Rene Descartes: Düşünüyorum, Öyleyse Varım…

Cogito ergo sum…

Top atışları duvarlarda yankılanırken bir asker düşünceli bir biçimde gözleri boşluğa takılı, ahşap karyolasında uzanmıştı. Birkaç dakika sonra tavan boyunca sessizce ilerleyen bir böcek dikkatini çekti. Asker, birdenbire sıçrayarak oturdu. Eğer böceğin yolu üzerindeki her bir noktanın en yakın iki duvarın her birine uzaklığı bilinirse, o zaman böceğin yolu matematiksel olarak resmedilebilirdi. Bu böcek, aylardır onu uğraştıran probleme anahtar olabilirdi. Bu adam, Rene Descartes’tı.

1596’da Fransa’da doğan Descartes, balık dolu ırmakları ve perili şatoları olan bu canlı bölgede büyüdü. Ancak onun kırılgan yapısı fazlaca evden çıkmasına izin vermiyordu. O da tüm zamanını okuyarak ve sorular sorarak geçirdi çocukluğunda. Zengin mal sahibi ve yerel parlamento üyesi olan babası, oğlundaki zekâ kıvılcımlarını fark etti ve yatılı okula, La Fleche’e göndermeye karar verdi.

Genç Rene çok zayıf olduğu için okul müdürü her sabah kendisini çalışabilecek durumda hissedinceye kadar dinlenmesine izin verirdi. Descartes bu uygulamayı yıllarca sürdürdü. Bir keresinde o “İyi matematik çalışmak ve sağlığı korumak için tek çare, bunları yapma istidatı gösterene kadar yataktan asla kalkmamaktır” diye yazmıştı.

Descartes başarılı bir öğrenciliğin ardından 1612’de birkaç arkadaşıyla Paris yoluna düştü. Bir dönem burada canlı ve eğlenceli hayat sürdü ama zamanla amaçsız bir yaşamdan sı­kılmaya başladı. Bu sıralarda, La Fleche’den, matematik araştırmalarını geliştirmek için şehre gelmiş olan iki eski okul arkadaşına rastladı. Onların yoğun matematik ilgileri bulaşıcı oldu ve bundan sonraki iki yılını Descartes kesintisiz olarak matematik çalışarak geçirdi.

1616 yılında, Avrupa’nın büyük bölümü askerî bir kamp görünümündeydi. Çünkü bütün kıtada dinî savaşlar patlak vermişti. Macera arayışı içinde olan Descartes heyecanlanarak Hollanda ordusuna katılmaya karar verdi.

Birkaç ay sonra bir Hollanda kasabasında dolaşırken, Descartes eski bir hanın duvarındaki bir posteri farketti. Yoldan geçen birisine seslenerek poster üzerindeki Hollanda dilinde yazılı kelimeleri çevirmesini istedi. Tesadüfen Hollandalı bir araştırmacı olan adam “memnuniyetle” dedi, “eğer ortaya atılan geometri problemini çözmeyi deneyecekseniz!”

Araştırmacı posterin çevirisini tamamlar tamamlamaz Descartes çalışmaya başladı. Birkaç saat içinde bütün Avrupa’daki matematikçileri şaşırtmış olan problemin doğru sonucuna ulaştı. Genç asker bu deneyimden o kadar zevk almıştı ki, yaşamını matematiğe adamaya karar verdi.

Matematik Ortaçağ Avrupasında yavaş gelişmişti. 17. yüzyıl başlarında çarpma işlemi oldukça güç düşünülüyordu. Bize şimdi son derece aşina gelen artı(+) ve eksi(-) işaretleri geniş ölçüde kullanılmaya henüz başlamıştı ve eşit işareti ( =) ancak 1540 yılında Recorde adında bir İngiliz matematikçisi tarafından önerilmişti.

Descartes 1619 yılında bir sefere katıldığı sırada, onun bir matematikçi olarak gelişimini etkileyen garip bir olay meydana geldi. Dekart bir dizi rüyalar gördü ve bu rüyaların birinde bir şiir okuyordu: “Hayatın hangi yolunu izlemeliyim?”

Descartes bu rüyaları, doğanın sırlarının bir açıklaması ve matematik aracılığıyla doğayı incelemeye bir çağrı olarak yorumladı. Hemen, hayatının çalışması ve daha sonraki bilimsel çalışmalar üzerinde çok büyük etkisi olan bir cilt üzerinde çalışmaya başladı. Zamanla, matematiğin askeri seferlerden çok daha iddialı bir macera sunduğunu fark etti. Görevinden istifa ederek, bundan sonraki beş yılını Almanya, Danimarka, Hollanda, İsviçre ve İtalya seyahatleriyle geçirdi. Descartes olağan dışı bir turistti; turistik ziyaretler yerine matematik incelemeleri ve tartışmalarında yoğunlaşmıştı.

Descartes 1628 yılında ciddi biçimde felsefe ve matematikle meş­gul olmak için Hollanda’ya döndü. Orada deney yaparak ve yazarak kasaba kasaba dolaştı. Bu dönemde kimya, tıp, anatomi, meteoroloji, astronomi, optik gibi birçok konu ile ilgilendi ve bunların her biriyle meşgul oldu. Bir ara optik aletleri yapmaya bile teşebbüs etti ve oldukça başarılı oldu.

İşte Hollanda’daki bu ikinci seyahat döneminde Descartes büyük şaheseri Bilimlerde Gerçeğin Aranması ve Aklı Doğru Biçimde Yönetme Metodu Üzerine Konuşma adlı eserini tamamladı. Bu kitap 1637 yılında yayınlandı, fakat Descartes’ın 18 yılını almıştı.

Descartes sık sık kendi kendisine “biz herhangi bir şeyi nasıl bilebiliriz?” diye sorardı.

“Eğer bildiğimiz bir şeyi kesin olarak söyleyebiliyorsak, herhangi bir şeyi nasıl öğreniriz?”

Düşünce dolu yıllardan sonra Descartes tek cevabı bilimsel metodun verdiği sonucuna vardı. Eğer bir bilim insanı dikkatle deney yapar ve sonra da elde ettiği sonuçlara matematik usavurumu uygularsa, onun bulgularının doğru kabul edilebileceğini anladı. Metot Üzerine Konuşma adlı eserinde bu konudaki fikirlerini ortaya koydu.

Matematiksel bir bakış açısından bu eserin en önemli bölümü Geometri başlıklı ek kısımdır. Bu ek kısım modern analitik geometrinin temellerini içermektedir.

Descartes’ın matematiksel düşünceye başka katkıları denklemler teorisi konusunda önemli çalışmalarını kapsamaktadır. Bundan başka, cebirsel terimlerin yazılışını basitleştirmiş ve eğrilerin bir sınıflamasını ileri sürmüştür.

1646 yılında Descartes İsveç Kraliçesi Christine’in özel hocası olması için davet edildi. 19 yaşındaki kraliçe, Descartes’ın matematik teorilerini okumuş ve matematik öğretmeninin o olması gerektiğine karar vermişti. Kraliçenin davetine olumlu cevap verdi. Christine’in hevesli bir öğrenci olduğunu işitmişti, ona öğreteceğini umuyordu.

Zavallı Descartes, ne vahşi İsveç kışına ne de Christine’in saçma kaprislerine hazırlıklı değildi. Bir süre, kaybettiği uyku saatlerini gün boyunca dinlenerek telafi etmeye çalıştı. Fakat, Christine onun İsveç Bilimler Akademisi’ne mükemmel bir başkan olacağına karar verdi. Düşüncesizce, tükenmiş olan matematikçiyi daha da üzen her öğleden sonra Akademi toplantıları programladı.

Soğuk, fazla çalışma ve uykusuzluk onun zaten zayıf olan bünyesini daha da yordu ve Stockholm’de 1650 yılında ellidört yaşındayken öldü. Onun cenazesi Fransa’nın büyük adamlarının son istirahatgâhı olan Paris’deki Pantheon’da bulunmaktadır.

Descartes bir keresinde “bilim bir ağaca benzetilebilir” yorumunda bulunmuştu. “Metafizik kök, fizik gövde ve mekanik, tıp ve ahlak başlıca üç dalıdır”. Buna, sadece, Dekart gibi büyük düşünürlerin titiz bakımı ile bu bilim ağacının büyüyüp gelişebileceği, eklenebilir.

Kaynak: Frances Benson Stonaker – Meşhur Matematikçiler, syf: 30 – 35

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere... Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bunlara da Göz Atın

Belirsizliğin Babası: Werner Karl Heisenberg

Gözle görülemeyecek kadar küçük olan dünyanın kanunları, bilinen dünyadan çok daha farklı. Bu dünya, insan …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ga('send', 'pageview');