Leonardo Da Vinci Niçin Önemlidir?

Rönesans’ın dünyaya katkısı insan kafasını evrene açmak ise, bir başka katkısı da Leonardo da Vinci (1452-1519)’yi insanlığa armağan etmiş olmasıdır.

Gerçekten Leonardo evrensel zekâsı, yaratıcı dehası ile insanlık tarihinin eşsiz simalarından biri, belki de başlıcasıdır.

O büyük bir ressam, büyük bir heykeltraş, büyük bir mimardı. Fakat aynı zamanda büyük bir bilgin, büyük bir mühendis ve büyük bir filozoftu.

Yazmayı tasarladığı kitapları yazma fırsatı bulsaydı, bilimin sonraki dönemlerde uğradığı zorlukların çoğu ortaya çıkmaz, birçok hatalara düşülmezdi.

Leonardo sanat dışı çalışmalarında dağınık, süreksiz ve yavaş davranan birisi olsa da üstün ve çok yanlı çalışmaları ile göz kamaştırıcıdır.

Uygulamalı alanlardaki projeleri arasında uçan makina, helikopter, paraşüt ve çeşitli silâh modelleri yer alır. Anatomi üzerindeki incelemeleri başlı başına bir değer taşır: sayısı 750’yi bulan çizgi ve 10 insan cesedi üzerinde teşrih çalışması ona anatomi tarihinde büyük bir yer sağlamıştır.

Leonardo Da Vinci

Fizyoloji ’deki katkısı kanın görev ve hareketi ile ilgilidir: kanın organizmanın çeşitli bölümlerine besini nasıl taşıdığım ve bu bölümlerden artıkları nasıl uzaklaştırdığını açıklamaya çalışır. Kanın vücuttaki hareketini suyun hareketine benzetir: yağmur olarak bulutlardan yere düşen su denizlerde toplanır, oradan buharlaşarak bulutları meydana getirir ve yeniden yağmura dönüşerek yere iner. Bu benzetmede, Harvey’in 100 yıl sonra keşfettiği kan dolaşımı fikri kendini göstermektedir.

Leonardo astronomide, arzın ‘diğer gezegenler gibi bir gezegen’ olduğunu ileri sürerek Kopernik’i haber verir. Oysa Aristo’ya göre gök cisimleri tanrısal nitelikleriyle arzdan tamamiyle farklı nesnelerdi.

Fizik’de, özellikle mekanikte, ulaştığı sonuçları Galileo ve Newton’un buluşlarına çok yakındır. ‘Her cismin hareket ettiği yönde ağırlığı olduğu’nu; düşen bir cismin düşme mesafesi ile orantılı olarak hız kazandığını söyler. Hatta daha da ileri giderek, Aristo öğretisinin tam tersine, kuvvetin yalnızca hareketi değil ivmeyi meydana getirdiği görüşünü savunur. Bu görüşün daha sonra hareketin birinci kanunu olarak ifade edildiğini göreceğiz.

Leonardo bir kuvvet kaynağı olarak sürekli hareketin olanak dışı olduğunu görmekte gecikmemiş, bundan kaldıraç kanununa ulaşmıştır. Arşimed’in hidrostatik ve hidrodinamik üzerindeki buluşlarını su yüzüne çıkarmış; suyun kanallardaki akışı, su yüzeyinde dalgaların dağılışı, havada dalgalanma ve sesin oluşumu gibi olgular arasında ilişkiler kurmuş, ışığın da dalga niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür.

İlginç bir açıklaması da hilâl halindeki ayın karanlık tarafının belirsiz de olsa görünmesi üzerinedir. Leonardo, ‘eski ay yeni ayın kucağında’ diye tasvir ettiği bu olayın dünyanın yansıttığı ışıktan ileri geldiğini söyleyerek ilk doğru açıklamasını yapar.

Leonardo’ya jeolojinin kurucusu gözüyle de bakılabilir: ona göre dağlarda bulunan fosillerin bir kısmı deniz yaratıklarına aitti. Dünyanın kabuğunun değişikliklere uğradığı, yeni tepe ve vadilerin meydana geldiği muhakkaktı. Üstelik bu tür değişiklikler için olağanüstü olaylara da ihtiyaç yoktu.

Leonardo bir Rönesans adamıydı, kafası tam bir bağımsızlığa sahipti. Günündeki kiliseye egemen hoşgörüden de yararlanarak geçmişin hiç bir otoritesine kendini bağlı görmüyordu. Sadece Arşimed’e büyük bir değer veriyordu. Geçmişi inkâr etmiyordu şüphesiz. Fakat tüm doğruların Aristo gibi otoritelerde olduğuna karşı çıkıyordu.

Ona göre kesinlik bilimde değil, ancak matematik’de vardır. Matematik ideal ya da soyut zihinsel kavramlarla uğraşır; kesinliğinin kaynağı da budur. Oysa öteki bilimler gözlemle başlar, verilerini matematiksel yoldan işler, ulaştığı sonuçları deneye giderek tahkik eder.

Leonardo teori ve uygulamanın el ele gitmesi gereği üzerinde durur; uygulamasız teori anlamsız, teorisiz uygulama ise kısır ve sonuçsuzdur. O bir çocuk gibi her soruyu yeniden ele alır. Doğaya kendi çıplak gözüyle bakar; doğa ile kendi arasında ne kitap ne de başka biri vardır. Gözlediği dünya bir bütündür. Onun için sanat, bilim, felsefe ayrı şeyler değildir.

Kendini kısır tartışmalarda kaybetmez, kelime üzerine kurulu genellemelere bırakmaz, her sorunu kendi içinde anlamaya ve deneysel yoldan çözmeğe çalışırdı. Onun için her şeyin başında ve so nunda deney vardır, matematik bu iki uç arasında yer alır.

Francis Bacon’ın yüz yıl sonra savunduğu, Galileo’nun maharetle uyguladığı bilimsel metodu tümü ile Leonardo’da bulmak mümkün. Onun çalışmalarında oluşturduğu metod insanlık kültür hâzinesine yaptığı katkıların belki de en büyüğü.

Leonardo’nun metod anlayışı belli bir dünya anlayışına, insanın evrendeki yeri ile ilgili yeni bir görüşe yol açar. Bu yeni görüşün daha belirgin ifadesini insanlık Kopernik devriminde bulmuştur.

Kaynak: Cemal Yıldırım -100 Soruda Bilim Tarihi , syf: 118-120

Matematiksel

Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim…Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere...Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim.Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı.Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı