Sosyoloji

Pandemi Sürecinden Neler Öğrenmeliyiz?

Yok, tahmin ettiğiniz şeyleri yazmayacağım burada, belki de birçok insanın fark ettiği ama alakasız bulduğu için üzerinde pek konuşmadığı bazı ayrıntılara dikkatinizi çekeceğim. Ama tahmin ettiğiniz gibi, şeytan ayrıntılarda gizlidir. Pandemi süreci bize ne öğretti ve aslında olumlu anlamda neler kattı? Biraz da bunlara bakalım…

1. Uzaktan Çalışma

evden çalışmak

Birçok insan için geçmişte bir fanteziden ibaret olan uzaktan çalışma kavramı hayatımıza girdi ve bir gerçeklik olarak yerini aldı. Bazılarımız evden de pekâlâ çalışmanın mümkün olduğunu gördü… Hatta pek çoğumuz, ev ortamında daha verimli çalıştığını keşfetti. Özelikle de içe dönük kişilik yapısına sahip olan kişiler haftanın birkaç günü evden çalışmanın ne kadar rahatlatıcı bir şey olduğunu anladı. Bu süreçte çocuklarımızla daha çok ilgilendik, kendimize daha fazla zaman ayırabildik. En azından yollarda geçen ölü zaman dilimini hayatımıza kattık. Ama ne yazık ki bazıları için durum tam tersiydi. Gece yarısı patronundan ya da müdüründen iş alanlar oldu. Ama her şeye rağmen şunu gördük ki evde çalışmak pekâlâ mümkündür. Ayrıca mutlu bir çalışan daha verimli çalışır. Hem neden teknolojinin bize sağladığı olanaklardan ve kolaylıklardan yararlanmayalım ki? Şimdi sıra bunu patronların ve toplumun anlamasında.

2. Uzaktan Eğitim

uzaktan eğitim

Gördük ki eğitim pekâlâ uzaktan da olabiliyormuş. Türkiye bu süreci iyi yönetti. EBA ve Zoom sayesinde öğretmenlerimizi evimizde ağırladık. Öğrenciler için uzaktan eğitim iyi mi oldu kötü mü tabii ki tartışılır ama biz burada sadece olumlu yönlerine dikkat çekmek istiyoruz. Okulları ısıtmamız gerekmedi, servislere tonlarca para saçmadık, çocuklarımız yolda geçirecekleri vaktin bir kısmını kendilerine ayırdılar; her sabah giyinme, kahvaltı etme, evden çıkma telaşı yaşamadık. En azından şunu gördük ki haftanın birkaç günü dahi olsa, bazı dersler sınıf ortamı dışında da yapılabilirmiş. Diyoruz ki neden bundan sonra da böyle olmasın? Her yenilik başlangıçta tuhaf karşılanır. “Olmaz!” diye itirazlara uğrar, ama sonuçta benimsenir ve “neden olmasın, en azından derslerin bir kısmını uzaktan yapabiliriz!” noktasına gelinir. Böylece zamandan kazanırız. Çocuklarımız ev ortamında, aileleriyle daha çok vakit geçirir. Stres azalır ve ülke ekonomisi de biraz tasarruf eder. Biz bunu bir düşünelim.

3. Trafik

trafik sıkışıklığı

İşe ya da alış verişe giderken özel araçlarımızı daha az kullanabilirmişiz. Böylece hem ülke ekonomisine, hem de kendi ekonomimize katkıda bulunabilirmişiz. Doğayı daha az kirletebilir, daha az kaynak tüketebilirmişiz. Olabiliyormuş değil mi? Ne dersiniz?

4. Online Alışveriş

İnternetteki Olumsuz Ürün Yorumlarına Neden Güvenmemelisiniz?

Esnaf kardeşler kusura bakmayın ama online alışveriş bize çok cazip geldi. Hem dilediğin ürünü hemen sipariş edebiliyorsun, beğenmediğin zaman iade edebiliyorsun. Malını satmak için etrafında dönen, seni ikna etmeye çalışan tezgahtarlar da yok. (Tezgahtarlar kızmayın lütfen…) Aracı, simsar ve komisyoncuların sayısı azalınca ürünlerin fiyatları da düşüyormuş… Üstelik binlerce dükkana da gerek yokmuş. O dükkanların kirası, ısıtması, vitrin süsleme masraflarını tüketiciler niye ödesin ki?

5. Maske ve Sosyal Mesafe

maske kullanımı

Kabul edelim, çok mıncık mıncık bir toplumuz… Yanak yanağa öpüşerek, el öperek, sarılarak, yanak sıkıp dokunarak birbirimize Hepatit C ve daha yüzlerce hastalığı bulaştırdığımızı bilmiyorduk değil mi? Ya o hapşırmalar, etrafa tükürük saçarak konuşmalar vs. Eh, maske biraz rahatsız edici ama bizi bütün bunlardan koruyor. Ayrıca toplum hayatını dip dibe, diz dize yaşamamıza gerek yokmuş. Arada bir metre bırakırsak, daha sağlıklı oluyormuşuz. Bankamatik sıralarında birbirimize yapışmak da neyin nesiymiş öyle! İlgili Yazı: Yüze Dokunmamak Neden Bu Kadar Zor?

6. Yalnızlık

evrende yalnızmıyız

Evet, yaşamak için her an “başkaları” olması gerekmiyormuş etrafımızda. Bir yere tek başımıza da gidebilirmişiz pekala. Evde de iyi vakit geçirebilirmişiz. Sanatla ilgilenmek, film izlemek, kitap okumak, hobilerimizle uğraşmak, hayvan bakmak da güzelmiş. Okey ve tavla dışında da oyunlar varmış. Pikniğe gitmeden, mangal yakmadan da hafta sonunu geçirebilirmişiz.

7. Alışveriş Merkezleri

Şu dünyada en az ihtiyaç duyduğumuz şey alış-veriş merkezleri… Nedense, kapitalist sistem hep bizi onlara yönlendiriyor. Hafta sonu gidecek yer bulamayınca aklımıza gelen yerler onlar… Çocuklarımız yiyecek katlarında satılan çöp gıdalara (patates kızartması, hamburger ve kola) ulaşmak için bizi alış-veriş merkezlerine sürüklüyorlar. Belediye, kolay ulaşalım diye bize yollar, metro durakları yapıyor; park yerleri ayarlıyor… Ama bir saat sonra içimize havsalar bastıran bu tuhaf mimarili yerler aslında sadece birer tuzaktan ibaret. Ayrıca tüm o lüks görünümlerine karşın hiç de iç açıcı değiller. Birkaç hafta boyunca bu merkezlere gitmeden yaşayabildiğimizi fark etmemiz iyi olmadı mı?

8. Boş Zaman

zaman

Hep çalış, hep çalış… Peki kimin için? Başkaları için… Peki, bu hayata neden geldik biz? Kendi kişiliğimizi bulamadan, yeteneklerimizi keşfetmeden, hayallerimizin peşinde koşamadan, başkalarının keyfi ve zenginliği için çalışmaya mı? Nereye kadar böyle gidebilir ki bu? İnsanın daha çok boş vakti olmalı… Kendiyle ilgilenebilsin, kendini tanıyabilsin, kendi kendiyle birlikte yaşamayı öğrenebilsin diye… Hayat çalışmaktan, para biriktirmekten ibaret değildir. Hafta sonları ata binebilirdik mesela… Evde kendimize bir marangoz atölyesi kurabilirdik. Bahçedeki kulübemizde bir şeyler üretebilirdik. Doğaya çıkabilir, balık tutabilir ve kısa film çekebilirdik… ama paramız olsa bile bunları yapamıyoruz… çünkü yorgunuz… eve geç saatte, perişan halde geliyoruz ve sadece bir TV dizisi izleyebilecek kadar zihinsel enerjimiz kalıyor. Sonra rutinimiz yeniden başlıyor. Ama bu çemberi kırabiliriz. Kendimize daha çok vakit ayırabiliriz.

9. Sosyal Medyanın Önemi

sosyal medya

Artık ninelerimiz dedelerimiz bile ‘Tweet’ atıyor, ‘Youtube’a video çekiyor, ‘Instagram’da paylaşım yapıyor. İnternet garip bir şekilde dünyayı küçülttü, bir mahalle haline getirdi. Kimi yemek tarifi veriyor, kimi nasıl pantolon ütüleneceğini anlatıyor, kimi çevrimiçi iş kuruyor, kimi de sadece eğleniyor. Artık, dileyen herkes becerilerini tüm dünyaya gösterebiliyor. Dünya devasa bir sergi salonuna dönüştü… Muhabbet gırla gidiyor… Bence bu hiç de kötü bir şey değil. Elbette gerçek sosyal ilişkinin yerini tutamaz, ama ona ayrı bir tat, ayrı bir çeşni katabilir. Dolayısıyla bu nimetin faydalarını görmezden gelemeyiz. Haydi kameralarınızı, mikrofonlarınızı alıp çekim yapmaya! Ne anlatırsanız anlatın bir dinleyen çıkacaktır… Yeni çağa hoş geldiniz.

10. Çevrimiçi Kurslar ve Üniversiteler

online sertifika

İşte, evde yalnız kaldığımız günlerde keşfettiğimiz bir şey daha… Çevrimiçi kurslara yazıldık. Kimimiz fotoğrafçılık öğrendi, kimimiz İngilizce muhabbet etti… Kimimiz ileri Fizik derslerine katıldı, kimimiz elektronik öğrendi. Seramikten, betondan nasıl saksı yapılacağına merak salanlar oldu. Bazılarımız da tarihin derinlerine daldı. Öğrenecek ne çok şey var değil mi? Bilginin sonu gelmiyor. Üstelik bazılarımız da ders verip para kazandı. Herkes kendi becerisini diğerlerine aktarıyor, bilgisini paylaşıyor. Ne muhteşem bir şey bu! Bilgi orada duruyor, hadi gidip alalım. Pandemi süreci bütün bunları keşfetmemizi sağladıysa, en azından bir işe yaramış demektir.

Not: Yazarımızın Beyin Kırıcı adlı romanını satın alarak kendisine destek verebilirsiniz.

Okumaya Devam Edelim

Matematiksel

SİNAN İPEK

Yazar, çizer, düşünür, öğrenir ve öğretmeye çalışır. Temel ilgi alanı Bilimkurgu yazarlığıdır. Bunun dışında Matematik, bilim, teknoloji, Astronomi, Fizik, Suluboya Resim, sanat, Edebiyat gibi konulara ilgisi vardır. Ara sıra sentezlediklerini yazı halinde evrene yollar. ODTÜ Matematik Bölümü mezunudur ve aşağıdaki başarılarıyla gurur duyar:TBD Bilimkurgu Öykü yarışmasında iki kez birincilik, 2. Engelliler Öykü yarışmasında birincilik, Ya Sonra Öykü Yarışması'nda finalist, Mimarlık Öyküleri Yarışması'nda finalist, 44. Antalya Altın Portakal Belgesel Film Yarışmasında finalist. Ithaki yayınları Pangea serisinin 5. üyesi "Beyin Kırıcı" adlı bir romanı var. https://www.ilknokta.com/sinan-ipek/beyin-kirici.htm

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.