Anasayfa » ZİHİN AÇAN YAZILAR » Sokrates Bilime Hangi Yönden Karşıdır?

Sokrates Bilime Hangi Yönden Karşıdır?

Yaşadığımız evreni anlamlandırma çabası Tales ile başlamış ve devamında aşağı yukarı M.Ö. 400’e kadar sürmüştür. Materyalist görüşün egemen olduğu bu dönemde, başlıca sorun evrenin yapısal niteliğini belirlemekti. Ortaya atılan açıklamalar, bize çocukça da görünse, birer hipotez niteliğinde idi.

M.Ö. 5’inci yüzyılın sonlarında doğaya dönük felsefeye tepkiler ortaya çıkmaya başladı ve gözler insana çevrildiği. Bu dönemde Atina demokratik yönetim, serbest düşünme ve tartışmaya olanak verdiğinden, pek çok düşünür, matematikçi ve bilginin uğrağı, hatta gelip yerleştiği yer olmuştu. Bunlardan birçoğu artık dağılmış olan Pisagor Kardeşlik derneğinin mensuplarıydı. Geçimlerini bilgi öğretmekle sağlayan bu göçmen düşünürlere Sofist deniyordu.

Sofistler gerçeği aramaktan ziyade, tartışmada üstünlük kazanma sanatı üzerinde duruyorlardı. Şüphesiz tartışmanın geniş yer tuttuğu demokratik bir toplumda bu sanatın değeri büyüktü. Ne var ki, gerçeği aramayı amaçlayan katıksız bilim ve felsefe açısından sofistlerin hüneri hiç de makbul sayılmazdı.

Matematik Pisagor ve onu izleyenlerin elinde ampirik olmaktan çıkmış, mantıksal güç yönünden yüksek bir düzeye ulaşmıştı, özellikle geometri kafa eğitimi için son derece etkin bir araç olarak görülüyordu.

Sofistler tartışmada üstünlük sağlama sanatlarını icra ederken bu araçtan geniş ölçüde yararlanıyorlardı. Sofistlerin bu tutumu karşısında rahatsızlık duyan Atinalıların başında tüm yaşamını gerçeği aramaya vermiş Sokrat (Socrates) geliyordu.

Sokrat kendinden önce gelen düşünürlerin tersine doğa ile değil, insan sorunları ile uğraşıyordu. Amacı insanı iyi, akıllı ve âdil yapmanın yollarını bulmak ve göstermekti.

Metodu, ustaca yönelttiği sorularla karşısındakini düşünmeye sevketmek ve doğruyu ona adım adım buldurmaktı. Atina’nın en iyi ailelerinden gelen öğrencileri onunla tartışmaya katılmaktan veya bu tartışmaları seyirci olarak izlemekten büyük zevk alıyorlardı.

Örneklerine, Sokrat’ın en seçkin ve ünlü öğrencisi Eflatun (Plato)’un diyaloglarında rastladığımız bu tartışmalar bugün de hayranlıkla okuduğumuz ve yüzyıllar boyunca insanlığın kafa eğitiminde çok etkili rol oynayan eşsiz felsefe metinlerini teşkil etmektedir.

Ancak bir sorun vardı, Sokrat’ın bu tutumu mantıksal tartışmanın matematik dışında gelişmesine neden olmuştur.

Sokrat’ın fikirleri ile doğa bilimleri arasında bir ilişki kurmak oldukça güçtür. Ahlâk kavramlarının ve asıl gerçeğin aydınlatılmasına yardımcı görmediği için doğa bilimlerine karşı bile çıkmıştır.

Filozoflar bu dönemden sonra ikiye ayrılmıştır: Bir yanda dış dünyayı anlamaya çalışanlar, öbür yanda insanı iç ve dış dünyayla ilişkileri içinde ele alanlar.

Sokrates’den önceki filozoflar deneyi, gözlemi es geçmemişlerdi. Doğayı, hayvanları, havayı, denizi gözlemleyerek hayatın anlamını bulmaya çabalamışlardı. Bu yüzden felsefeyi bilimle iç içe ele almışlardı. Ancak Sokrates’den sonra felsefe düşünce ile sınırlandırıldı.

Felsefe ile bilimin yollarının ayrılışı biraz da bu zamandan itibaren başladı…

Kaynak: Cemal Yıldırım – 100 Soruda Bilim Tarihi

Matematiksel

Paylaşmak Güzeldir

Yazıyı Hazırlayan: Sibel Çağlar

Avatar
Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere... Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.