Medya Zekayı Düşürüp İnsanları Şiddete Nasıl Programlar?

Medya her gün bizlere türlü yollarla ama sık sık şiddeti fısıldarken istesek de istemesek de bilinçaltımıza sızıyor.

***

Eric Fromm ”Sahip Olmak ve Olmak” isimli kitabında ortalama, sıradan bir bireyin toplumun sosyo-ekonomik yapısına göre bireysel psişik (ruhsal) yapısının oluşumundan bahseder. Bunu da ”sosyal karakter” olarak tanımlar.

Şöyle devam eder (…) ”Toplumun yapısı bireylerin sosyal karakterlerini öyle öylesine biçimler ki, kişiler toplum gerekleri doğrultusunda yapmak zorunda oldukları şeyleri, gerçekten de yapmak istediklerini sanmaya başlar.” (…)

Bizler sosyal karakter olarak gün geçtikçe yozlaşıyor, yozlaştırılıyoruz.. Sorgulamadığımız kabullerimiz bizlere bitmek tükenmek bilmeyen acılar yaşatıyor. Bu şekilde ruhlarımız kayıpken, huzurlu bir toplum olamayız. Hem de kısacık ömrümüz varken..

***

Klasik bir Türk televizyonu magazin, siyaset ve şiddet haberleri ile doludur. Öğretici birkaç faydalı kanal varsa da onların da sayılı bir izleyici kitlesi vardır.

Ancak genel olarak baktığınızda kepengi magazinle açar, öğlen kadınların birbirine girdiği moda, ev işleri, mutfak- çeyiz olayları, düğünüm nasıl olmuş konuları, ”beyimin hanımıyım” temalı rezalet programlarla devam eder, akşam da haberleri vasat siyasetle başlatıp şiddet haberlerinden beyniniz uyuşana kadar sürdürürler.

En sonda da biraz futbol ve kapanış. Dizi zamanı geldi sonunda.

Diziler başladığı andan itibaren ağlayan kadınlar, fiziksel/psikolojik şiddet gören kadınlar, bağırılan kadınlar, evine saçını süpürge eden kadınlar, plazalarda bir erkek için savaşan modern zaman kadınları.. Arka planda da adam gibi adam (!) tanımlamasının yapıldığı erkek profilleri..

Hem kadınlar hem erkekler üzerinden yapılan bu şekillendirmelerin yansıması nasıl?

(”Aman dünyanın her yerinde bu böyle”cilere önce yaşadıkları yeri güzelleştirmeye başlamalarını ve dünyada örnek almaları gereken asıl noktaları irdelemelerini öneririm.)

***

Medya ve Şiddet

Medyanın şiddet, futbol, siyaset, magazin başlıkları altında gözümüze soktuğu haberler; insanları gerçek problemlerden uzaklaştırmanın, uyuşturmanın, reyting için kullanmanın yanında karakteristik olarak şekillendirmeye de başlıyor.

Kelimenin gücü, algısal savaşlarla yönetilen yeni dünyanın en etkili dayanak noktalarından birisi. Bir kelimenin bilinçaltına işlenmesinde ise en etkili yöntem ”TEKRARLAMA”.

Bir insana kırk gün deli derseniz kırk gün sonunda delirir meselesi yani.

Medya her gün bizlere türlü yollarla ama sık sık şiddeti fısıldarken istesek de istemesek de bilinçaltımıza sızıyor. Bizim TV’lerde şarap, sigara gibi yüksek vergi geliri sağlayan ürünler sansürlenirken; kadına etmediği küfür, tehdit, taciz, fiziksel/psikolojik şiddet kalmayan dizi karakterleri son seste ve ışıkta gözümüze sokuluyor.

Sigara insanlara kötü örnek de mafya babaları rol model mi? Özenmekse mesele, şiddete özendirmek anormal değil mi?

Bunlar benzer bir sürü saçma dizinin olması da ayrıca acı. Birinden sıyırsanız karşınıza öbürü çıkıyor. o şiddeti beğenmedin mi? Gel bir de benim şiddetime bak.. Ne olursan ol, şiddete gel.

Bu yönlendirmeler, kafasını hiçbir şey için çalıştırmayan kişileri gerçekten de şiddete yönlendiriyor ya da bazı aklı başında insanlar tarafından fark ediliyor. Bir kısım da var ki şöyle diyor: ”Bunlar zaten TR’de olan şeyler. Olmayan bir şey göstermiyoruz ki”. Gösterdiklerinizi normalleştirme yerine engel olmak için eyleme geçseniz?

Bir de şöyle bir kitle var ”koca profesör karısını dövmüş, diğer insanlar için bu zaten normaldir.”

Neden eğitime göre değil eyleme göre yorum yapmıyorsunuz?

Şiddet eğitim seviyesi ile ölçülen bir eylem değildir. Bizim toplumumuzun tamamıyla yanlış anladığı, yanlış yorumladığı, yanlış noktalarda aradığı ahlaki bozukluğun ta kendisidir şiddet. İnsanlığı öğrenememeyle ilgili bir eylemdir. Einstein, ”Şiddet ahlak seviyesi düşük erkeklere her zaman çekici gelmiştir:” derken de bunu kastediyor.

***

Adalet Bakanlığı verilerine göre kadına yönelik şiddet olaylarında korkunç bir yükseliş var. İşte bunun sebebi sistematik olarak yozlaştırılmaya çalışılmamız. Hem de her koldan.

 Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırması, medya

Kadir Has Üniversitesi’nin Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırması’na göre de diğer problemler işsizlik, eğitimsizlik,sokakta baskı ve taciz, aile baskısı, kadın-erkek eşitsizliği ve çevre/mahalle baskısı şeklinde gidiyor. Bu problemlerden hiçbirini yaşamayan kaç kişi vardır?

Normalleştirilen bu problemlerin hiçbiri normal değil. Tıpkı bir psikolog deyişi olarak yayılan, ”Bize hiçbir zaman gerçek hastalar gelmez. Gerçek hastaların hasta ettikleri gelir.” sözü de bu durum gibidir.

şiddet yaygınlığı tablosu, medya


Ülkenin her yanını sarmış bir illetten bahsediyoruz anlayacağınız. Görmezden gelen herkes durumun vahimliğini anlamalı.

***

Bugünlere doğduğumuz andan itibaren her yanımızı saran sınırlamalarla geldik. Veysel Dinçer’in yazısına göre önce masallarla başlayan bu evrelerde masallar şunları yapıyor:

– Erkeği kahraman yapar, kadını mağdur ve muhtaç gösterir, edilgen olarak betimler.
– Masalların sonunda tüm ödüller iktidarın yaratmak istediği bağımlı kadın tiplerine verilir, dolayısıyla bu tip kadınlar kutsanmış olur.
– Erkeğin toplumsal kabulü kahramanlık yapmasına bağlıdır, aksi takdirde değer görmez. Kahramanlığının karşılığında da ödülü kadın, para ya da makamdır.
– Masallarda sürekli birileri tarafından işkenceye maruz bırakılan kızlar evden ayrılamazlar, ayrılamayacak kadar iradesizdirler. Evden bir şekilde ayrılabilenler de ya kendi iradelerinin dışında harekete geçerler ya da ayrıldıkları için başlarına kötü bir şey gelir. (“Olsun kızım o senin kocan, evinin direği. Olur ara sıra böyle şeyler. Hangi erkek yapmıyor ki? Hemen de boşanmayı düşünme!”)
– Kadının kötü şartlardan kurtuluşunu da evlilikle ilişkilendirir. Kadına başka bir kurtuluş yolu bırakmaz. Bu sayede yoksulluktan, işkenceden, sefaletten kurtulur kadın.

Masallarda bu cinsiyet normlarına aykırı kadın karakter hiç mi yok?

Var, olmaz mı? Ama ya cadıdır, ya büyücüdür, ya da kötü kraliçedir ve bu karakterler masalın sonunda mutlaka cezalarını bulurlar. Özgür ve güçlü kadın imgesi, genellikle kötülükle ilişkilendirilir ve cezalandırılması gereken bir yapı olarak görülür.

Bunu okuyan ya da dinleyen kız çocuklarına da alttan alta, özgürlüğün, başına buyruk hareket etmenin kızlar için iyi bir şey olmadığı ve böyle davrananlar için de bunun birtakım sonuçları olabileceği mesajları verilir.

Sonra kelimelerle insanlar birbirini şöyle şartlar ve saçmalıkları dilden dile şöyle normalleştirir:

“Aman erkek değil mi işte!”
“Ayol erkek çocuğa ne pembesi yaa!”
“Küpe taktır kulağına kız olduğu belli olsun.”
“Erkek adam küpe takar mı lan! Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?”
“Oğlum kestir şu saçını artık! Ne bu böyle karı gibi…”
“Ay Hanife’nin kız kısacık kestirmiş saçı, erkek gibi olmuş.”
“Kızım bu saatte eve dönülür mü! Çıkmışsın dışarı kız başına, konu komşu ne der sonra!”
“Dağ gibi adam herkesin içinde ağlamayaydı iyiydi ya!”
“Kızlar kurban olsun benim torunuma.”
“Hiiiii kızım ört eteğini ayıp, açma öyle!”
“Mustafa kestiler mi pipiyi? Bi aç bakayım ne kadar kesmişler?”
“Ay kız senin Yavuz hep kızlarla oynuyor. Dikkat et biraz şey olmasın sonra.”
“Aman ben sevmem öyle kız gibi erkekleri! Erkek dediğin yumruğunu masaya vuracak gerektiğinde, kadını bi kendine getirecek, titretecek.”
“Valla ben verdim banka kartımı Salih’e, bana kaç para maaş yatar, nereye ne kadar para gider bilmem. Hepsi Salih’te, bana bir miktar para versin, Fıtfıt’tan alışverişimi yapabileyim yeter.”
“Ay otursun içeride maçını izlesin o, dolaşmasın mutfakta ayağımın altında.”

***

Veysel Dinçer’in yazısındaki bu bölümlere, evrelere, cümlelere asla şahit olmamış insanlar varsa, ülkemizde henüz hiç keşfedilmemiş hangi noktada yaşıyorlarsa bize de haber versinler. :)

Veysel Bey’in yazısına istinaden, Clarissa Estes’in Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabında da ele aldığı üzere, tüm kadınlar ve erkekler yetenekleriyle doğsa da yaratıcı, istidatlı (yetenekli) kadınların huylarından ve psikolojik hayatlarından pek konuşulmasa da kadınların zayıflıkları üzerine çok araştırılmış ve kalem oynatılmıştır. Bu sistemik zayıflatma kadınların ruhundaki vahşi güçle ilişkilerini koparmaya başlar.

Bu kopuşun hissettirdiği duygu tonlu belirtileri Estes şöyle açıklıyor:

”Kendini had safhada yavan, yorgun, kırılgan, çökkün, kafası karışık, suskun, dizginlenmiş heyecansız hissetmek. Kendini korkmuş, zayıf, cansız, ruhsuz, anlamsız, utangaç, sürekli kızgın, hafifmeşrep, sıkışıp kalmış, yaratıcılıktan uzak, bastırılmış, aklını yitirmiş hissetmek. Kendini sürekli kuşku içinde, birişin sonunu getiremez, yaratıcı hayatını başkalarına teslim eden, eş, iş ya da arkadaş seçiminde hayatın altını oyan tercihler yapan, uyuşuk, kişiliğine uygun adımlar atamayan, çekingen, kendi temposunda ısrar etmeyen, içgüdülerini yitirmiş biri için en güvenli yer olan ev hayatına çekilmiş olan..”

***

Masallardan, medyaya, bireyden, topluma.. Artık şu sürü psikolojisinden gelen sosyal karakterden sıyrılalım. Kendi zekamızı kalıplarla, diktelerle telef etmeyelim. İnsanın yepyeni bir insanlık tanımına, yepyeni bir ahlak anlayışına ihtiyacı var.

Kadınlar da erkekler de çocuk yetiştirirken ataerki hayranlığıyla yaptıkları yanlışları masaya yatırmalılar. Bugün dilden dile aktardıkları yetiştirme kalıplarının ortaya çıkardığı insan figürleri bizleri yokuş aşağıya sürüklüyor.

Immanuel Kant’ın dediği gibi yapalım: “Aydınlanma; kişinin kendi aklını kullanmaya cüret etmesidir.”

Çoğunluktan sıyrılalım ve aklımızı kullanalım.

Kaynaklar

https://teyit.org/veriler-turkiyede-kadina-yonelik-siddetin-en-az-ve-en-cok-oldugu-kentler-hakkinda-ne-soyluyor/

https://www.ntv.com.tr/kadina-siddet/verilerle-turkiyede-kadina-siddetin-anatomisi,9qKlgEbuGki0JsWdAupp-Q?_ref=infinite

https://listelist.com/toplumsal-cinsiyet/

Kitap Önerileri:

Kurtlarla Koşan Kadınlar-Clarissa Estes

Sahip Olmak ya da Olmak- Eric Fromm

Matematiksel

Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan , filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim. Pamukkale Üniversitesi ve AGH University of Science and Technology' de Uluslararası Ticaret ve Finans alanında kendimi eğitmeye çalıştım. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum. Voleybol sporunda antrenör yardımcılığı yaptım ve lisanslı oynadım. Spora ve sanata düşkünüm. Resim yapmayı çok seviyorum. Klasik müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara ilgi duyuyorum. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Sanıyorum 7. günlüğüme başlayacağım. Satranç ve Rusça'ya merak saldım. Bahsettiğim tüm 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu
Kapalı