Savunma

Her şey kusursuz bir şeklin insan eliyle kusurlu bir hale getirilmesinden sonra başlamıştı.

“Kendi dünyamda güvenli bir şekilde yaşamımı sürdürmekteydim. Her şey olması gerektiği gibi yerli yerinde ve de biçimdeydi. Ama gel gör ki bir gün işler değişti. Bizi bizle bırakmayarak kendi dünyalarında bir yere koymaya çalıştılar. Tabi bunu yaparken de birtakım ihmaller zinciri neticesinde ellerini yüzlerine bulaştırdılar. Akıllarınca bizleri kendi dünyalarındaki nesnelerle eşleme yoluna gittiler. Mesela ben onların dünyasında var mışım?! Var olmak üç boyuta sahip olmayı gerektiriyorken insanların dünyasında bu nasıl mümkün olabilirdi?

Onların dünyasında karşılıklı kenarları paralel, tüm iç açıları ve tüm kenar uzunlukları birbirine eşit düzlemsel bir şekilim. Ne de güzel tanımlamışlar beni kendilerince. Keşke her şey bu kadar kolay olabilse. Ama anlaşılan insanların dünyasının kuralları böyle. Zihinlerine dayanarak söyledikleri şeyle gerçek hayatta ismimi verdikleri şey arasındaki farkı görmezden gelmeleri ne kadar komik ve de bilgisizce. Benim enim ve boyum var yüksekliğim yok ki. Peki insanların beni resmettiği ya da benzettiği şey de az da olsa yükseklik olmak zorunda değil mi? Belki milimin milyonda biri yüksekliğinde olsa bile.

Hatta daha da ileri gidiyorlar noktayı bile kendi dünyalarına çekip alabiliyorlar. Bizim dünyamızda boyutsuz olan bir şey onların üç boyutlu dünyasında neye tekabül ediyordu acaba? İnsanlar gerçekten çok cesur. Hiç aldırış etmiyorlar. Yanılmak çok da mühim değil dünyalarında. Hatta araştırma yöntemlerinden birine de deneme-yanılma yöntemi adını vermişler. Gerçekten çok garip. Sanırım hiç bir zaman anlaşamayacağız…

Fakat yok yok, insan her şeye rağmen şimdilik farkında olmadıkları bu sorunu fark edecek ve de çözecektir. Eminim ileride birisi çıkacak ve bu çatışmayı çözebilecek bir argüman geliştirecektir. Bu nasıl olabilir bilemiyorum ama en azından kendi dünyası ile bizim dünyamızı ayırmak mecburiyetinde kalacaktır. Yine bağ kuracaktır tabi tabiatı gereği.

Ve “bizim dünyamızdakiler kusurlu, asıl olan başka dünyadakiler. Buradakiler birer gölgeden, yansımadan ibaret” diyebilirse eğer kendi dünyasına rağmen, o zaman bazı şeyleri de değiştirecektir. İnsanlarla iletişimimiz tekrardan rayına girecektir. O zamana kadarsa bizim dünyamızdan çok insanların dünyasında sorunlar yaşanacak, hatta bazıları ölümle sonuçlanabilecek raddeye varacaktır.”

&

Son beş yıldır konuşmuyordu. Etin ve balığın tadını unutmuştu bile. Fasulyeyi yemiyor, yememekle de kalmayıp ona dokunmuyordu. Önce sağ ayakkabısını giyiyordu ve herkesin yürüdüğü yolları da tercih etmiyordu…​​​

Bunların sayesinde kendini kardeşliğe kabul ettirmişti.

Sayılara inancı tamdı. Kardeşliğe kabul edileli beş yıl olmuştu ve bu süre zarfında Pythagoras’ı hep perde arkasından dinlemişti. Ama bir gün Pythagoras’ı bizzat görme şerefine nail oldu. Ve aralarındaki diyalog öyle bir raddeye vardı ki artık onunla beraber akademinin koridorlarında dolaşıyor, hatta sokakta bile onun yanından hiç ayrılmıyordu. Tabi akademinin içinde Pythagoras’ı perde arkasından dinleyenler, içlerinde olmasına rağmen Pythagoras’ı tanımazlardı. Tanıyanlar ise hiç bundan bahsetmezler açık vermezlerdi. Dolayısıyla sokaktaki insansa tüm bu olan bitenden haberdar değildi.

Her şey yolunda gibiydi. Fakat bir zaman sonra…

&

Akademide olağanın dışında bir hareketlilik yaşanıyordu. Birisi herkesten kaçıyor ve kendini izah edeceği birini arıyordu. Ama kime gitse adeta günahıyla baş başa bırakılmak istenircesine kendisine yüz çevriliyordu. Herkes ağız birliği etmiş ve onu dinlememeye karar kılmışlardı. Onca çabasına rağmen kimseyle diyaloga geçemeyince dayanamayıp, akademide pek de alışık olunmayan ilkel bir yönteme başvurdu ve bağırarak yüksek sesle kendini onlara duyurmak yolunu seçti.

“Hayır, hayır ben suçlu değilim” yüzünde şaşkınlıkla karışık bir korku hali vardı. Kendini savunmak istiyordu. Yanlış yapmadığından o kadar emindi ki. Kesinlikle kardeşlerine ihanet etmemişti.
“Efendim kendimi açıklamama izin verin.” deyince içlerinden biri de “tamam seni dinliyoruz” diye karşılık verdi.

Peki ne yapacaktı şimdi, nereden başlaması gerekiyordu? Kısa bir müddet düşündü. Kendisinin suçsuz olduğuna o kadar çok inanıyordu ki ve sadece kendi adına da değil bundan sonra gelecek adına da böyle sahnelerin yaşanmaması için inandığına kardeşlerini de inandırmalıydı. Yüklendiği görev kolay değildi ve karşısında da ikna etmesi gereken toplumun en bilge kişileri vardı. Bu düşünceler içerisindeyken ağzından gayri ihtiyari şu kelimeler döküldü.

“Eğer ben suçluysam sadece ben suçlu değilim. Eğer ben suçlu değilsem suçlu kimse yok ve sonsuza kadar da suçlu kimse olmayacak.” Salonda seslerin yükselip konuşmasını kesmesine izin vermeden şöyle devam etti.

“Her şey kusursuz bir şekil olan karenin insan eliyle kusurlu bir hale getirilmesinden sonra başladı. Bu kusurlardan ilki ise onu görünür kılmak oldu.”

Salonda sesler yükselmeye başladı. Ne saçmalıyor bu adam, delirdi mi,.. gibi cümleler taa Hippasus’un kulağına kadar geliyordu. Tekrar salonda sessizlik sağlandı ve Hippasus kaldığı yerden konuşmasına devam etti.

“Kare bizim zihnimizde olan bir imge. Bizse görünür dünyada ona benzeyen şekillere açıkça hiç çekinmeden kare dedik. Belki derken gördüğümüz şeklin zihnimizdeki gibi bir kare olmadığını biliyorduk ama buna rağmen gayet cesur davranıp hiç aldırış etmeden kareyi de dağarcığımıza yerleştirdik ve sonrasında da zihnimizdeki kareden beklenilen özellikleri, gördüğümüz kareden beklemeye başladık. Böylece hem bu dünyamızı hem de zihin dünyamızı bozduk.”
“Bu söylediklerinle nereye varmaya çalışıyorsun. Yoksa tüm amacın bizi oyalamak mı?” dedi içlerinden birisi. Sonrasında tekrar bir uğultu başladı salonda. Yine sessizlik sağlandı ve konuşmasına kaldığı yerden devam etti Hippasus:

“Kardeşlerim şuna gelmeye çalışıyorum. Hiçbir zaman zihnimizdeki dünya ile yaşadığımız dünya arasında sorunsuz bir şekilde, çatışkısız kalmamız mümkün değil. Ve kendimizce idealize ettiğimiz dünyaya aykırı bir şey zihnimizde oluştu diye de bunu gizlemenin bir anlamı yok. Şimdiye kadar evrendeki olayları açıklamaya çalıştığımız sayılar yetmedi ki bazı garip bize göre akıl dışı şeylerle karşılaştık. Ama biz ne yaptık? Onu gizleme yolunu seçtik. Güneşi balçıkla sıvamaktan bile daha gülünç hale düştüğümüzü bile bile. Nasıl ki bütün bu olanlara rağmen kareyi günlük yaşamımızdan atıp ondan vazgeçmediysek, ortaya çıkacak ve bize ters gelecek olan şeylerle de yüzleşmek zorundayız. Bu onu gizleyerek değil bilakis açığa çıkararak olmalı.”

Hippasus biraz daha cesaretlenmişti, artık daha rahat ve kendinden emin bir şekilde konuşuyordu.
“Karenin komşu olmayan iki köşesini birleştirdiğimizde oluşan sayının şu ana kadar hiç bir sayıya benzemediğini hep beraber bulduk. Bu ortaya çıkan ne doğal ne tam ne de rasyonel orantılı bir çokluk. Ve hemen kendi inanışımıza ters düştüğü için saklamaya çalıştık. Hatta bir de yemin ettik bu bilgiyi yaymayacağımıza dair. İnancımıza, inancımıza temel olan matematikten daha çok inandık. Bu toplumun bilge kişileri olan bizler, her şeyi sorgulama, her şeyden şüphe etme duyarlılığını gösteren bizler, iş bize gelince neden aynı hassasiyeti gösteremedik acaba?
Şimdiyse ben bu bilgiyi aşikar etmekle suçlanıyorum. Şundan son derece eminim ki ileride de inançla ters düşen tartışmalarda komik ve de acımasız mahkemeler kurulacak. Bunlarla büyüyecek insanlık. Karşı çıktığı şeye gün gelip sahip çıkarak. Uzun lafın kısası kardeşlerim eğer ben suçluysam, ilk suçlu zihnindeki kare imgesini günlük yaşamımıza sokan kişi ve devamında bunu kullanan herkestir.”

Salonda yine sesler yükselmeye başladı. Bu sefer Hippasus direk sesini yükselterek sessizliği sağladı ve konuşmasına devam etti.

“Eğer bu bulduğumuz şeyi ben aşikar etmeseydim, o olduğu yerde kalacak mıydı? Kimse düşünmeyecek miydi? Tam tersine kardeşliğimizin bazı inanışlarına ters gelse bile bunu insanlığa ilan etmenin ne büyük erdem olacağını düşünmüyor musunuz? Ve bir de yeni bir şeyin doğuşuna sebep oluyor olmak ve buna bizzat ev sahipliği yapmak varken neden bundan mahrum kalıyoruz? Evet kardeşlerim sizler ne derseniz deyin artık yeni sayıların varlığından haberdarız. Ve belki bundan sonra da kim bilir insanlığı şaşırtacak neler neler bulacağız!”

Oturuma ara verildi.

Hippasus arkadaşının sesiyle uyandı uykusundan. Son bir haftadır her gece böyle rüyalar görmeye başlamıştı. Hatta bazılarında kendini her seferinde denizin ortasında, geminin güvertesinde elleri arkadan bağlanmış bir halde buluyordu.

Gün yeni ağarmaya başlamıştı. Derhal evden çıktı ve akademinin yolunu tuttu. Ana kapıdan içeri girdi. Ana salondan sesler geliyordu. Kulak kabartıp dinlediğinde duydukları karşısında şok oldu. Kardeşleri tarafından ölüm cezasına çarptırılmıştı.

“Karar verilmiştir. Kardeşliğimizce ettiğimiz yemine uymayarak akademinin duvarları arasında kalması gereken sırrı ifşa eden ve bunu alenen meydanlarda söyleyen Hippasus ölüm cezasına çarptırılmıştır. Ölüm şekli denizde boğularak olacaktır.”

Köyün en yaşlı bilgesi deri kaplı kalın kitabı kapattığında karşısında onu dinleyenlerden biri “Bundan böyle bir karenin kenarlarıyla köşegenlerinin rasyonel orantılı olmadığı gerçeğinden habersiz olan, aydın insan sıfatına layık değildir” diye iç geçirdi.

Aykut ÇELİKEL

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Aykut Çelikel

İzmir Anadolu Öğretmen Lisesi 2007, Dokuz Eylül Üniversitesi Matematik Öğretmenliği Bölümü 2012 mezunuyum. MEB'de görev yapmaktayım. Matematik yapmaktan ve de hakkında yazmaktan keyif alan bu adamın bir hayali de öğrencileriyle birlikte Euclid'in muhteşem eseri olan Stoikheia(Elemanlar)'ı tartışma zemininde okumak.

Bunlara da Göz Atın

Borsa ve Finansta Matematik: İşin İçine ‘İnsan Psikolojisi’ Girerse!!

Çok sevdiğim bir hocamın bir sözü vardı: ‘Borsada oynanmaz, rasyonel yatırım yapılır’ derdi.  Ben ise …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ga('send', 'pageview');