SAYILAR

Hiçlikten Elde Edilen Bir Şey: Sıfır Sayısının Hikayesi

Hiçbir şeyden bir şey elde edilebilir mi? Her zaman bir sayı olmayan, kimilerince lanetli kabul edilen bir sayının sıfırın dönemeçler ile dolu yaklaşık 1500 yıllık hikayesi bu yazımızın konusu…

Zamanda geriye gidip insanların sayılarla ne zaman uğraşmaya başladığına bakarsak, sıfır ile ilgili bir kavramın olmadığını görürüz. Sayılar, öncelikle miktarı ölçmek, örneğin “Ne kadar tahıl depoladık?” gibi sorulara yanıt vermek için pratik araçlar olarak kullanılmaya başladı. Böyle bir bağlamda sayıları kullanmayı düşündüğünüzde, sıfır sayısı pek bir şey ifade etmez. Bir ölçüm, ancak ölçülmesi gereken bir şey varsa anlam ifade edebilir.

Sıfır Sayısını İçermeyen Bir Dünya

Aristoteles’in (MÖ 384-322) sıfır hakkındaki düşünceleri, sıfırın neden ilk sayı sistemlerinin bir parçası olmadığının arkasındaki mantığın mükemmel bir örneğidir. O dönemde sıfır sonsuzluğun karşılığı olarak görülüyordu. Aristoteles, hem sıfırın hem de sonsuzluğun sayılar ve sayma kavramıyla ilgili saf fikirler olduğuna, ancak aslında bu sayıların kendilerinin var olmadığına inanıyordu. Aristoteles ayrıca, sonsuzluk gibi, asla sıfıra ulaşamayacağınızı da düşündü.

Sıfırın ilk gerçek kullanımı gerçekten bir sayı olarak değil, sayısal gösterimde bir rakam sembolü olarak idi. Babillilerin 60 tabanlı bir sayı sistemi vardı. Birden 60’a kadar sayılar için semboller vardı. 60’tan büyük sayılar için, ondalık sayılarımız gibi konumsal bir sistem kullandılar. Bu konumsal sistemde, sayısız basamaklı yerler için bir boşluk bıraktılar; bu boşluk onların sıfır sayısı idi.

Sıfırın Ortaya Çıkışı

Yedinci yüzyılda Brahmagupta (598–668) adlı Hintli bir matematikçi tarafından dünyaya tanıtılan ilk gerçek sıfırdır. Brahmagupta oldukça başarılı bir matematikçiydi: Sadece sıfırı icat etmekle kalmadı, aynı zamanda negatif sayılar ve cebir fikrini de icat etti! Sıfırı gerçek sayı olarak ilk kullanan ve sıfır, pozitif ve negatif sayıların nasıl çalıştığına dair bir dizi cebirsel kuralı çözen ilk kişi oydu.

Bu bilgiler ilerleyen süreçte batıya ve doğuya doğru yayıldı. Roma rakamlarına derinden bağlı oldukları için Avrupalılar bunu en son anlayanlardan oldu. Bu, 13. yüzyılda Fibonacci’nin, Farslı matematikçi Harizmi’nin eserlerini çevirip yeni sayı sistemini Avrupa’ya tanıtmasıyla gerçekleşti.

Konu hakkında daha başka bir yazı okumak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz. Aşağıda da çevirisi tarafımızdan yapılan keyifli bir videoya erişebilirsiniz. İyi seyirler…

Çeviri: Mehmet Demiryay

Matematiksel

Sibel Çağlar

7 yıl Kadıköy Anadolu Lisesinin devamında lisans eğitimimi Marmara Üniversitesi İng. Matematik öğretmenliği üzerine tamamladım. Devamında 20 yıl çeşitli özel eğitim kurumlarında matematik öğretmenliği ve eğitim koordinatörlüğü yaptım. 2015 yılında matematiksel.org web sitesini kurdum. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu