Neden Fotoğraflarda Kötü Çıktığımızı Düşünürüz?

En son ne zaman bir fotoğrafta mükemmel çıktığınızı düşündünüz? Ya da kendi görüntünüzü mükemmel bir şekilde yansıttığını düşündüğünüz kaç fotoğrafınız var?

En doğru açıyı ve ışığı yakalamak için kaç fotoğrafa ihtiyacınız var?

Tüm bunlar zaman zaman maruz kaldığımız durumlar olarak çıkar karşımıza. Hele ki fotoğraf çekilmeyi sevmeyen bir insan olarak grup fotosuna dahil edildiyseniz, eyvah. Onlarca fotoğraf çekilir ancak herkesin memnun olduğunu, kendini beğendiği bir fotoğraf bulmak neredeyse imkansızdır.

Bazen birilerinin feragat etmesini beklemeniz gerekir ki bu kişiler genelde fotoğraf çekilmeyi pek sevmeyen insanlar olacaktır.

Peki neden fotoğraflarda kendimizi beğenmeyiz? Hatta neden kendi sesimizi beğenmeyiz? Gelin bu olgunun altında yatan bilime bir göz atalım..

Artık hemen hemen herkesin en azından bir sosyal medya hesabı var. Instagram, Facebook, Twitter ve daha niceleri.. Sadece bir gün içerisinde Instagram’da paylaşılan fotoğraf sayısı milyonları bulmakta. En doğru fotoğrafı yakalamak için kaç fotoğraf çekildiği ise cabası.

İnsanların en güzel çıktıkları, kendi perspektiflerinden (burada ‘kendi perspektiflerinden’ kelime öbeği kilit bir rol oynuyor, daha sonra değineceğiz) kendi görüntülerini en iyi yansıtan fotoğrafı seçme sürecinin arkasındaki bilime değinmeden önce psikolojide Maruz Kalma Etkisi olarak adlandırılan duruma biraz değinmemiz gerekmekte.

Basitçe Maruz Kalma Etkisi, belli bir uyarıcıya maruz kalma sayısı arttıkça, ona olan beğeni duygusunun artma eğilimidir. Bu etkiye zaman zaman ‘Aşinalık Etkisi’ de denmektedir.

Şu anda çok sevdiğiniz bir şarkıyı düşünün örneğin. İlk duyduğunuz zamanı hatırlıyor musunuz? Muhtemelen ilk seferde şu an dinlediğinizde yarattığı etki gibi bir etki yaratmamıştır. Arabada, katıldığınız bir davette, bazen izlediğiniz bir filmin arka planında o şarkıya denk gelmek, sizin o şarkıyı şu anki kadar sevmenize sebep olmuştur. Hatta şarkıda ne kadar tekrar mevcutsa, o kısımları sevme olasılığınız da o aranda artmaktadır. Zaten o yüzden şarkıların nakarat kısmı daha çok aklımızda kalmakta.

Konuyla ilgili yapılan bir araştırmada, sosyal ve bilişsel süreçlerdeki çalışmalarıyla tanınan 20.YY’ın en başarılı psikologlarından biri olarak kabul edilen Robert Zajonc, katılımcılara daha önce gördüklerinde çok fazla reaksiyon göstermedikleri çeşitli fotoğraflar göstermiştir. Yabancı kelimeler, Çince karakterler ya da yabancı insanların yüzleri gibi. Daha sonra katılımcılara fotoğrafların ne kadar hoş olduğu, kendilerinde olumlu bir duygu yaratıp yaratmadığı sorulmuştur.

Kimi katılımcılar fotoğrafı daha önce sadece bir kez görmüştür, kimileri ise birkaç defa. Sonuç ise kimseyi şaşırtmamıştır; fotoğrafa ne kadar fazla maruz kalıyor iseniz, o fotoğrafı beğenme ihtimaliniz de o oranda artma eğilimi göstermektedir. İlerleyen yıllarda ise psikologlar, renkler, geometrik şekiller ya da tablolarda da etkisini gösterdiğini ortaya koymuşlardır.

Birçok başarılı şirket de tabi ki bu etkiyi kullanmaktadır. Dillere pelesenk olmuş o ünlü marka sloganlarını hatırlayın. Markalar sürekli bizleri bu sloganlara maruz bırakarak bir marka imajı yaratmayı ve o cümleyi duyduğumuz an kafamızda o marka imajını oluşturmayı amaçlamaktadırlar. Tabi ki bunun da bir dozu yok değil.

Konu kendimiz olunca ise maruz kaldığımız yüz aynadaki yüzümüzdür. Günde birçok kez aynaya bakarız ve o yüze o kadar alışmışızdır ki kendimizi dışarıdan başkasının gözüyle görsek yadırgarız. Bir kere kendinizi gördüğünüz yansıma ile fotoğrafta ya da filmde gördüğünüz görüntü birbirinin tersidir.

Aynada, yüzümüzü tersten görürüz ancak herhangi bir fotoğrafa baktığımızda alışık olmadığımız görüntü olan yüzümüzün düz bir görüntüsüne şahit oluruz.

Eğer ki yüzümüz tamamen simetrik olsaydı bir sorun olmayacaktı. Ancak çok ufak da olsa yüzümüzün sağ ve sol taraflarında farklılıklar vardır. Bunu bilinçli bir şekilde algılayamıyor olsanız da kendi fotoğrafınıza baktığınızda bu göze çarpar ve çoğu zaman alışık olunmamasından kaynaklı beğenmeme eğilimi gösterirsiniz.

İşte bu asimetrilerin varlığı sebebiyle beyninizde tersten imgelenmiş görüntünüz saklanır ve kendinizi düz bir şekilde gördüğünüzde farklı gelebilir.

Aynı durum kendi sesinizi duyduğunuzda da başınıza gelebilir. Bir ses kaydı dinlediğinizde ‘Benim sesim gerçekten böyle mi duyuluyor?’ dediğiniz olmuştur. İşte bunun sebebi de Maruz Kalma Etkisiyle alakalı.

Konuştuğunuzda hem havadaki hem de kafanızdaki titreşimleri algılarsınız. Ses telleriniz ve dilinizle sesler çıkarırken, kafa ve boynunuzdaki yumuşak dokular ve yüzdeki kemiler titreşir ve bu şekilde kendi sesinizi daha alçak hissedersiniz. Kaydedilmiş sesinizi duyduğunuzda ise bu titreşimleri algılamazsınız.

Çözüm? Siz ne kadar fotoğraf çekilmeyi sevmiyorsanız o kadar az fotoğraf çekilirsiniz. Ve ne kadar az fotoğraflarda kendinize maruz kalırsanız, kendi görüntünüzü beğenme olasılığınız da o oranda azalır.

Kendinizi daha çok fotoğrafa ve daha çok ses kaydına maruz bırakmanız, en azından fotoğraflarda kendinizi beğenmeniz açısından bir çözüm olabilir mi? Bilim olabileceğini söylüyor.

En doğru açı, en doğru ışık ve artık ek olarak aynadaki görüntünüze en yakın görüntüyü yakalayabilmeniz dileğiyle…

Hakan ULUÇAY

Kaynaklar

Matematiksel

Hakan Uluçay

Meraklı, okumayı, araştırmayı seven biri. Nörobilim, evrim, tarih, felsefe, psikoloji gibi alanlara ilgi duyuyorsam da yıllardır değişmeyen asıl odağım astrofiziktir. Kurumsal hayat içinde bir bilimsever olarak okuduklarımı, ilgimi çeken yazıları insanlarla paylaşmak ve popüler bilime bir nebze olsun katkı sağlamak için buradayım.

İlgili Makaleler

Efsun için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu
Kapalı