Neden Bardağın Hep Yarısı Boş?

Görselde gördüğünüz bardak kimisi için yarı boş, kimisi için yarı doludur bildiğiniz gibi. Sık sık duymaya başladığımız bu cümleden daha iyi bir kişilik testi olabilir mi?

Elimizde bilimsel veriler tam olarak olmasa da, etrafımıza bakınca rahatlıkla gözlemleyebileceğimiz gibi, son yıllarda bardağı yarı boş görenlerin sayısı oldukça fazla. Gündemin ve ekonomik krizlerin, her ülkede olabileceği gi­bi bizi de karamsarlığa sürüklemesi nor­mal bir durum.

Peki, Avrupa aydınlık çağında yaşarken biz bu Ağlama Çağı’ndan nasıl kurtulacağız?

Bu durum­da Martin Seligman’ı hatırlamamız gerekebilir…

“Psikolojik araştırmalar” diyor Seligman, “son yarım asrı yalnızlığın, kötü davranmanın, hastalığın, savaşın, fakirliğin, ayrımcılığın, yetim kalmanın, ölümün ve boşanmanın etkile­rini belgelemekle geçirdi. … [Fakat] yardım etmek, cesaret, dürüstlük, vazife, neşe, sıhhat, sorumluluk ve eğlence gibi, in­sanlığın kuvvetli yönleri gözardı edildi.”

Seligman, “Tabii” diyor, “savaş tehdidi, fakirlik, sosyal kargaşa ve kıtlık esna­sında iyimser olunmaz. Ve bu durumda psikologlar, ürettik­leri tedavi yöntemleriyle gerçekten başarılı oldular, ama bu beraberinde bir de fatura getirdi: Kazazede mantalitesi.” Yani “bana olanlar hep başkaları yüzünden oluyor; burada benim hiçbir suçum yok.”

Seligman bize, savaş gibi bü­yük felaketlerin dışında, kişilerin kendi kendilerini sorgula­malarını, başlarına gelenlerden asıl suçu kendilerinde arama­larını öneriyor. Böylelikle insanlar, hasta, pasif birer yaratık olmak yerine, kaderlerini kendi başlarına çizen aktif birer ki­şiliğe kavuşuyorlar.

Seligman ve arkadaşları bu tür yaklaşım­ları “Olumlu (pozitif) Psikoloji” diye tanımlıyor ve tedavi fel­sefelerini şu sözlerle formüle ediyorlar:

“En kötüyü tedavi et ama en iyisini de teşvik et.”

Seligman’ın bu başarılara imza atması 1960’larda yüksek lisans öğrencisiyken yaptığı bir deneyle başlıyor. Bağlı bir kö­peğe hafif bir elektrik şoku verdiğiniz zaman beklenen tepki, hayvanın kaçmaya çalışması, ama ipinden kurtulamadığı için yerinde kalmasıdır. Eğer boynundaki ipi çözer ve hayvana tekrar bir şok verirseniz ummadığınız bir sonuçla karşılaşır­sınız: Hayvan serbest olduğu halde, şoku yedikten sonra kaç­maz.

Seligman böylece “ben ne yaparsam yapayım bir şey de­ğişmez” düşüncesinin insanlar arasında da çok yaygın oldu­ğunun farkına varıyor ve bütün zihinsel enerjisini bu alanda­ki çalışmalara yönlendiriyor.

Psikolojiyi, hasta tedavi etmenin çok daha ötesinde bir bi­lim dalı olarak gören Seligman ve arkadaşları, tarih boyunca büyük uygarlıkların, olum­suzları düzeltmekten daha çok, yaşamın en olumlu yanlarını teşvik ettikleri için başarılı olduklarını söylüyor.

Peki, zamanımızda bu nasıl gerçekle­şebilir?

Elbette işi baştan ele almak lazım, amaç faziletli, iyimser, dürüst ve azimli insanlar üretmek. Ve bu bir hamlede olabilecek birşey değil.

Cevap vermemiz gereken sorular var. Örneğin; “Medyada kötü haber neden iyi haberden daha fazla ilgi gö­rüyor?” Ya da “Eğitimde neden hep yapamadıklarımızı ve başarısızlıklarımızı konuşuyoruz? Ya başarılı olanlar, onlar da aynı sistemin içerisinde yetişmiyor mu?”

Yetenekli gençlerin yeteri kadar teşvik ve yardım görme­meleri ise Seligman’ın el attığı konulardan bir başkasını oluş­turuyor: “Onlar nasıl olsa başlarının çaresine bakar” düşün­cesinin yanlış olduğunu savunuyor Seligman ve arkadaşları,

Olumlu psikologların, üzerinde devamlı olarak çalıştıkları konular­dan en önemlisi büyük güçlüklere rağmen nasıl başarılı olarak kabul edilen tarihteki önemli kişilikleri incelemek.

Birçok psikoloji derneğinden onur madalyası almış olan, “psi­kolojiyi kökünden sarsan kişi” olarak tanınan Seligman’ın, çoğu halk için yazılmış 15 kitabı ve iki onursal doktorası var.

Kim bilir belki de olumlu psikoloji üzerine kendimizi geliştirerek bizden adam olmaz zihniyetini ortadan kaldırabiliriz…

Kendisini biraz daha yakından tanımak isterseniz izlemenizi öneririm.

Kaynak: Sargun A. Tont, “Solucanlara Piyano Çalan Adam”, syf: 215 – 219

Matematiksel

Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere... Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu
Kapalı