Neyi, Neden Yaptığını Bilmeyenler Derneği

Düşünsel bir uyuşukluk içine sokulduğumuz ortada ancak bu ağır bir uykuya dönüşmeden ayılmamız mümkün mü?

Kısaca NNYBD demek istediğim bu yapı benim bildiğim kadarıyla yok. Ancak olsaydı sanırım ülkemizden bolca üyesi olurdu. Bu yazı işçilerden patronlara, ebeveynlerden, gençlere hatta Youtube ve Instagram’a kadar geniş bir boyutu içine kapsasa da en sade hali ile konuyu anlatmaya çalışalım…

İlk olarak bu dernek olsaydı neden bizden çok üye olabilirdi?

Çünkü birçok anlamda potansiyeli yüksek olan ülkemizin kafa karışıklığı yıllardır sürüyor. Durum böyleyken bir çizgi bile çizemeden kalemi elinizden alıp sizin adınıza her şeyi çiziyor, yürünecek yolları hazırlıyorlar. Ülkemizdeki insanların belki de bu yüzdendir ki kendileriyle ilgili pek de düşünmeye vakitleri yok.

Neden düşünmeye zaman ayıramıyoruz?

Nice filozofa, bilim insanına dünyanın en karanlık dönemlerinde sahip olmuş bir coğrafya iken neden zamansızlaştık ve robotlaştık? Sartre, Beaviour, Schopenhauer derinliğinde de değil, sadece ‘kendini bil’ kıstasında düşünebilmek bile çok zor bu zamansızlıkta.

Çünkü gelenek, görenek, örf ve adetler en kötü haliyle, düşünmemize fırsat kalmadan şekillendiriyor bizi…

Neden yaptığımızı pek de bilmeden, örf ve adetlerimizi mantığa uysun uymasın yaşatmak için var gücümüzle çalışırız. Akabinde en genel döngü iş, evlilik, çocuk büyütme, emeklilik hayalleri çizgisinde. Bu döngüde varoluşsal, bireysel düşüncelere pek de zaman ayırmak mümkün olmayabilir.

Çoğu zaman neden olduğunu tam olarak bilmeksizin kendini evli ve çocuklu durumda bulan bireyler, bireyliklerinin belirleyicisi olamadığından ne istediklerini, hayat amaçlarını, potansiyellerini, sevebilecekleri işleri pek de sorgulayamaz. Özellikle işçilerin çalışma saatlerinin verimlilik, kişi başı milli gelir ve mutluluk ile negatif korelasyona sahip olduğu ülkemizde bırakın düşünsel boşluğu, insanlar bireysel ihtiyaçları için bile vakit bulamıyor.

Özellikle ebeveyn olduktan sonra insanlar hayatlarının çoğunu kapsayan iş seçiminde isteklerini bulmayı bırakın iş bulmakta zorlanıyor, kalite düşünmeksizin her işi yaparım zihniyetine girmek zorunda bırakılıyor, o yüzden hükumet politikaları evlenin, bolca çocuk yapın der ki, bir şeylere mecbur kalın, zamansızlaşın, yorulun, düşünmeyi erteleyin…

Bu konuyla ilgili önemli dipnotlar :

**2018 Temmuz ayı itibarıyla Türkiye genelindeki toplam 14 milyon 121 bin 664 işçiden 1 milyon 802 bin 155’inin bir sendikaya üyeliği bulunuyor.

**OECD  2017 kişi başına yıllık ortalama çalışma saatleri raporuna göre, Türkiye’de insanlar yılda 1832 saat çalışıyor. Bu OECD ortalaması olan 1765 saatten daha fazla. Haftada 50 saat ya da fazla çalışan işçilerin genel çalışanlar içindeki payı OECD ülkelerinde çok fazla değil.

Günde uyku ve yemek dâhil “Boş Zaman ve Kişisel Bakım İçin Ayrılan Zaman” sıralamasında ve Türkiye’de çalışma saatlerinin kadınlar aleyhine dengesizliği açısından yapılan “Cinsiyet Eşitsizliği” sıralamasında son sıralardaki yerini koruyor.

Diğer yandan, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) 2018 yılı Küresel Haklar Endeksi Raporu’na göre 2018’de işçi hakları açısından en kötü 10 ülke arasında Türkiye de var.

2018’de işçi hakları ihlalleri konusunda en kötü 10 ülkeyi Cezayir, Bangladeş, Kamboçya, Kolombiya, Mısır, Guatemala, Kazakistan, Filipinler, Suudi Arabistan ve Türkiye olarak açıklayan raporda, Türkiye’de yaşanan işçi hakları ihlallerine de geniş yer verildi.

***

Yani aslında neyi neden yaptığını bilmeme durumu, insanlarımızın alelacele, düşünemeden bir şeylere sürüklenmesiyle başlıyor. Okuyan da neden okuduğunu bilmiyor, çalışan da, evlenen de, çocuk sahibi olan da, örf-adetlerde kaybolan da..

Bunun doğal sonucu da bilime, sanata, felsefeye, spora, sağlığa vakit ayıramama oluyor. Bir de yetmezmiş gibi insanlar televizyon ve sosyal medya bağımlısı yapılır ki oyalama sürsün. Taksitle edinilen bu aygıtlarla beden işçiliğinden sonra, beyin işçiliği de bilinçaltında yapılmaya başlanır ve kafalar en çok siyasi çatışmalar ve magazin ile işlenir. Özellikle magazin kısmı gençler içindir..

Gençleri şekillendirmede ise Youtube, Instagram profesyonel sayılabilir. İzlenme sayıları ve takipçi sayılarının yüksekliğinin çizdiği karakteristik yön yadsınamaz. Şüphe dolu bu sayılar ve onları oluşturan algoritmalar trajikomik şekilde kaliteyle, sanatla, sanatçıyla bağdaştırılır çoğu zaman. Gençlerin büyük çoğunluğunun içine çekildiği popülerlik girdabının büyük çoğunluğunda magazin ve kalitesizlik kültürü vardır.

Gençlerin gününün çoğunluğunu, zihinlerini magazin tartışmalarına, instagram fenomenliğine ayırıyor olması tesadüf değildir. Bir ülkenin gençleri uyuşturulursa geleceği de bulanıklaşır ve yönetilmesi daha kolay hale gelebilir. Zaten gençlerin de çoğu zaman onların da neden olduğunu bilmeden Instagram Efekt ile şekillendiğini görebilirsiniz. Ülkemizi, dünyamızı kurtarma kısmı ise çoğu zaman, özel günlerde yapılan paylaşımlardan öteye gitmez. Burada düşünsel bir uyuşukluk içine sokulduğumuz ortadadır ancak bu ağır uykuya dönüşmeden ayılmamız mümkün mü?

Ceren Demir

https://data.oecd.org/emp/hours-worked.html

http://www.oecd.org/gender/the-pursuit-of-gender-equality-9789264281318-en.htm

**https://disk.org.tr/2018/06/kuresel-haklar-endeksi-2018/

(2018 verileriyle güncellenmiştir.)

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan , filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim. Pamukkale Üniversitesi ve AGH University of Science and Technology' de Uluslararası Ticaret ve Finans alanında kendimi eğitmeye çalıştım. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum. Voleybol sporunda antrenör yardımcılığı yaptım ve lisanslı oynadım. Spora ve sanata düşkünüm. Resim yapmayı çok seviyorum. Klasik müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara ilgi duyuyorum. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Sanıyorum 7. günlüğüme başlayacağım. Satranç ve Rusça'ya merak saldım. Bahsettiğim tüm 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum.

Bunlara da Göz Atın

Bilim, Bilim İçin mi? Bilim, Toplum İçin mi?

Nazım Hikmet’in Yaşamaya Dair isimli şiirinden bir alıntıyla başlayalım: (…) Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani o …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.