Sosyoloji

İnsanlar Sözde Bilime Neden İnanırlar?

Bilimsel devrim ve Aydınlanma Çağında birçok akademisyen ve bilim insanı, aklın ve bilimin batıl inançlara, önyargılara ve mantıksızlığa galip geleceği konusunda iyimserdi. Ancak yirmi birinci yüzyıldayız ve mantıksız davranışlar ve ilkel hurafeler aramızda hâlâ yaygın. Öyleyse neden insanlar bilimi ve gerçeği reddediyor ve tuhaf şeylere, sözde bilime inanma eğilimi gösteriyor? Yıllarca süren araştırmaların gösterdiği gibi, cevap karmaşıktır.

Sözde Bilime İnanılmasının Ardındaki Sebepler

Sahte bilim ya da sözde bilim ( Pseudoscience) bilimsel argümanlar kullanılarak ileri sürülen, ancak bilimsel çalışmaların gerektirdiği materyal, metot, test edilebilirlik gibi standartları taşımayan veya yeterli bilimsel araştırma ile desteklenmeyen iddia, inanç, bilgi ve uygulamalar bütününe verilen addır. Sözde bilime inanma eğilimimizin ardındaki birincil faktör, insanların düşünmek istediğimiz kadar akılcı olmamasıdır. Michael Shermer‘ın The Believing Brain adlı kitabında tartıştığı gibi, bizler “inanç motorlarıyız”. Beyinlerimiz, sorgulamadan bir dizi temel inanç ve varsayımı kullanarak çalışır. Sonra bunu genellikle “dünya görüşümüz” olarak adlandırırız. Devamında da çevremizi doğru olarak kabul ettiğimiz şeye uydurmaya çalışırız. İnsanlar rasyonel varlıklar değildir. Mevcut önyargılarımızla (genellikle bilinçsizce) fikirleri ve bilgileri kabul eder veya reddederiz.

Sonuç olarak, klasik Aydınlanma görüşlerinden biri olan rasyonel argümanlar ve kanıtların sonunda kazanacağı düşüncesi bu nedenle çoğu durumda yanlıştır. Bir inanç sistemi ile güçlü duygusal ve toplumsal bağları olan insanların zihinleri (din veya siyasi parti ya da her ne olursa olsun), bu inancı zayıflatan veya meydan okuyan herhangi bir şeye karşı argümanlar hazırlar. Aydınlanma görüşüne göre, hakikat, akıl ve kanıt eninde sonunda herkesi ikna etmeli ve kazanmalıdır. Ancak psikologların gösterdiği şey bunun tersidir. İnandığımız şeyi onaylayan veya kabul eden şeyleri hatırlarız ve mevcut inançlarımızla çelişen şeyleri unutur, reddeder veya fark etmeyiz.

Sözde bilim popülerdir, çünkü zaten inandığımız şeyleri doğrular. Bilim, o kadar popüler değildir, çünkü inandığımız şeyleri sorgulatır. İyi bilim, tıpkı iyi sanat gibi, dünyaya yönelik yerleşik algılarımızı sarsar ve bizi rahatsız eder.

Carol Tavris

Erken çocuklukta gelişip yetişkinlikte de devam eden başkalarının ifadelerine güvenme önyargımız da vardır. Birinin bize yalan söylediği ya da bizi aldatmaya çalıştığı ile ilgili bir nedenimiz yoksa doğru söylendiğini varsayma eğilimindeyizdir. Bu nedenle haberlerde dünya görüşümüzle uyuşan bir şey duyduğumuzda, dikkatimizi çeker, özümser ve kendimiz kullanabiliriz. İnançlarımızla çelişen bir şeyle karşılaştığımızda da onu göz ardı etme eğilimi gösteriliriz.

Sözde Bilime İnanma Eğiliminin Zeka Ve Eğitim İle İlgisi Yoktur.

Yanlış fikirlerin reddedilmesi ve onaylama önyargısının zeka ile ilintili olması gerekmez. Zeki ama aynı zamanda tuhaf bir inanç sistemine derinden bağlı insanlar, önceden var olan inançlarının neden doğru ve diğer inançlarının neden yanlış olduğu konusunda inanılmaz gerekçeler yaratabilirler. Bu nedenle, iyi eğitimli ve zeki, ancak öğrendiklerini seçime bağlı olarak önyargılı olan, inanç sistemlerini savunmak için gerçekliğe karşı tartışabilen insanlar vardır.
Çoğu zaman, bu kişiler ile yüzleşmek ve onlara bilgilerinin yanlış olduğunu söylemek geri tepme etkisi yaratır. Bu sadece onların inandıkları şeye daha fazla sarılmasına neden olur. Bu nedenle yanlış inançlara kendini adamış biriyle gerçekleri tartışmak genellikle anlamsızdır. Çünkü o kişiyi asla ikna edemezsiniz. Sadece zamanınızı boşa harcarsınız.

Bilişsel Uyumsuzluğun Azaltılması

İnançlarımızda ve davranışlarımızda tutarlı olduğumuzu düşünmeyi sevmemize rağmen, psikologlar beynin sahip olduğumuz tüm farklı fikir ve inançları bölümlere ayırmada çok iyi olduğunu keşfettiler. Ancak bu fikirler bazen birbirleriyle çatışırlar. Rahatsız edici bir duygu yaratırlar. Bu nedenle bu bilişsel uyumsuzluğu azaltmak için elimizden geleni yaparız. Örneğin, hepimiz ahlaklı ve dürüst olduğumuza ve kurallara uyduğumuza inanmaktan hoşlanırız. Ancak çoğumuz, güvenli olduğunu düşündüğümüzde hız yapmak veya insanların duygularını korumak için beyaz yalanlar söylemek gibi durumlarla arada bir kuralları çiğneriz. Beynimizin bir kısmı bize iyi insanlar olduğumuzu ve hile yapmadığımızı, yalan söylemediğimizi veya kanunları çiğnemediğimizi söyler. Ancak beynimizin başka bir bölümünde bunu yaptığımızı hatırlatır. Bu uyumsuzluğu azaltmak için, davranışımızı gerekçelendirmenin bir yolunu buluruz ve böylece beynimizdeki çatışmayı azaltırız.

Bilişsel Önyargılarımızın Çoğunun Kökeni Kabileciliktir

Hepimiz ailelerimizin, topluluklarımızın ve ait olduğumuz diğer grupların ürünleriyiz. Dünya görüşümüzün çoğunu onlardan öğreniyoruz. Gençken bize öğretilenlere dayanarak neyin yanlış neyin doğru olduğuna karar veriyoruz. Bu nedenle bizden farklı olarak yetiştirilen veya farklı kültürlerden gelen diğer kişilerin fikir ve inançlarına da şüpheyle yanaşırız. Örneğin dünyanın Hristiyan bölgelerinde bir Hristiyan olarak büyürseniz, Hristiyanlık tek doğrudur. Ancak aynı şey, dünyanın Müslüman bir bölgesinde veya Hindistan’ın Hindu bölgelerinde veya dünyanın herhangi bir yerinde büyüyen biri için de geçerlidir. Bu önyargının üstesinden gelmek için eğitimin yanı sıra açık fikirli (ve genellikle bazı dünya seyahatleri) gerekir. Ancak bir çok insan bunu denemeyecektir. Bu ve bu gibi nedenler insanların neden sözde bilime inanma eğilimi gösterdiğini açıklayabilir.

Kaynak: Kaynak: Donald R. Prothero; Weird Earth: Debunking Strange Ideas about Our Planet; ISBN-10 : 1684350611

Matematiksel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.