Piaget Neden Çocuklar Üzerinde Araştırmalar Yaptı?

“Biz bulup keşfetmek zorunda kalırsak, daha çok şey öğreniriz.” Jean Piaget

Jean Piaget (1896-1980), henüz çocukluk yaşlarındayken biyolojiye ilgi duymuştu. Çocukluktaki bu ilgisi, onun henüz 21 yaşındayken “yumuşakçalar” üzerinde gözlemler yapmasına ve bununla ilgili inceleme yazıları yazmasına neden olmuştu. Neuchatel Üniversitesi’nden sadece 22 yaşındayken doktora derecesi almasında ise üstün gözlem yeteneğinin ve merakının etkisi büyüktür.

Ancak Piaget, biyolojiyle ilgilenmesinin yanında çocuklarla da ilgileniyordu ve onları da gözlemliyordu. Çocukların zihin gelişimleri ve düşünüşleriyle ilgili çalışmalar yapıyordu. Kendi çocuklarıyla vakit geçirirken bile bilimsel çalışmaları için çocuklarının davranışlarını izliyor ve neyi neden yaptıklarını sorguluyordu. Kendi çocuklarını da bilimsel çalışmalarında gözlemlemesi, o dönemde ortaya etik tartışmaların çıkmasına neden olmuştu aslında.

Piaget, çocuklar üzerinde çok uzun süre çalışmalar yaptı. Hatta bu çalışmalarından ve bilimsel araştırmalarından dolayı onu çocuk psikoloğu olarak görenlerin ve çalışmalarını çocuk psikolojisi için yaptığını düşünenlerin sayısı oldukça fazladır. Fakat Piaget’nin kendisi, çocuk psikolojisi yapmadığını, kendi kullandığı terimle “épistémologie génétique” (Kabaca “bilginin oluşumu ve gelişimi” denilebilir.) yaptığını söylüyordu. Bu terimi şu şekilde açıklayabiliriz: Ampirik (deneysel) incelemelerle, insan zihninin yapısal niteliklerinin gelişim süreci çerçevesinde, bilginin oluşumunu başlangıcından itibaren ortaya çıkarmak (Özakpınar, 2016).

Her ne kadar kendisi bunu çocuk psikolojisi için yapmadığını söylese de yaptığı araştırmalar ve bilim dünyasına kazandırdıkları sayesinde psikologlar çok daha etkili çalışabilmekte ve çocukları çok daha iyi anlayabilmektedir. Üstelik sadece psikologlar değil anne-babalar dahi çocuklarının yetiştirilmesinde bu bilimsel kaynaklardan birçok şey öğrenebilirler, bunun için gelişim psikolojisi kitaplarını okuyabilirler.

Çocuklar ve “bilginin oluşumu ve gelişimi” kavramı arasındaki ilişkiyi biraz açalım. Çünkü bilginin oluşumu ve gelişimi ile çocuk arasındaki ilişkiyi ilk bakışta anlamak biraz zor.

Èpistémologie (epistemoloji), bilgi felsefesidir. Bilginin niteliği-doğası, imkanı-kapsamı ve dayanağı-kaynağı ile ilgilenen felsefe dalıdır. Piaget de bilginin oluşumunu ve gelişimini, davranışları sistematik gözlemleyerek ve çocukları sorgulayarak araştırdı. Biyolojik olarak insan zihninin mantıksal yapılarının kuruluşu süreciyle ilgilendi. Bu sürecin kuruluşunun insanın doğumuyla başladığını ve 18 yaşında tamamlandığını ileri sürdü. Yani bütün bunları yaparken aslında insanın “bilişsel gelişiminin” nasıl gerçekleştiğine dair bilime katkılarda bulundu.

Piaget, çocuğun gelişim sürecinde bilgi yapılarının kurulmasındaki mantıksal nitelik değişmesini saptamayı amaç edindi (Özakpınar, 2016). Èpistémologie génétique terimindeki “génétique” sıfatı, bu oluşumu ve gelişimi başlangıcından itibaren izlemeyi ifade eder. Bunun için Piaget:

  • Çocuklarda kavram ve dil gelişimini,
  • Çocuklarda zaman ve uzam (algılanan nesnelerin temel niteliği) tasarımını,
  • Çocukların objelerle etkileşimini,
  • Çocukların sembolleri zihinlerinde düşünme aletleri olarak kullanmalarını araştırdı.

Piaget, bilişsel gelişimin temelini biyolojik etmenlere dayandırdı. Yani ona göre insanının biyolojik gelişim süreci, aynı zamanda bilginin yapılanması sürecidir. Birey, doğumdan başlayarak gelişirken bilgi yapılarını kurar, bilgi yapılarını kurarken gelişir. Sadece organların büyümesi ve gelişmesi değil, bilgi yapılarının kurulması da bireyin ihtiyaçları ile çevre arasındaki dengenin sürdürülmesi bakımından gereklidir. Kişi, bilme nesnesiyle temasa geçtiği zaman var olan bilgileri (bilgi yapısı) yetersiz kalıyorsa o yapı, yeni gerçeği (bilgiyi) de kapsayacak biçimde değişmek zorundadır. Böylece Piaget, zihinsel gelişimi, gerçeği kavrayan ve gerçeğe ayarlanan mantıksal yapının kurulması olarak tasarımlar (Özakpınar, 2016).

Piaget’nin èpistémologie génétique kavramı birbiriyle ilişkili iki soruyu içerir:

“Bilgi nedir?” sorusu epistemolojik bir soruyken “Bilgiye nasıl ulaşılır?” sorusu psikolojik bir sorudur.

Tüm bunlardan anlıyoruz ki insan bilgilerinin kökü biyolojidedir ve bilgi bir gelişim süreci içinde kurulur.

Biyolojiye duyduğu ilgiyle başlayan, felsefi bir sorun olan epistemolojiyle yani bilginin kaynağını aramayla devam eden serüveni, Piaget’yi insan bilişinin oluşumunu ve gelişimini incelemeye kadar götürmüştür. Dünyayı anlama ve anlamlandırma çabası olan bilişin doğumla birlikte başladığını düşünmüş ve bu yüzden bilginin oluşumunu ve gelişimini araştırmak için çocuklar üzerinde çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmalarla insanın bilişsel gelişiminin nasıl gerçekleştiğine dair açıklamalar da getiren Piaget’ye, bilime ve insanlığın ilerlemesine yaptığı katkılardan dolayı şükranlarımızı borçlu olmalıyız.

Kaynak: Özakpınar, Y., 2016. Psikoloji Tarihi. Ötüken Yayıncılık, 3. Baskı.

Atakan YÜCEL

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Atakan YÜCEL

Merhaba! Edirne Keşan Anadolu Öğretmen Lisesi'nden 2014'te, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İlköğretim Matematik Öğretmenliği bölümünden 2018'de mezun oldum. Şuanda mezun olduğum üniversitenin aynı bölümünde yüksek lisans yapıyorum. Kendimi geliştirebileceğim her alanda geliştirmek için çaba harcıyorum. Bireylerin özgelişimlerinin hiçbir zaman sona ermeyeceğini ve herkesin kendisini geliştirmesi için farklı alanlarda birtakım fırsatları olduğunu düşünüyorum. Fırsatların olmadığı zamanlarda ise gerçekten gelişim isteyen bireylerin, kendilerine fırsatlar yaratabileceğine inanıyorum. İlerlediğim bu özgelişim yolunda birçok çalışma yapmak için çaba sarf ediyorum. Kitaplar okuyor ve yazılar yazıyorum. Alanım olan matematik ile sınırlı kalmayıp, felsefeye ve sanata da vakit ayırıyorum. Bakış açımı genişletmek için farklı ülkelerden, farklı kültürlerden insanlarla tanışıyorum ve bunun için zaman yaratıyorum. Yeni diller öğrenmek için planlar yapıp bunları uygulamaya çalışıyorum. Bireyin özgelişimini gerçekleştirirken alması gereken güç, her zaman kendi içindeydi ve hala da içinde. Bu gücü kullanmaya giden yol, tamamen zihnimizde bitiyor. İyi gelişmeler dilerim!

Bunlara da Göz Atın

Uzay Yolculuğunda Bir Türk Kadını: Prof. Dr. Dilhan Eryurt

29 Temmuz 1969 tarihinde insanlık adına, kaderimizi değiştirecek büyük bir adım atıldı. Binlerce yıl boyunca, …

2 Yorumlar

  1. Çok güzel bir yazı olmuş Atakan Bey devamını dört gözle bekliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ga('send', 'pageview');