Joseph Priestley ve Oksijenin Keşfi

Joseph Priestley, 150’den fazla yayın yapan İngiliz bilim insanı, filozof, ve din adamıydı. Deneysel kimya, elektrik ve gazların kimyası konusundaki çığır açan katkılarının yanı sıra liberal politik ve dini düşünceyle ilgili olağanüstü çalışmalarıyla da dikkat çekti.

Joseph Priestley
Priestley’in gaz deneyleri için kullandığı aygıt, keşifleriyle ilgili kitabında yer alır. Ön tarafta bir fare kavanozun altında oksijende tutuluyor; sağ tarafta bitki bir tüpte oksijen canlı tuttuğunu, solunmasının hoş yanmasını desteklediğini salıyor.

13 Mart 1733’te İngiltere Birstall Fieldhead’de doğan Joseph Priestley, küçük yaşlardan itibaren çok zeki bir çocuk olduğunu kanıtladı. Matematik, mantık, metafizik ve doğa felsefesi öğrendi. Priestley, Latince, İbranice ve Yunanca da dahil olmak üzere altıdan fazla farklı dil konuşabiliyordu. Priestley 1770’lerin başında Leeds ‘te yaşarken gazlara ilgi duydu. Ama en iyi çalışmaları­nı, Shelburne Kontu’nun kütüphanecisi olarak Wiltshire’a taşındıktan sonra yaptı. İşleri hafifti ve araştırma yapmaya bol vakti vardı. Onun bilime en önemli katkısı ise Filojiston teorisine açıklık getirmesi oldu.

Filojiston teorisi nedir?

Bu teori,1667 yılında ortaya atılmış, filojiston adındaki ateş elementinin cisimlerdeki yanma sırasında salındığını iddia eden günümüzde geçerliliğini yitirmiş bir teoridir. Filojiston kelimesi kelimesi Antik Yunancada ateş anlamına gelir. Bu kurama göre yanıcı maddeler, yanıcı olmayan bir kısım ile filojistondan oluşur. Örneğin metaller yandıklarında filojiston kaçar ve geriye külü (metal oksitler) kalır. Ancak magnezyum gibi bazı metallerin yandığında filojistonu kaybederek hafiflemesi gerekirken bu maddeler kütle kazanıyordu. Bu nedenle teoride bir sorun olduğu açıktı. Bu konuyu araştıran Joseph Priestley 1772 yılında “Farklı Hava Türleri üzerine Deneyler ve Gözlemler” adlı ilk tezini yayımladı. Bunun neticesinde, gazlann özellikleriyle ilgili çalışmalarına karşılık Kraliyet Akademisi tarafından 1773 yılında Coplef Madalyası’nı aldı.

1 Ağustos 1774’te en ünlü deneyini yaptı. Günümüzde oksijen olarak bildiğimiz yeni bir gazı günışığı ve bir büyüteçle ısıtarak sızdırmaz bir cam kaptaki cıva oksitten yalıttı. Daha sonra bu yeni gazın fareyi sıradan havadan daha uzun süre canlı tuttuğunu fark etti. Ayrıca sıradan havadan daha fazla dinçleştirici etkisi var gibi gözüküyordu. Yakıt olarak yaktığı çeşitli maddelerin yanmasını da destekliyordu. Bitkilerin gündüzleri bu gazı ürettiğini de gözlemlemişti. Ne var ki bu yeni gaz yanmadığı için flojiston içermemesi gerekiyordu. Sonunda gazına “flojistonsuz hava” dedi. Priestley o sırada başka gazlar da yalıttı; ama sonra bir Avrupa turuna çıktı ve ertesi yılın sonuna kadar sonuçlarını yayımlamadı.

Priestley’in Fransız Devrimini desteklemesi sevilmemesine neden oldu. 1791’de evi ve laboratuvarı yakıldı; Londra’ya ve ardından Amerika’ya taşınmak zorunda kaldı. Pennsylvania’ya yerleşti. 1804’te orada öldü.

Oksijeni ilk kim buldu?

İsveçli kimyacı Carl Scheele, Priestley’den iki yıl önce oksijen hazırlamıştı, ama 1777’e kadar sonuçlarını yayımlamadı. Bu arada Paris’te Antoine Lavoisier, Scheele’nin çalışmasından haberdar oldu. Sonrasında Priestley’den bilgi aldı ve hemen kendi gazını yaptı. Yanma ve solunum üzerine yaptığı deneyler sonucunda yanmanın flojistonun serbest kalma süreci değil, oksijenle birleşme süreci olduğunu kanıtladı. Yeni gazın bazı maddelerle – kükürt, fosfor ve nitrojen gibi- tepkimeye girip asit ürettiğini keşfedince, yeni gaza oksijen, yani “asit yapıcı” adını verdi.

Kimya bilimine katmış olduğu değerli bilgiler sebebiyle Amerikan Kimya Derneği (ACS) tarafından 1922 yılından bu yana üç yılda bir Priestley Madalyası verilir. Bu madalya kimya alanında verilen en prestijli ödüldür.

Tüm bunların ötesinde, Priestley sabit havayı soğuk suda çözündürme, bir kaptan diğerine dökme deneyleri yaparken ferahlatıcı köpüklü bir içecek elde etmişti. Bu içecek gazozun öncülüydü. Cenevre’nin Schweppes Şirketi, Priestley’in icat ettiği gazozu yapmaya 1783 yılında başladı. Ayrıca Priestley fizikle de ilgili idi. Elektrik yük­leri arasındaki çekme ya da itme kuvvetinin, aralarındaki mesafenin ters karesine bağlı olarak değiştiğini ileri sürdü. Bu, Newton’un kütleçekim ile ilgili bulgularının tıpatıp ay­nısıydı.

Kaynaklar:

Matematiksel

Busra Meral

Keyifli okumalar...
Başa dön tuşu