Kapitalizm Evrim Teorisiyle En Uyumlu Sistem

Dün Dünya Felsefe Günü idi. Dünya Felsefe Günü için kapitalizmin felsefesini ele almak istedim. Düşüncelerinizi paylaşırsanız memnun olurum..

**

Kapitalizm, her ne kadar her noktadan eleştirilebilecek bir yapıya sahip olsa da sürdürülebilirlikteki (doğa için değil, kendini yaşatmak için) başarısı açısından takdiri hak ediyor. İçsel bir takdirden bahsetmiyorum. Yani kapitalizmi destekleme amacı gütmüyorum. Ancak eleştirmek için de önce anlamaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Kapitalizmin çoklu alanlarda çokça eleştiriye maruz kaldığını görüyoruz zaten. Ancak neden bu kadar uzun süredir kendini korumayı başardı? Bu başarısının sebebini anladıktan sonra eleştirmenin daha makul olacağını sanıyorum.

Darwin’in Evrim Teorisi’nde Doğal Seçilim ile alakalı özet vurgusuna göre hayatta kalma başarısı yüksek olanlar varlığını sürdürebilecek, hayatta kalmak için gereken avantajları elde etmeyenler ise yok olacaktır.. Ancak nihai bir yok oluş değil, zamana yenik düşecek bir yok oluş. Yani zayıflar da hayatta kalmaya devam edebilir tam şu anda. Ancak sürecin sonunda zayıfların çoğunluğu yok olacaktır. Yok olmayanların başarısının sebebi ise UYUM BECERİSİ ile açıklanmaktadır. Bunu sağlamak için de doğal rekabet ortamındaki değişen şartlara uyum sağlayabilen, savaşçı ve esnek bir oluşum sağlamanız gerekir.

Kapitalizmin işte bu noktada uzun süreli kalıcılığını takdir etmek durumunda kalıyoruz. Çünkü kapitalizmde mükemmel bir uyum becerisi olduğunu görebiliyoruz.

**

İçimize sinen yalanlardansa içimize sinmeyen gerçekleri tercih etmeliyiz..

İçimize sinen bazı yalanlar var. Bunların en başında ”İNSAN İHTİYACI SONSUZ, KAYNAKLAR SINIRLIDIR” gibi bir pazar diktesi var.

Halbuki insan ihtiyacı sonsuz falan değildir. Öyleymiş gibi programlanırız. Dolayısıyla öyleymiş gibi düşünürüz. Kapitalizmin bu noktada değişen şartlara uyum sağlamanın yanında, kendi şartlarını ve diktelerini de yaratıp ona uyan bir çoğunluk kitleyi programlama becerisi de çok yüksektir.

Dolayısıyla homo economicus oldukça akıllı olacağı iddia edilen insanlar olarak sürekli menfaatimize uygun hareket etmemiz gerektiğini düşünürüz. Çünkü homo economicus, çıkarlarını maksimize eden rasyonel insandır, yani çıkarlarını düşünürse akıllıdır. Bu tanım, daha tanım aşamasındayken bile içselleştirilmesi kolay olmayan bir yapıda. Çünkü insan rasyonel bir canlı değildir.

Rasyonalite fetiş bir kavram olsa da rasyonelliği sadece pragmatizm ile ilişkilendirmek insan doğasıyla çelişiyor. Elbette insan faydasını düşünen bir canlıdır. Rekabete uyum becerisi bizi hayatta tutuyor. Bunlar anlaşılır konular. Ancak anlaşılması zor olan, insanı insan yapan erdemlerin rekabet söz konusuysa akılsızlık olarak tanımlanmasıdır. Bu durumda akıllı olduğunuzu iddia ediyorsanız, koşu pistinde arkadaşınız yere düştüyse ona bir tekme de siz atın ki kalkamasın. O zaman rasyonel bir birey oluyorsunuz.

Matematiksel rasyonalite ispata dayalı ve mantıksaldır. İnsanda rasyonaliteyi arıyorsak bunun nesnel olmayan bir yapıda olduğunu görmek; rasyonelliğe yaklaşabilmek adına, önce insanın irrasyonel bir canlı olduğunu reddetmekten vazgeçmemiz gerekir.

Rasyonelliğin özellikle ekonomideki temel problemlerinden biri arasında, matematiği kötü niyetle kullanabilmesidir. Saçma bir fikri, matematiksel bir temelle açıklarsanız, eleştiri kapılarını kapatmış oluyorsunuz bazı ekonomi teorilerinde. Çünkü ”bak matematiksel ispatı burada” diye konu kapatılıyor. Halbuki matematiksel temele dökülen bu bazı varsayımlar, başlangıçta sözel olarak ifade edilen bireysel fikirlerden ibaret oluyor. O fikir son derece saçma bile olsa, matematiği saçmalığa alet edince fikri dogmatik bir yapıya büründürebiliyorsunuz. Bu yüzden eleştirmek asla mümkün olmuyor. Ekonomi Teorileri içinde bu minvaldeki bazı varsayımları ilerleyen yazılarda irdeleyelim ki konudan kopmayalım.

Buradan lütfen kanaatkarlık savunması çıkarımı yapmayalım. Toplumumuzdaki en temel problemlerden birisi, her türlü kötülüğe rağmen sürekli şükretme eğilimidir.. Ancak bazı iktisadi teorilerdeki doyumsuz bireyin akıllı birey olduğunun ısrarla vurgulanması da sıkıntılı sonuçlara sebep olan bir diktedir. Dolayısıyla rekabetin de kanaatkarlığın da son derece sorgulanması gereken sosyo-psikolojik çelişkileri vardır. İki kavramın da hem yerel hem küresel bazda artı ve eksileri masaya yatırılmalıdır.

(Bu konuda detaylı okuma için yakın zamanda kaybettiğimiz; Dünya sistemleri analizi, merkez-çevre teorileri, bağımlılık kuramlarının öncülerinden biri olarak bilinen Tarihsel KapitalizmBildiğimiz Dünyanın SonuLiberalizmin Sonu gibi eserlerin yazarı Immanuel Maurice Wallerstein’in eserlerini okumanızı öneririm.)

**

Uyumun Gücü

Kapitalizmin daha çok 18 yüzyılın ikinci yarısında buhar makinesinin keşfiyle beraber başta İngiltere’de başlayan Sanayi Devrimi’ne bağlandığını görülse de kapitalizmin aslında çok daha eski bir tarihi var. Yani rekabete uyum ve kalıcılık konusunda gerçekten de yadsınamaz bir pozisyonu vardır.. Günümüzdeki uyum becerilerini konuşmadan önce Sanayi Devrimi öncesinde neler olduğundan çok kısaca bahsedelim.

Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşüyle başlayan Orta Çağ’da sonlara gelirken kendini göstermeye başlayan yeni bir akım vardı: Merkantalizm.

Merkantalizmle beraber refah ülkelerin anaparasına bağlı hale geldi. Anapara ise ülkelerin elinde altın, gümüş miktarıyla ölçülüyordu. Merkantalizmle beraber ticaret hacmi, keşifler, üretim artış göstermeye başladı. Bu noktadan sonra en temel ve yüce amaç zenginleşmek oldu. Bunun için ise ithalatın azaltılması, yerel üretimin artırılması ve ihracatın teşvik edilmesi gibi politikalar benimsendi. Dolayısıyla, değerli madenlerin birikimiyle elde edilecek bir zenginliğin üretimle sürdürülebilir kılınması amaçlanıyordu.

Adam Smith (1723-1790) Klasik İktisat’ın yani liberalizmin temelini Ulusların Zenginliği (Wealth of Nations) (1776) eseriyle atmadan daha önce de kapitalizm farklı dönüşümler halinde yaşamaktaydı zaten.. Paranın ve ticaretin dönüşümüne uyum sağlayan kapitalizm, diğer türleri vahşi piyasa doğasında alt edebilmenin yanında kendi evrimini de sürdürmeye devam etti.

**

Günümüzde kapitalizme baktığımızda yine dönüşüme nasıl uyum sağladığını görebiliyoruz. Kapitalizm artan farkındalığın son derece farkında ve geçmişteki tüm politikalarını unutup bu yeni farkındalığa uyum sağlayacak vizyon belirliyor.

Mesela şöyle düşünelim.. Kadının metalaştırılmasıyla yaratılan korkunç büyüklükte pazarın talep yaratabilmesi adına yapılan reklamlar, filmler, subliminal öğretiler, bilinçaltı şartlamaları, masallar, zenginlik ve başarı kuralları, güzel olmakla kazanılabilecekler öğretisi kadının beden ölçülerinden saç rengine kadar ”tepeden tırnağa nasıl olması gerektiğini” betimliyordu. Dolayısıyla markalar da bu bazda üretim gerçekleştiriyor ve kadınlara mucizeyi vaat ediyordu.

Ancak özellikle Z kuşağından itibaren sosyal medyanın dünyanın her yerini kuşatmasıyla öğretiler değişti. Sosyal medyadan hiç hoşlanmayan biri olarak sosyal medyayla alakalı en sevdiğim noktalardan biri, insanların başka insanların hayatına iç geçirmekle akıl sağlığını yitirecek hale gelmesi haricinde, aklı başında insanların da artık sesini yükseltmesi ve yanlışları açık açık konuşmaya başlaması oldu.

Z kuşağını sürekli kötüleyen bir grup var. ”Biz efsaneydik, şimdikilerden bir cacık olmaz” diyorlar ısrarla. Ben öyle düşünmüyorum. Onlar kendilerini her halleriyle sevmeyi daha çok biliyorlar. Haklarını daha fazla talep ediyorlar. Saçma öğretilerle programlanmak yerine eleştiriyorlar. Her neslin istisnai örnekleri elbette vardır. Ancak Z kuşağının farkındalığı çok daha yüksek. Dünyayı ve şarları çok daha hızlı çözümlüyorlar.

Dolayısıyla artık metalaştırılmaya pek kanmıyor gibiler. Bunun kapitalizmin en büyük silahı olan reklamlardaki evrimine dikkat ettiniz mi?

Victoria’s Secret gibi kapitalizmin ve metalaştırmanın şahı olan bir marka kısa bir süre önce tarihinde bir ilk gerçekleştirdi. İlk kez büyük beden çamaşır üretti ve 44 beden manken Ali Tate Cutler ile anlaştı.

Gucci markasının yeni tanıtım yüzü, eski kapital öğretilerin programladığı ve alıştırdığı ”güzel kadın” profillerinden oldukça uzaktı. Programlanan güzellik algısı dışında kalan tüm yeni yüzler ağır ve insanlık dışı yorumlara maruz kalsa da markalar alkış toplamaya devam edecekti. Çünkü biz insanların evrimine göre hareket edebiliyorlardı. Nerede bir değişim varsa, kapitalizm oradaki değişimi ve farkındalığı analiz edip gerekeni hemen yapabiliyor, katı kurallara bağlı kalmıyordu. Bu esneklik ise ona merkantalizmden (hatta feodaliteden beri) bu yana yaşama şansı vermişti.

Reklamlara, sosyal medyaya daha dikkatli bakın.. Tüm markalar kadının metalaştırılmasına tepki olacak şekilde pozisyon aldılar. Ortaya koydukları tepkilerin kaynağını kendileri yaratmamış gibi davranıyor, hatta ”aaa kim yapıyor bu güzellik şartlamalarını” dercesine tecahül-i arif yapıyorlar. Özellikle kadınlar gününde ataerkil düzene öyle isyan ediyorlar ki sanırsın her şeyi onlar başlatmamış..

İlahi kapitalizm, sen insanı evirirsin..

**

Kapitalizmin; Evrim Teorisiyle, Doğal Seçilim ilkeleriyle olan benzerlikleri kendi tarafımdan tespit ettiğim kadarıyla böyle.. Siz de tespitlerinizi benimle paylaşabilirsiniz..

Daha konuşacak çok konumuz var. Daha güzel konuşmak için daha çok felsefeye ihtiyacımız var. Daha çok felsefe içinse daha çok özgür ve idealist olmaya..

Ülkemizin ve dünyamızın cezalandırılmayan idealistlere ihtiyacı var..

Kaynaklar

Para ve Finansın Ekonomi Politiği- Makoto Itoh, Costas Lapavitsas

* https://evrimagaci.org/tur-icerisindeki-zayifuyumsuz-bireylerin-varliklarini-koruma-nedenlerinin-evrimsel-analizi-2

Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan; filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim. Pamukkale Üniversitesi ve AGH University of Science and Technology' de Uluslararası Ticaret ve Finans alanında kendimi eğitmeye çalıştım. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum. Voleybol sporunda antrenör yardımcılığı yaptım ve lisanslı oynadım. Spora ve sanata düşkünüm. Resim yapmayı çok seviyorum. Klasik müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara ilgi duyuyorum. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Küçük yaşlardan itibaren birikmiş 8 veya 9 adet günlüğüm var. Amaçlı ve amaçsız yaşamanın çeşitli noktalardan artı ve eksileri olduğunu düşünsem dünyadaki her şeyin gelip geçici olduğuna inanıyorum. Yine de -her şeye rağmen- ben uzun süredir amacı olan insanlardanım.. Buradan enerji sağlayabiliyorum.. Bahsettiğim tüm 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum.

İlgili Makaleler

2 Yorum

  1. Size şöyle bir örnek vereyim, ekim devriminin ardından kapitaluzm çok dişli gerçek bir rakiple karşılaştı, sostalizm. İkisi arasındaki rekabet, 20. Yüzyılın ikinci yarısında uzaya taşındı. Uzayda yaşanan rekabetin yan ürünü elektronik ve digital teknoloji yeryüzünde üretim teknolojilerine uyarlanarak kapitalizmin en zayıf noktası olan emek-sermaye çelişkisi yumuşatılarak bu sayede yani mevcut yeni koşullara uyum sağlayarak hem kapitalizmin ömrü uzatıldı, hem de rakip olan sosyalizm çökertildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu
Kapalı