? Is this just fantasy?) hissedip iyi bir insan olarak '‘kalmaya'’ çabalayan, sonsuzmuş gibi üretmeye çalışan insanlardan olarak; bahsettiğim 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum. Yaşam keşifle canlanıyor.. (Instagram veya Facebook hesabım yoktur. Fotoğrafımı ve adımı kullanarak sahte hesap açıldığını öğrendiğim için bu bilgiyi belirtmek durumundayım.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.