Ekonomi

Kızımla Ekonomi Sohbetleri Kitabından Çarpıcı Adaletsizlik Tanımlaması

Ekonomist ve siyasetçi, Yunanistan’ın eski Maliye Bakanı Yanis Varoufakis’in Kızımla Ekonomi Sohbetleri adlı kitabında, tarih boyunca bitmemiş ve tükenmemiş yegane sorunlardan olan ”eşitsizlik” ve ”adaletsizlik” hakkında yazdıklarını paylaşalım bugün sizlerle..

Lafı çok uzatmadan direk kitaba geçelim…

Kızımla Ekonomi Sohbetleri Kitabından Çarpıcı Adaletsizlik Tanımlaması

Coğrafi koşullar Afrika, Avustralya ve Amerika’nın Avrupalılar tarafından sömürgeleştirilmesine yol açmıştı. Bunun DNA, karakter ya da zekayla hiç ilgisi yoktu.

Ancak coğrafyanın açıklayamayacağı bir eşitsizlik türü daha vardır:
“Aynı ülke ya da topluluk içindeki eşitsizlik.”

Burada ekonomiye değinmeliyiz. Küresel eşitsizlik, neden bazı ülkeler 21. yüzyıla bir lokma ekmeğe muhtaç girerken, diğer ülkelerin çoğu zaman yoksul ülkeleri yağmalamakla sağlanan güç ve refahın avantajlarını sürdüğünü açıklar. Toplumsal eşitsizlik ise toplum içindekini.

İşin ilginci yoksul ülkelerdeki az sayıda zengin, çoğu zaman o ülkelerden daha zengin olan ülkelerin en zenginlerinden daha zengindir.

Varlıklı insanlara sahip olduklarını hak ettikleri inancını aşılayıp bunu yeniden üretmek çaba gerektirmez. Zihinlerimiz otomatikman “X’e sahibim” kavramını, “X’i hak ediyorum” ile eşitler.

En temel ihtiyaçlardan yoksun olanlara gözümüz iliştiğinde yeteri kadarına sahip olamadıkları için kızgınlık duyarız ancak yoksulluklarının bizim zenginliğimize yol açan sürecin ürünü olduğunu bir an düşünmeyiz.

Varlık ve güç sahiplerini (genelde aynı kişiler), diğerleri çok daha azına sahipken kendilerinde fazlaca olmasının haklı olduğuna ikna eden bu psikolojik mekanizmadır.

İŞSİZLİK İNKARCILARI

Kurban olmaktan beteri kendi kurbanlığınla suçlanmaktır heralde. Zorbaların en sevdiği taktikler arasındadır ve özellikle kadınlar maalesef bunun acısını uzun süredir çekiyorlar. Bu, aborjinlere yapılan zulme kendi yetersizliklerinin yol açtığı görüşünün aynısıdır.

***

Andreas, Patmos adasındaki muhteşem yazlık evini satamadığını şikayet edip duruyordu. Ben de ona 10 Euro karşılığında evi hemen satın almayı teklif ettim. Güldü.. Niyetimin, bir şeyi satamamak ile istediğin fiyatın verilmemesi arasındaki farkı espriyle vurgulamak olduğunu anlamıştı.

Ancak bazı insanları, ‘’İşsizlik diye bir şey yoktur, yalnızca düşük fiyatla çalışmayı reddeden işçiler vardır,’’ şeklinde düşünmeye iten de bu farktır.

Benim taktığım isimle ‘’İşsizlik İnkarcıları’’ aynen şöyle düşünür:

Eğer işsiz kimse emeğini bir işverene biraz değer üretebilseydi, azıcık dahi olsa, işveren ona bir şey ödemek isterdi. Tıpkı benim Adreas’a Patmos’taki yazlığı için on euro ödemeye hazır olmam gibi, bazı işverenler de Vasily’i seve seve aylık 50 Euro’ya işe almak isterdi.

Dolayısıyla Vasily elli euroya çalışmak istemiyorsa, bu ücretli iş bulamadığı anlamına gelmez, tıpkı Andreas gibi, talep ettiği fiyatı ödemeye razı kimseyi bulamadığı anlamına gelir. Daha yüksek fiyat ya da ücretlerde diretmek Andreas ve Vasily’nin tercihi değil midir?

Eğer Vasily elli euronun; barınma ve beslenme, kısacası yaşamak için yeterli olmadığını söyleyerek itiraz ederse, işsizlik inkarcıları omuz silkerek Afrika’da halihazırda pek çok insanın çok daha azına yaşadığı gerçeğine işaret ederler.

Vasily’nin tek yapması gereken beklentisini düşürmektir. Bu gibi savların tahammül edilemez alçaklığını bir kenara bırakırsak pratik, nesnel anlamda da ciddi kusurları vardır. Bunları anlamak için Andreas’ın evini satmasıyla Vasily’nin emeğini satması arasına bir çizgi çekmemiz gerekir.

Andreas ve onun gibi evini satmak isteyenler, birlikte fiyatları dibe çekseler, eninde sonunda hepsi evine alıcı bulur.

Ancak Vasily ve diğer işsizler birlikte maaş taleplerini düşürseler ve birkaç kuruşa çalışmaya razı olsalar bile, muhtemelen sonunda emeklerine daha az talep bulacaklardır.

***

Borç, para, inanç ve devlet el ele yürür. Tarımsal fazlalıklarla bürokrasi ve ordular mümkün hale geldi. Zaten bunlara gereksinim doğuran da fazlalılığın ortaya çıkmasıydı. Ruhban sınıfı için de aynısı geçerliydi.

Tarih boyunca tarım toplumlarının kurduğu devletler ihtiyaç fazlalarını sosyal, politik ve askeri güç sahibi olanların lehine adaletsiz bir şekilde dağıttı.

Ancak hükümdarlar ne kadar güçlü olursa olsun, güç birliği yaptıkları takdirde sömürücü rejimi birkaç saat içinde yıkacak güce sahip yoksul çiftçi kitlelerine karşı koyacak kadar güçlü değillerdi.

Öyleyse  hükümdarlar, tarımsal fazlalılığı diledikleri gibi dağıtırken çoğunluk tarafından rahatsız edilmeden iktidarda kalmayı nasıl başarıyorlardı?

Yanıtı basit.

İnsanların çoğunun yalnızca hükümdarlarının yönetme hakkına sahip olduğuna içtenlikle inanmasını sağlayacak bir ideoloji geliştirmişlerdi.

Bu nedenle insanlar, mümkün olan her şeyin en iyi dünya düzeninde yaşadıklarına, yaşanan her şeyin kader olduğuna, dünyanın tanrısal bir düzeni yansıttığına ve bu düzene karşı gelenlerin bizzat ilahi güce karşı geldiklerine ve bu nedenle dünyanın mahvoluşunu hazırladıklarına inanıyorlardı.

Bu meşru gösterici ideoloji olmadan devletin yaşama şansı yoktu. Bu amaca hizmet eden ritüelleri uygulayan ve kurumsallaştıranlar da ruhban sınıfıydı..

Kaynak Kitap: Kızımla Ekonomi Sohbetleri – Yanis Varoufakis

Matematiksel

Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan; filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim.. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum ve İstanbul Gelişim Üniversitesi'nde akademik görevimi sürdürüyorum. Spora, sanata (özellikle resim sanatı), müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara, filmlere düşkünüm.. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Küçük yaşlardan itibaren birikmiş 9 adet günlüğüm var. Amaçlı ve amaçsız yaşamanın çeşitli noktalardan artı ve eksileri olduğunu düşünsem dünyadaki her şeyin gelip geçici olduğuna inanıyorum. Yine de -her şeye rağmen- ben uzun süredir amacı olanlardanım.. Buradan enerji sağlayabiliyorum.. Çoğunlukla enerjik, dışa dönük olsam da yeri geldikçe oldukça içe kapanmaya ve yalnızlığa susayabiliyorum. İkisi de keyifli ve öğretici.. Matematiksel sitesinin öncelikle hayranı olan bir okuruyum sonra Matematiksel’e katkı sağlamaya çalışan enfes ekibin bir parçasıyım. Özetle bu dünyayı bir rüyaymış gibi (Is this the real life? Is this just fantasy?) hissedip iyi bir insan olarak '‘kalmaya'’ çabalayan, sonsuzmuş gibi üretmeye çalışan insanlardan olarak; bahsettiğim 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum. Yaşam keşifle canlanıyor.. (Instagram veya Facebook hesabım yoktur. Fotoğrafımı ve adımı kullanarak sahte hesap açıldığını öğrendiğim için bu bilgiyi belirtmek durumundayım.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu