Odaklanmalıyız Ama Nasıl?

Çalışmak için bilgisayar başına oturduğumuzda tarayıcımız genel olarak şöyle gözükür: Yan sekmede açık duran e-postalar, sık sık bize bildirim yollayan twitter, üzerinde çalıştığımız projelerden oluşan birkaç Google sekmesi, ardında Facebook, YouTube, okumak istediğimiz yaklaşık 10 makale…

Öte yanda sürekli bir sesler çıkartan telefonumuz da cabası elbette… Kendimizi kandırmayalım, bu işte bir terslik var, bir düzine şeye bölünmüş durumda tek bir işe odaklanmamız mümkün değil.

Cal Newport‘un oluşturduğu bir kavram olan “derin çalışma” adlı bir metodu deneme zamanı geldi mi acaba?

Derin çalışma, bilişsel olarak zorlu bir görevin yerine getirilebilmesi için kullanacağımız bir odaklanma aktivitesi.

Burada kast edilen sıfır dikkat dağılımı.

Tamamen sessiz, dikkat dağıtıcı şeylerin bulunmadığı bir yerde; tüm bildirimleri, mesajları, telefonun sesini, vs. kapatarak kendinizi tamamen işe vermek.

Ne olacak ki ben açık olsalar bile bakmıyorum demeyin, telefonunuza veya e-posta gelen kutunuza hızlıca bir bakış performansınızı önemli ölçüde azaltabilir.

Dikkatinizi bir hedeften diğerine değiştirdiğinizde, bunun bir bedeli vardır. Bu değişim, psikologların dikkat artıkları olarak adlandırdığı ve bilişsel kapasitenizi azaltabilecek bir etki yaratır. Sürekli olarak çeşitli cihazların ve gelen kutuların “hızlı kontrollerini” yaparsanız, kendinizi kalıcı bir dikkat artığı durumunda tutarsınız.

İlk kural “ gerçekten derinlemesine çalışmak” tır. Bu çalışma biçimi hayatınıza hemen uyum sağlamayabilir ancak başarılı bir şekilde entegre etmek istiyorsanız, kendinizi biraz zorlamalısınız. Örneğin, takviminize toplantılar veya randevular gibi derin çalışma saatleri eklemek ve ardından onları saate sadık kalarak uygulamak işe yarayabilir. Başlangıçta bu çalışma saatlerinin çok uzun olması şart değil ancak önemli olan bir rutin oluşturmalarıdır.

İkinci kural “Can sıkıntısını kabullenmektir”. Konsantre olma yeteneğinizi eğitebilirsiniz. Bunun en basit yolu da kendinizi sıkıntıya maruz bırakmaktır. Hayatınızdaki uyaranları ortadan kaldırdığınızda beyniniz otomatik olarak sıkıntı ile çalışmayı ilişkilendirmeye başlayacaktır.

Üçüncü kural elbette digital minimalizm. Yani yaşantınıza hangi dijital uygulamalara ve hizmetlere izin verdiğiniz konusunda bilinçli ve seçici olma durumudur.

Gündelik rutinlerimiz olarak yapmak zorunda olduğumuz bazı işler vardır: Çalışanlar için gelen e – mailleri cevaplama, toplantı planlama, öğrenciler için günlük ödevleri yapma. Bunun gibi şeyler aslında bilişsel yetenek gerektirmez ve zaman tüketicidir. Bu işlerin hayatınıza hükmetmesine izin verirseniz derinlemesine çalışmaya yer açamazsınız.

Carl Jung, elektriği bile olmayan bir köy evinde haftada üç gün çalışarak analitik psikolojinin kurucu metinlerini yazdı. Üniversite öğrencisi Bill Gates ise odasına kapanıp sekiz hafta gece gündüz çalışarak devasa bir şirketin temellerini attı. Alanlarında çığır açan bu iki dehanın ortak yanı, üstün bir odaklanma becerisine sahip olmalarıydı.

Onlar başarabildiyse siz de deneyebilirsiniz. Önemli olan adım atmaktır, devamı kendiliğinden gelecektir…

Kaynak:

www.nytimes.com/2019/01/13/smarter-living/how-to-actually-truly-focus-on-what-youre-doing

Matematiksel

Hazırlayan: Sibel Çağlar

Avatar
Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere... Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.