Odaklanmanın Nöro-Psikolojik Temelleri

Adını tarihin altın sayfalarına başarılarla yazmış yüzlerce isimden biridir Bruce Lee. Hedeflerine yönelik başarılı bir yaşam sürmek isteyen herkes gibi, önceki başarılı isimlerden pekala ilham almalısınız.

Bruce Lee’nin başarısının sırrını ise, teknolojinin bizi bu denli kuşattığı bir yüzyılda yakalayabimek gerçekten zor: ODAKLANMA.

Bruce Lee’ye göre her başarılı kişi, ortalama bir bireydir. Yani diğerlerinden herhangi bir farkı yoktur. Sadece bir şeye sahiptir: Lazer gibi odaklanabilme gücüne. Böyle bir güç, başarı yolunda gereken ne varsa size kazandırabilir.

***

Peki, siz lazer gibi odaklanabilme gücüne sahip misiniz? Ya da soruyu şöyle değiştirelim: Odaklanmaya ilişkin herhangi bir problem yaşıyor musunuz?

Soruyu böyle sordum çünkü günümüzün en yaygın problemlerinden biri dikkat eksikliğidir. Dikkat eksikliği hem akademik başarılarımızın önünde büyük bir engel teşkil ederken, aynı zamanda sosyal iletişimde de birçok aksaklıklara sebep olabilmektedir.

Teknolojinin bu denli kuşattığı bir yüzyılda lazer gibi odaklanabilmek neredeyse imkânsız bir hale gelmiştir. Çünkü teknoloji aynı anda birden çok işle ilgilenebilmemize zemin hazırlıyor ve bizi sürekli bununla meşgul ediyor. Üstelik sanıldığının aksine, aynı anda birden çok işle uğraşanlar değil, bir işe odaklanabilenler daha verimli ve hacimli bir iş potansiyeline sahiptir.

İnsan beyni olağanüstü bir çalışma gücüne sahiptir. Fakat sadece bir iş üzerinde odaklandığında arzu edilen başarı grafiğini sağlar. Çünkü beyin programımız belli salgılanımların belli alanlarda yoğunlaşmasıyla harekete geçer.

Mesela melatonin salgılanımının iyice yoğunlaştığı bir zaman diliminde uyumak zorundasınız, aksi halde dikkatinizi toplayamaz ve verimli bir çalışma sağlayamazsınız. Uykulu bir halde okuduğunuz sayfalardan pek fazla anlayamamanızın sebebi bu.

Bu gün, ofislere uğrayıp memurların bilgisayarlarını kontrol etmek istediğimizde karşılaşacağımız manzara, teknolojinin ortaya çıkardığı büyük bir problemi bizlere gösterecektir. Nedir o? “Dağınık Beyin Sendromu”.

Yani aynı anda birden fazla işle meşgul olmak.

Evet, sadece memurlar değil, çoğumuz aynı problemi yaşamaktayız. Bilgisayarda bir makale hazırlarken, birçok konuya ilişkin birden fazla sekme aynı anda açık olabiliyor bazen.

Ya da telefon veya bilgisayarda her an bildirim gelmesini beklediğimiz sosyal medya organları ve anlık mesajlaşma programları… ve daha birçok şey…

Teknolojinin bu gibi ortamlar hazırlaması, aslında insanlık için büyük bir nimet. Fakat doğru bir şekilde kullanabildiğimiz sürece.

Beynimiz aynı anda birden fazla işle ilgilenmek durumunda bırakıldığında, sürekli olarak farklı alanlardan sinyaller göndererek uyarır bizleri. Böylelikle motor ve zihinsel faaliyetlerin birden çok iş arasında bocalayıp durmasıyla “dağınık beyin” dediğimiz problemin ortasında buluruz kendimizi.

Gelen bildirim ve mesajlar ile teknoloji sürekli kesintiye uğratıyor çalışmalarımızı ve böylelikle bir iş üzerinde odaklanabilme gücümüzü kaybediyoruz günden güne.

Sürekli söylediğim bir gerçeği yeniden ifade ederek, bu durumun zihnimizde oluşturduğu tahribatı göstermek istiyorum: Beynimiz mantıklı değil koşullu çalışır. Teknolojinin sunduğu imkanları yanlış bir şekilde kullanarak, beynimizi sürekli bir yerlerden sinyaller beklemeye koşullandırıyoruz.

Dolayısıyla bir süre sonra bu bir alışkanlık haline geliyor ve tek bir işe odaklanabilmek neredeyse imkansızlaşıyor.

Bilinenin aksine, aynı anda birden çok iş yaptığınızı zannettiğiniz anlarda, aslında hiçbir iş yapmıyorsunuz.

Çünkü birden çok iş arasında gidip gelmekle meşgul oluyorsunuz. Bu gidip gelmelerin ise bir bedeli var: Verim alamamak. Yani boşa çabalayıp duruyorsunuz. Korkunç değil mi?

Aynı anda birden çok uğraşının beyin fonksiyonlarını nasıl etkilediğini açıkladık. Tabii ki bunun önemli ölçüde olumsuz getirileri var: yüzeysel düşünmek, üretememek, yanlış bulgular ve bilgi karmaşası bunların ilk adımı.

Böyle bir durumda çeşitli savunma mekanizmaları geliştiririz. Depresyon ve erteleme bunlardan en çok görülenleridir.

Aslında beynimizin ertelemek gibi bir fonksiyonu olmasa da dağınık beynimiz ile böyle asılsız bir probleme daha sebep oluruz.

O halde hedeflerimizi gerçekleştirme yolunda başarılı olmak için yapmamız gereken ilk iş bu: Lazer gibi odaklanabilme gücüne sahip olmak için çalışmak.

Yani konsantrasyonumuzu artırmak. Peki, bu mümkün mü?

Pekâlâ mümkün elbette. Beynimizin çalışma fonksiyonlarını araştıran bir birey olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bu durum kesinlikle bizim elimizde. Her ne kadar teknoloji tarafından kuşatılmış durumda olsak da…

Dikkatimizi artırmak için öncelikle bu bilgiye inanmak zorundasınız. Çünkü inanç olmazsa hiçbir zaman başarılı olamazsınız.

Daha sonra ise sözünü ettiğimiz dağınık beyin sendromuna sebep olan ortamları oluşturmamaya dikkat etmelisiniz.

“Zaten sıkıntı burada başlıyor. Çünkü yaşamımızı tamamıyla etkisi altına almış durumda olan teknolojik imkânlar böyle bir ortamın sağlanmasını güçleştiriyor.”

Bu gibi itirazların bir gerçeklik payı olsa da, bir bahaneden ve bilişsel çelişkimizi azaltmak için başvurduğumuz savunma mekanizmasından öteye gitmemektedir. Dolayısıyla bu gibi gerçekliklerle yüzleşmeli ve öncelikle kendinizi bu anlamda ikna etmelisiniz. Çünkü kendinizi ikna edemediğiniz sürece yenilgiyi içten kabul etmiş olursunuz.

Öncelikle telefon dediğimiz nesneyi çalışma odanıza sokmayarak işe başlayabilirsiniz. İlla ki sokmanız gerekiyorsa da size gelen bildirimleri bir süreliğine kapatmalısınız ve telefonunuzu uçak moduna almalısınız. Böylelikle beyninizi meşgul eden büyük bir karıştırıcı etkeni elimine etmiş olursunuz.

İnsan beyni duyu organlarımızdan birine daha fazla yönelerek buradan gelen uyarıcılara yönelik bir çalışma gerçekleştirir. Yani aynı anda birden çok duyu organımıza hitap eden uyarıcılara maruz kalmak, konsantre olmamıza engel olabilir.

Frontiers in Human Neuroscience’da yayınlanan bir çalışmada arkaplandaki uyarıcıların dikkat üzerindeki etkisi ve buna ilişkin beyin faaliyetleri araştırıldı.

Katılımcı öğrencilere üzerinde çalışacakları görselliğe dayalı bir görev verildi ve öğrenciler iki ayrı gruba ayrıldı: Birinci grup sakin bir ortamda çalışırken, diğer gruba arkaplandan dikkat dağıtıcı sesler verildi. Çalışmaları sırasında da öğrencilerin beyin taraması fMRI ile çekilerek kaydedildi. Görevlerdeki konsantrasyon ve başarı dağılımını diğer değişkenlerden ayırabilmek için araştırmacılar aynı zamanda öğrencilerin kısa süreli hafızalarını da bir harf testi ile tespit etti.

Deneylerin sonuçlarına göre, eğer yalnızca ses uyarıcısına maruz kalıyorsak beynin işitsel korteksindeki aktivite de problemsiz şekilde devam edebiliyor. Ancak görme duyusunu dahil ettiğimiz bir görev verildiğinde, işitsel korteksteki nöronların ürettiği tepki azalıyor veya zayıflıyor. Böylelikle işitme duyusunda aksaklıklar ortaya çıkıyor.

Yapılan görevin önemi ve zorluğu arttıkça, sese verilen sinirsel tepki de azalıyor. Bununla birlikte görsel görevlerdeki bilişsel girdi ve etkinin benzer biçimde artması duygularımızla ilgili olan beyin bölgelerinde de üretilen tepkilerin zayıflamasına ve aksamasına sebep oluyor.

Dolayısıyla dikkat etmemiz gereken uyarıcıların hangi duyumuza ilişkin olduğu tespit edilmeli ve karıştırıcı uyarıcılar ortamdan olabildiğince giderilmelidir.

Konsantre olamamamızın en büyük nedenlerinden bir tanesi de düzensiz bir çalışma programına sahip olmaktır.

Sözgelimi gün içerisinde birden fazla sorumluluğu olan bir birey, bu sorumluluklarını düzensiz bir program ile yerine getirmeye çalıştığında hem zaman kaybı yaşar, hem de gereken verimi elde edemez.

Bunun önüne geçmenin en ideal yolu ise günlük işlerimizi bir kâğıda, önceliklerine göre sırasıyla not etmektir. Böylelikle beynimizin bir karar almasını sağlarız ve öncelikli işlere yönelik dikkatimizi artırabiliriz. Daha sonra ise bitirdiğimiz işimizi, not kâğıdının üzerinde karalama yaparak belirtebilir, böylece mutluluk hormonlarının salgılanmasını sağlayarak günümüzü en verimli şekilde geçirebiliriz.

Yapılan araştırmalarda, birden fazla konuya odaklanma sürecinde beynimizin iki konudan birini milisaniye ertelemekte olduğu bilgisine ulaşılmıştır. Bu bilgiden yola çıkarak, beynimizin işleyişinin iki konuya odaklanmaya uygun olmadığı saptanabilir. Tek bir işe odaklanmak eksiklik değil, verimliliktir.

Birden fazla iş yapmaya kalkıştığımızda, beynimiz gereğinden fazla yorulur ve bilişsel yeteneklerde azalmalar meydana gelir.

Odaklanmamızın önündeki bir diğer engel ise patolojik bir esintidir: Serebropati.

Bir tür zihin yorgunluğu demek olan serebropati, konsantrasyon üzerinde önemli bir etki gücüne sahiptir. Üstelik karar almamızı da olumsuz etkileyerek, iş karmaşasının oluşmasına neden olur.

Serebropati’nin önüne geçmek için ise hayatınızı bir düzene sokmanız gerekir. Evet, bu düzen tabiatın işleyişine uyum sağlamaktır. Yani gece uyumak, şafaktan önce güne merhaba demek, gündüzü verimli geçirmek, doğal olmayan ürünlerden uzak durmak ve sağlıklı beslenmek gibi…

Bunları başarabilirseniz başarı yolunda çok büyük bir yol kat etmiş olacağınızdan emin olabilirsiniz.

Evet, aslında her insan aynı potansiyele sahiptir. Başarı yolunda bizi birbirimizden ayıran ise odaklanma gücümüzdür. Yani odaklanabildiğimiz sürece başarılıyız. Lazer gibi bir odaklanma gücüne sahip olan bireyler, her durum ve şartta yapmaları gereken işe odaklanabilir ve hiçbir bahanenin arkasına sığınmazlar. İstediğimiz her şey bunun ötesindedir.

Hepimiz başarılı olabiliriz odaklanarak; hayallerimize, hedeflerimize ve fiziksel sağlığımıza….

Psikolog Kadir Özsöz

Matematiksel

Paylaşmak Güzeldir

Yazıyı Hazırlayan: Psikolog Kadir Özsöz

Psikolog Kadir Özsöz
Yaşam ve ölüm arasında, iç'e ve dış'e doğru iki gizemli yolculukta mekik dokuyorum. Severek yaptığım bir mesleğim ve dolu dizgin geçen yazım hayatım var. Psikolog ve yazar olmanın gerekliliklerini yerine getirmek benim için gurur verici. Kendi işimin uzmanı (yerinde ifade ile pîri) olmak için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Gelişimsel ve nöro-psikoloji üzerinde yoğunlaşsam da, kişisel gelişim benim için vazgeçilmez bir parkur. Bilimsel makale ve kitap çalışmalarım bir nevi enerji kaynağım. Kurucusu olduğum Bilge-Değişim Psiko-Yaşam Merkezi çatısı altında Türkiye genelinde seminer ve konferanslar vermekteyim. Gerçek başarı ve mutlulukları yaşamak ve yaşanmasına katkı sağlamak, işte misyonum. Sevgi ve saygılarımla...

Bunlara da Göz Atın!

Matematik ve Fiziğin Birlikte Evrimi

Fizikteki atılımlar bazen matematiğin yardımını gerektirir. Ya da tam tersi… 1912’de, Zurih’teki Eidgenössische Technische Hochschule …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.