Rekabetçi mi Olmalı, Kanaatkar mı?

Birey olarak edindiğiniz karakterde toplumun rolü var mıdır? Kendinizi rekabetçi mi tanımlarsınız yoksa kanaatkar mı? Hangisini doğru buluyor, hangisi ile mutlu oluyorsunuz?

Rekabetçi kapital toplumlar dünyanın sonunu mu getiriyor? Toplumsal yaşamda rekabet neyi temsil eder? Rekabet nasıl evrilir? Rekabeti oluşturan unsurlar, toplumun kapasitesine göre toplumları hangi ekonomik pozisyonlara getirebilir? Bu konularda cevaplanması gereken pek çok soru türetilebilmektedir.

Sorulardan ziyade genel hatlarıyla bakınca Doğuya doğru rekabetçiliğin daha düşük olduğunu görüyoruz. Rekabetçilik Amerika ve Avrupa’ya nazaran Doğu’ya doğru düşüyor. Bunun sebebi kanaatçi olmak mı?

Doğu’ya doğru azalan rekabetçilik demişken, bunun Asya toplumları için geçerli olmadığını biliyoruz. Başta Çin olmak üzere, Asya Kaplanları (Asian Tigers) yani Tayvan, Singapur, Güney Kore ve Hong Kong  (Ayrıca Asia’s Four Little Dragons olarak da bilinirler) son derece rekabetçi toplumlardır.. Yüksek büyüme oranları ve hızlı endüstrileşmeleri bu ülkeleri, gelişmiş ülkelerden kılmıştır.

Japonya, Çin ve Asya Kaplanları zenginleşmiş ülkelere ihracatları, zenginleşmiş ve endüstrileşmiş ülkelerle ticaret dengeleri, yüksek ekonomik ve finansal bağımsızlıklarıyla dünyada hegemonya bayrağını Batı’dan Doğu’ya kaydırmaya başlamışlardır.

Peki hangi Doğu toplumları yarışın gerisinde? Biliyorsunuz..

Rekabetçiliğin veya kanaatkarlığın felsefesini irdelemeyi gerekli kılan küresel rekabet içinde yaşayan insanlar olarak bir yandan biliyoruz ki rekabet etmeyi bilmeyen, yeni sistemin rekabeti sağlayan konularında geride kalan toplumlar tarih sahnesinden silinebilecek.

Peki mutluluk?

Kanaat edebilmek de mutluluğun anahtarlarından değil mi? Ne yapacağız bu çıkmazda? Bana kalırsa ikisi de vazgeçilemeyecek kadar elzem, herhangi biri görmezden gelinemeyecek kadar hayati kavramlar.

***

Eski zamanlarda güç, rekabet kavramlarını elde etmenizi sağlayacak girdiler bambaşkaydı. Avcılık-toplayıcılıktan, feodaliteye geldik. O zamanlarda gücün anahtarları bambaşka niteliklerle geliyordu.

Günümüze doğru sanayileşme ile güce açılan kapılar değişti. Anahtarlar da öyle. Artık yeni faktörlerde kendimizi geliştirmek zorundaydık.

Şimdi ise.. Dijital Devrim’in, uzayın, teknolojinin, yapay zekanın orta yerinde, hegemonya olmak veya hegemonyaya kafa tutabilmek için yepyeni girdilere, becerilere ihtiyacımız var. Eskiyi unutup şimdiye ayak uydurmak zorundayız.

Tamam da rekabet rekabet nereye kadar? Dünya ve doğa bunu kaldıramayacak ki.. Yeni bilişsel ve finansal kapitalizmi sürdürebilecek dinamikler, dünya için dinamit gibiler..

Rekabetçi dünyaya uyum sağlamayınca da hegemonyalar canınızı okuyor. Böyle de olmuyor. Hem rekabeti hem kanaatkarlığı sürdürülebilir bir dünya için aynı potada eritme zamanı geldi. Dünyaya felsefi ve sosyolojik -her ne kadar görmezden gelinen alanlar olsalar da, asıl ihtiyacımız onlar- bir devrim lazım..

***

Rekabet üretim ve inovasyon ister, dolayısıyla tüketim de ister. Kanaatkarlık ise tüketimde aşırıya gitmemeyi.. Ama kanaatkarlıkta da gizli sinsilik yok diyemeyiz. Bakınız: Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz. 🙂

Kanaatkarlık, yokluğun ve yoksulluğun bir savunma mekanizması sayılabilir çoğu zaman. Bollukla sınanınca kanaat etmeyi sever miyiz acaba? Yoksa Amerikan yaklaşımıyla ”daha”cı mı oluruz?

Kanaat etmeyi küresel bazda tüketime indirgememiz gerek belki de. Çünkü en kanaatkar insanın bile en az üç kredi kartı var..

Bizler artık sürdürülebilir dünya için bilim, teknoloji, inovasyon ve üretim -geri dönüşüm- rekabetini başlatmalıyız, rant için değil. Kendi içimizde de hayatı mal, mülkten öte doğayla tecrübelerle tanımlarsak daha doğru bir kanaat anlayışı oluşturabiliriz. Çünkü tükettikçe tükeniyoruz..

Özetle, rekabetin belki de daha yeşil bir dünya anlayışına evrilmesi gereklidir. Şirketlerin ve ülkelerin yatırımlarını yeşil inovasyona çevirmesi, bu alanda rekabet etmesi, dünyayı daha sürdürülebilir bir noktaya getirebilir. Yoksa, zaten rekabet edecek bir dünya kalmayacak.

***

Kanaatkar olmayı bilmeyen bireylerin mutlu olamayacağına inanıyorum. Ancak pek çok Doğu toplumunun bunu çok yanlış anlaması sebebiyle geri kaldıklarını da görüyorum. İlimden uzak, kaderci kanaatkarlık ise özellikle Doğu toplumlarını üzücü bir noktaya getirdi. Bunu Küresel Rekabet Endeksi ile de görebiliriz. En altta sizlere PDF’i de bırakıyorum. Dilerim ki dünya için rekabet ve kanaat noktasında dengeli bir anlayış benimseyebiliriz.

KÜRESEL REKABET ENDEKSİ

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) aracılığıyla oluşturulan Küresel Rekabet Endeksi (Global Competitiveness Indeks) bizlere bazı argümanlar sunabilmektedir. Bu çıkarımları yaparken ele aldıkları göstergeler de önem arz eder.

4. sanayi devriminde önemli kriterler arasında esneklik (resiliance), çeviklik (agility), inovasyon ekosistemleri (innovation ecosystems) ve insan odaklı yaklaşım (human centric approach) vardır. WEF’te bunlar doğrultusunda 12 yeni bileşenle rekabeti analiz etmiştir..

Raporda vurgulanan temel söylemler rekabetçiliğin ülkeler arasında sıfır toplamlı oyun olmaması yani her ülke rekabetçiliğe erişmesinin mümkün olması. Ayrıca bunun aksi bir durumun söz konusu olduğu ve ülkeler arasında rekabetçilik bakımından büyük uçurumların varlığı da dile getirilirken bu uçurumların daha da büyüme riski yüksek olduğu bir potansiyelden de söz edilmektedir. Yine de 4. sanayi devriminde her ekonominin rekabetçiliğe ulaşma olanağının olduğu kesin olarak belirtilmektedir

Ekonomik sıçrama yapabilmek için teknolojiyi bir kaldıraç olarak kullanabilmenin çok sayıda ülkede sınırlı kalması rekabetçilik ve teknoloji konusundaki en temel bulgular arasında gösterilirken, bunun temel nedeninin kurumların, altyapı ve becerilerdeki yetersizlikleri olarak görülmekte. Ayrıca inovasyonu teşvik stratejilerini hayata geçirmekte yetersiz kalan ülkeler, rekabet-teknoloji ve ekonomi üçgeninde sınıfta kalmaktadır.

Rekabetçilik ekonomik güçlenmenin yanında şoklara karşı donanım sağlasa da bunu elde edebilmek için eşitlik, sürdürülebilir kalkınma ve büyüme hedeflerine ulaşmayı gerçekçi adımlarla atmaktan geçmektedir. Bunun için de proaktif ve ileri görüşlü önderliğe olan ihtiyacın bu endekste önemi sıkça vurgulanmaktadır.

***

2018 Küresel Rekabetçilik Raporu’nun rekabet gücü sıralamasında yer alan 140 ülke arasında ilk üç sırayı ABD, Singapur ve Almanya aldı. 

Skeptik düşüncenin ve bilimin yan yana ilerlediği yolda yarattığı katma değerler günümüzde hiç olmadığı kadar etkin bir role sahip olduğu için artık kaçırılacak trenlerin geri dönüşünün pek imkansız olacağını söylemek pek de pesimist bir senaryo olmaz. Yani realiteden korkmamanın atılması gereken adımlar konusunda hız kazandıracağını görülmektedir.

Raporda Türkiye ile ilgili değerlendirmeye gelince, Türkiye’nin 2018 itibariyle, kişi başına düşen 10,512.0 ABD dolarlık bir gelire, Türkiye’nin GSYİH’sinin dünya toplamında %1,71’lik bir paya sahip olduğu görülüyor.

10 yıllık ortalama GSYİH büyümesi %4,8 olmuş. İşsizlik oranı %11,3 ve 5 yıllık ortalama dolaysız dış yatırım GSYİH’sinin %1,5’i kadar.

Kaynak:  WEF http://www3.weforum.org/docs/GCR2018/05FullReport/TheGlobalCompetitivenessReport2018.pdf

2018 dönemi Küresel Rekabetçilik Endeksi hesaplamalarına göre, Türkiye 140 ülke arasından 61. sıraya gerilemiş. Türkiye, 2017’de  bu endekse göre 58. sırada idi.




Kaynak: 1: WEF http://www3.weforum.org/docs/GCR2018/05FullReport/TheGlobalCompetitivenessReport2018.pdf

***

Rekabetçilik mi, kanaatkarlık mı?

Tarih sahnesinde kalmak için rekabet, huzur için kanaat..

Kaynaklar

http://www3.weforum.org/docs/GCR2018/05FullReport/TheGlobalCompetitivenessReport2018.pdf

hhttps://www.retailturkiye.com/genel-haberler/dunya-ekonomik-forumu-2018-kuresel-rekabetcilik-raporunu-acikladi

Matematiksel

Paylaşmak Güzeldir

Yazıyı Hazırlayan: Ceren Demir

Avatar
Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan , filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim. Pamukkale Üniversitesi ve AGH University of Science and Technology' de Uluslararası Ticaret ve Finans alanında kendimi eğitmeye çalıştım. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum. Voleybol sporunda antrenör yardımcılığı yaptım ve lisanslı oynadım. Spora ve sanata düşkünüm. Resim yapmayı çok seviyorum. Klasik müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara ilgi duyuyorum. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Sanıyorum 7. günlüğüme başlayacağım. Satranç ve Rusça'ya merak saldım. Bahsettiğim tüm 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum.

Bunlara da Göz Atın!

Sosyal Medyayı İkiye Ayıran Matematik Sorusu

Sosyal medyadaki pek çok kişi şu aralar ikiye ayrılmış durumda. Hem de bu ayrışmaya bu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.