EĞİTİM

Kütüphaneli Evler ve Çocuk Gelişiminin Pozitif İlişkisi

Evet, kütüphaneli evlerden bahsediyoruz..Kütühaneli evden kastın 10-15 kitaptan oluşmadığını gösteren bir veri var. Bu veri, Nordik ülkelerden geliyor. Yani İskandinavya ülkeleri olan Danimarka, Norveç, İzlanda, İsveç ve Finlandiya..

Norveçlilerin % 14’ünün ve İsveçlilerin % 13’ünün evlerinde 500’den fazla kitap var.

Kütüphanedeki Kitap Sayısı Önemli mi?

Bu noktada değinmek istediğim bir durum var. Kitap okumanın sadece sayısal değerindeki başarının, az sayıda bir insan grubu üzerinde yapılan çalışmaya göre tanımlanıp tanımlanamayacağından emin olmasam da rahatsız hissettiğimden emin olduğum bir şey var:

Sosyal medyada yüzlerce kitap okuyormuş gibi yapanlar.

Kitap konusunda araştırmada iyi şekilde yer alamamış olsak da kitapsal bazda etkili paylaşımlarımız var sosyal medyada. Bizim de hashtag kahve, kitap, beeenn, entelektüellik başlıklı 500 tane fotoğrafımız var ne olmuş..

Bir de korona döneminde ayrıca moda olan, koca kütüphanelerin önünde fotoğraf çekilen sayısız yetişkinimiz var. Dikkatli bakınca, bir kısmının gerçek bir araştırmacı-okuyucu-donanım sahibi olduğu, bir kısmının da arkasındaki kitapların çoğuna elini sürmediği anlaşılan, alt metinlerde ve alt bilinçlerde saygı görmekten başka amacı olmayan egolu PR yetişkinleri olduğu görülebilir.

Dolayısıyla bu noktada günümüz insanlarını oldukça samimiyetsiz bulmaktan kurtulamıyorum.

Bunun özgünlük sorunu kadar, “özgürlük” sorunu da olduğunu düşünüyorum. Bir bağımlılıkla, insanların birbirini taklit ettiğini hissediyorum istemsizce.

Özellikle aşık olduğum kitap okuma aktivitesinin bile kolektif bir “yeni fetiş” unsuruna dönüştürülmesinden rahatsızım.

“30 günde nasıl mı 90 kitap okudum? İşte sırları: ..”

Bu paylaşımlar öyle arttı ki, herkes kitap kurdu imiş meğer..

“Bill Gates çok kitap okuyor.”
“Çok zenginler kitap okuyarak başardı.”

Yetersiz vurgular..Bu pazarlamalar, can yoldaşlarım kitaplar konusunda kendimi sorgulamaya başlamama sebep oldu.

Okuduğum bir cümleyi bile günlerce düşündüğüm oluyor bazen. Her düşündüğümde farklı bir çıkarım yaptığım da.

Bir günde üç kitap okumam mümkün olmuyor bu yüzden. Bu skorları başarı ile özdeşleştirmekte şüpheliyim. Entelektüel kaygı ile ezber yapmayı yani entelektüel istifçiliği kriptomneziye (özgünlük yanılsamasına) benzetiyorum.

Kütüphane’nin Çocuk Gelişimine Katkısı

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) yayımladığı bir habere göre, kütüphaneli evlerin çocukların gelişimine katkı sağladığı düşünülüyor.

Öyle ki, hiç kitap okumadan üniversite mezunu olan bir bireyle, kitap okuma alışkanlığı olan lise mezunu bir insan arasında çok da farklılık olmadığı belirtiliyor.

Yani sadece lise düzeyinde bir eğitim alan çocuklar yetişkin olduklarında okuryazarlıkta, sayısal ve teknolojik becerilerde sadece birkaç kitapla büyüyen üniversite mezunları yeterli olabiliyor.

Çünkü öğrenme yanlısı bir evde büyümenin, ömür boyu bilgi arayışına yol açtığı savunuluyor.

En az 80 kitabı olan bir evde büyüyen bir çocuğun yetişkinlikte okuryazarlığının ve aritmetik becerilerinin daha fazla olduğunun; bir ev kütüphanesinin okuma ve matematik becerilerini, bir kolejden daha fazla teşvik edebileceğinin belirtildiği makalede  31 toplum ele alındı.

Makalenin yazarları, 2011-2015 yılları arasında 160.000 yetişkini inceledi ve evlerinde 80+ kitaba sahip olanların daha yüksek işlevli olduğunu tespit etti.

Çalışmanın tamamı ise şurada: https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0049089X18300607

Avustralya Ulusal Üniversitesi’nden Dr. Joanna Sikora liderliğindeki çalışmaya göre, ABD’deki bir hanedeki ortalama kitap sayısı 114 olarak belirlendi.

Bununla birlikte, İskandinav aileleri en geniş koleksiyona sahip: Norveçlilerin% 14’ü ve İsveçlilerin% 13’ünün evlerinde 500’den fazla kitap var.

Sadece az sayıda ülkede evlerde ortalama 80’den az kitap var: Şili, Yunanistan, İtalya, Singapur ve Türkiye.

Benim aklıma Singapur’da evdeki kitap sayısı az ise neden yukarıda bahsedilen göstergelerde bu kadar başarılılar sorusu geldi.

Çalışma bu noktada dijital okuma oranlarının da yükselişe geçtiğini belirtiyor. Yani çalışmadaki 160 bin insanın niteliklerine göre genel bir çıkarım yapsak da, tüm insanları ve ülkeleri salt evlerindeki kitap sayısına göre kategorize edemeyiz.

Ama maalesef konuyu buradan  yakalayıp zorlama bir denemeyle Türkiye adına olumlu bir çıkarım yapamıyorum.

Çünkü önceden şurada Türkiye’de sosyal medya bağımlılığına değinmiştim:  https://www.matematiksel.org/sosyal-medyada-linc-kulturunun-gercek-sebebi-sosyo-ekonomik-siniflar/

Yani evet kitap okumuyoruz çünkü makale okuyoruz, Ar-Ge ile uğraşıyoruz vs gibi çıkarımlara sığınamıyorum. Yaptığımız tek şey, tüm gün sosyal medyada takılmak gibi..

Kaynak: This is how a bookish home helps a child to thrive; https://www.weforum.org/agenda/2018/10/a-home-library-gives-kids-a-major-advantage

Matematiksel

Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan; filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim.. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum. Spora, sanata (özellikle resim sanatı), müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara, filmlere düşkünüm.. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Küçük yaşlardan itibaren birikmiş 9 adet günlüğüm var. Amaçlı ve amaçsız yaşamanın çeşitli noktalardan artı ve eksileri olduğunu düşünsem dünyadaki her şeyin gelip geçici olduğuna inanıyorum. Yine de -her şeye rağmen- ben uzun süredir amacı olanlardanım.. Buradan enerji sağlayabiliyorum.. Çoğunlukla enerjik, dışa dönük olsam da yeri geldikçe oldukça içe kapanmaya ve yalnızlığa susayabiliyorum. İkisi de keyifli ve öğretici.. Matematiksel sitesinin öncelikle hayranı olan bir okuruyum sonra Matematiksel’e katkı sağlamaya çalışan enfes ekibin bir parçasıyım. Özetle bu dünyayı bir rüyaymış gibi (Is this the real life? Is this just fantasy?) hissedip iyi bir insan olarak '‘kalmaya'’ çabalayan, sonsuzmuş gibi üretmeye çalışan insanlardan olarak; bahsettiğim 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum. Yaşam keşifle canlanıyor..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu