Hümanizm – Milliyetçilik – Nüfus İlişkisi ve Matematikle Zenginleşen Ekonomiler

Denize felsefenin kıyısından girelim ve devamında kendimizi ekonomi ve matematiğin kıyısında bulalım bu yazımızda…

Önce hümanizm ve milliyetçilik konusuna odaklanalım.

Hümanizmin tüm dünyaya yerleşememiş bir kavram olduğunu fark etmişsinizdir. Hümanist bireyler elbette vardır, ama dünya tarihine bakınca hümanizmin toplumun genelinde değil sadece bunun için çabalayan bazı bireylerde görülen bir yetenek olduğunu fark ederiz.

Neden yetenek olabilir?

İnsanın varoluşundan gelen bazı özellikleri kapital düzen daha da ortaya çıkarmıştır. Bu insanın vahşi yanıdır.

Gün geçtikçe artan bu vahşilikte hümanist olabilmek bir yeteneğe dönüştü.

Vahşi dünyada da hem bireysel varoluş ve hem de her coğrafyanın ayakta kalabilmesi ulusların önce ‘kendi menfaat’, ‘kendi milliyetlerini’ düşünmeleri ile mümkün olmuştur. Dünya vatandaşı olarak el ele, özgür ve eşit yaşamak ütopik bir hal almıştır.

Milliyetçilik hümanizmin öğrenilemediği dünyada doğal bir sonuçtur.

Bunun nüfus artışıyla bağlantısına dikkat ettiniz mi?

Dünyanın sınırlı kaynaklarına ve kötü gidişatına rağmen çoğu ulus nüfusunu artırma politikası izler. Çünkü dünyada fiili ve psikolojik savaş hiç bitmemiştir. Pamuk ipliğiyle bağlıdır barış.

Dünyanın mevcut nüfusu yaklaşık olarak 7,3 milyar. BM verileri 2050 yılında bu rakamın 9,7 milyara ulaşmasını öngörüyor. 2100’de ise 11,2 milyar insan dünyaya sığmak zorunda.

Her ulus, kendi ulusunun nüfusunu dünyada baskın kılma isteğine sahip. Hümanizm bir ütopya değil yaşanan bir gerçek olsaydı buna gerek olmayacaktı.

Hümanizm-milliyetçilik-nüfus sayısı üçlüsünün arasındaki ilişkinin ucunun ekonomiye nasıl dokunuyor (dokunacak) peki?

MATEMATİK-EKONOMİ-FİYAT İSTİKRARI-İNSAN

Ekonomi analizi ve karar alma aşamasında devletlerden bağımsız işleyemeyen ekonomik düzenlerde, teknik sert cevap veriyor bizlere. Mesela siyasi diktelerin, tekniğin önüne geçtiği durumlar ekonomide güveni azaltıp riski artırıyor.

Bir de finansal okuryazarlık da toplumumuzda düşük.

Dolayısıyla ekonomi konusunda kafalarda bolca soru işareti var. Sorunlar komplo teorileri ile açıklanamayacak kadar derin.

Komplo teorilerinden kafamızı kaldırıp gerçeklere bakmaya cesaret etsek sorunu göreceğiz çok net bir şekilde.

**

Bilinçli toplumlarda devlet insandan korkar, bilinçsiz ve eğitimsiz bırakılmaya çalışan toplumlarda da insan devletten korkar.

Bu şu noktada önemli ki bilinç ve eğitimin düşük kılındığı toplumda ekonomik bir refah ancak coğrafi zenginlikle olur. Zaten bu zenginlik, gözü açık toplumların bu zenginliğe göz dikip onun yöneteni olmasıyla sonuçlanır.

Çünkü günümüzdeki kaos her toplumun pastadan en büyük payı almak istemesidir.

Her ülkede her kaynağın olmayışı ortak pazar oluşumuna sebep olmuştur.

Yani dünya ekonomik anlamda da bir binaya dönüşmüş gibidir. Binanın en alt katında oturduğunuzu düşünün. Sizin üst katınızda olan binadaki sarsıntının, gürültünün , kavganın sesi direk olarak sizin evinizin duvarlarında hissedilecektir.

Yani tikel (tekli) bir yapıdan, ülkeden bahsetmek neredeyse imkansızdır.

Pazarda kendine üst sıralarda yer eden toplumların yaşadığı sarsıntılar, ilk önce altlarında kalan ülkelerin üzerinde hissedilir doğal olarak. İster iç içelik diyelim ister kelebek etkisi.

O halde Türkiye ekonomisi, enflasyonu, GDP’si (gross domestic product) yani gayri safi yurtiçi hasılası bu noktada ne durumdadır? Fiyat istikrarı, döviz kurları hangi tür sarsıntılardan  etkilenir??

Çok basit bir örnekle ele alırsak, yaz mevsiminin geldiği bu süreçte yükselen dolar ve euro, tatil rotası Türkiye olan turistleri daha da heyecanlandıracaktır.

Peki Türkiye’nin kendi halkı? Maalesef net bir gerçek varsa o da şudur ki Türk insanı kendi ülkesini bir yabancı turistten daha az geziyor.

Bu yıllardır ‘halk’ kelimesinin ‘parasız, kanaatkar, sabırlı, eğitime ulaşamayan, itaatkar’ kelimeleri ile bağdaştırılması ve kanıtsatılmasıyla yapılan bir toplum mühendisliği.

‘Halk’ kelimesi bilinçaltına ‘fakir kesim’ olarak işletilmekle kalmamış bu işletim halka hem uygulatılmış hem de sevdirilmiştir.

Fakirlikten memnun olmak ya da fazlasını talep etmemek bundandır.

Yabancı turistler mevcut kur seviyeleri ile ülkemizde doya doya tatil yaparken, ‘alıştırılmış’ halkın çoğunluğunun payına ancak turistler için gerekecek hizmet kadrosunda bir çalışan olmak düşecektir.

**

Borçlanmamıza bakarsak;

 

Mahfi Eğilmez’in tablosundan: Türkiye’nin dış borçların yüzde 54 kadarı miktarı dolar, yüzde 30’a yakın miktarı euro, yüzde 14’ü TL, kalanı da diğer paralar cinsinden.

Türkiye’nin kısa vadeli borçlarının yarıdan fazlası dolar borcu. Bu noktada yükselen dolar bizleri bal gibi ilgilendirecek.

Dolardaki sert kur artış ve azalışlarına piyasalar da sert tepki veriyor. Bu zam yaratacak bizler için.

Sıra enflasyona da gelecek elbette.

 **

Fiyat istikrarının sağlanamamasının en temel sonuçlarındandır enflasyon.  Paramızın gücü düşer bunun ile daha az mal ve hizmet alabilmemizle sonuçlanır.

Bu durum hayat standartlarını düşürmenin yanında toplumsal huzursuzluk, kaygı, kavga gibi psikolojik sonuçlar da doğurur. Fiyat istikrarının sağlanmasının en önem arz eden sonuçlarından biri geçim kaygısının ortadan kalkmasını sağlamasıdır.

Maslow hiyerarşisi misali insanlar daha fazla ruhsal tatmine ve eğitime odaklanabilir geçim kaygısı olmadığı zaman.

Bu da sanat, eğitim, spor gibi insanın psikolojisine, ruhuna doğrudan dokunan faktörlere erişmesini sağlar ve toplumsal yaralar sarılır.

Tabii fiyat istikrarının sağlanması ve enflasyonun azaltılması, elbette döviz kurunun kontrol altına alınması önce bilimsel eğitim, özgürlük ve hukuk ile mümkündür.

Teknik içeriklerle muhakkak enflasyon, fiyat istikrarı ve döviz kurunu açıklamak mümkündür. Ama kabul edilmesi gereken durumlardan biri, bu üçlünün  teknikten ziyade siyasi kaygılar ve problemlerden beslenmiş olmaya başlamasıdır.

Impossible trinity/ trilemma (imkansız üçlü) ülkemiz adına enflasyon, TL’nin değer kaybı, fiyat istikrarının sağlanamasındaki zorluktan oluşmaktadır şuan için.

Kaynakların azlığı veya kaybı üretim maliyetlerini artırıp arzı düşürünce enflasyonla karşılaştığımız gibi talep enflasyonu (arz miktarının talebin altında kalması) ile de karşılaşabiliriz.

Ancak bu durum işsizlik sorunu olmayan ya da işsizlik oranı azalmış, daha derli toplu ekonomilerin sorunudur.

Biz bu açıdan bakınca yatırımların azalması gibi bir sorunla karşılaşabiliriz.

Yüksek enflasyon ortamı, artan faizlere sebep olmasıyla tüketicilerin dışında firmaların da gelecek dönemdeki yatırım kararlarını dolayısıyla istihdam, işsizlik, refah ve mutluluğu etkiler.

Refahın sağlanamadığı durumlarda ilk tokadı bilim ve eğitim yer. Onlara erişmek zorlaşır.

Bu da gelecek için ümidimizi köreltir.

Bu yüzden sürekli aynı nüfusa sahip olmamıza rağmen GDP ve enflasyon bakımından bizden çok çok daha parlak bir tabloya sahip Almanya ile ve bizimle aynı sorunları yaşasalar da kısa sürede tüm ekonomik problemlerini teknoloji ve bilimle çözen Güney Kore ile haklı olarak kıyaslanırız ekonomistler tarafından.

Eksiğimizi anlamaya çalışırız. Çalışırız da uygulama da maalesef hala sadece cümlelerimiz vardır yaptırımlarımız çok ağır aksaktır.

Fiyat istikrarı gibi bir konununda tikel bir konu gibi ele alınması bunca faktör birbirine bu denli bağlı iken pek de mümkün değildir.

Matematiğin Ekonomideki Rolü Ne?

Artık yazılım ve kodlama mühendisliğine ve yüksek teknolojilere öncelik veren toplumlar ayakta kalabiliyor. Gelecek senaryolarında adı olan ülkeler de bu niteliklere sahip olmak zorunda.

 

Dünyadaki ülkelerin en zengin şirketlerinin yer aldığı tabloya bir bakın.

ABDApple – 586 milyar $.

Amerika’da sadece tek bir şirketin, Apple’ın değeri Türkiye’nin gayri safi yurtiçi hasılasına yakın (857 milyar $).

Türkiye’deki en zengin şirket 13.5 milyar $.

Teknoloji, yazılım ve algoritma dünyayı, zenginliği ele geçiriyor.

Kaynak zenginleri (petrol zengini ülkeler gibi) gelecekte kaynakları ile oturdukları yerden refah içinde yaşayamayacak.

Matematik, teknoloji, bilişim ile ekonomi nasıl büyüyor bir de şu tablodan milyar $’lık gelirlere bakalım:

Atatürk’ün dediği gibi ekonomisi zayıf bir ulus, yoksulluktan ve düşkünlükten kurtulamaz; güçlü bir uygarlığa, kalkınma ve mutluluğa kavuşamaz; toplumsal ve siyasal yıkımlardan kaçamaz. Tam bağımsızlık, ekonomik bağımsızlıkla mümkündür.

Peki ne yapmamız gerekir ekonomik bağımsızlık için?

Öncelikle eğitimdeki ciddi kaynak israfına rağmen etkili sonuçların alınamaması acil reform ihtiyacımız olduğunu gösteriyor.

Mesela liselerin en az yarısının kodlama, yazılım ve fen liselerine dönüştürülmesi gibi bir reform olabilir mi?

Çoğu üniversitede de böyle bir değişiklik yapılabilir. Ya da uygulamalı eğitim merkezlerine çevrilebilir.

Sürekli rant için yeni üniversiteler açılıyor. Amaç mezun sayısını artırıp insanları her şarta uyum sağlamaya mecbur bırakmak.

Tıpkı Avrupa’daki birçok ülkeye göre çok uzun saatler çalışsak da onların aldığı ücretin üçte biri kadarını almamız gibi.

Yani verimlilik açısından çözülememiş ciddi problemlerimiz var önümüzdeki tablolara göre. Hem de her alanda.. Çözüm aramak ise hepimizin görevi..

**

Peki sizce ülkemizde acil matematiksel, bilimsel ve uygulamalı eğitim demokratik bir şekilde nasıl verilebilir gençlere?

Ceren Demir

Kaynaklar

http://www.nationalgeographic.com.tr/makale/kesfet/2050yilinda-dunya-nufusunun-97-milyar-olmasi-bekleniyor/2539

http://www.businessht.com.tr/piyasalar/haber/1476306-infografik-hangi-ulkenin-hangi-sirketi-en-kiymetlisi-

Matematiksel

 

Paylaşmak İsterseniz

Yazıyı Hazırlayan: Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan , filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim. Pamukkale Üniversitesi ve AGH University of Science and Technology' de Uluslararası Ticaret ve Finans alanında kendimi eğitmeye çalıştım. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum. Voleybol sporunda antrenör yardımcılığı yaptım ve lisanslı oynadım. Spora ve sanata düşkünüm. Resim yapmayı çok seviyorum. Klasik müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara ilgi duyuyorum. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Sanıyorum 7. günlüğüme başlayacağım. Satranç ve Rusça'ya merak saldım. Bahsettiğim tüm 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum.

Bunlara da Göz Atın

Isaac Newton’a Göre Dünyanın Sonu 2060 Yılında Gelecek

Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi fizikçilerinden biri olarak tanınan Isaac Newton, bilindik bilimsel çalışmalarının yanı …

4 Yorumlar

  1. Süper bir yazı ve gerçekçi tespitler. Umarım çok sayıda kişi okuma fırsatı bulabilir. Ben paylaşarak bilgiyi arttırmak icin katkı yapmaya çalışacağım.

  2. Güzel ve keyifli bir çalışma. Bu konuda çalışan insanları bulmuş olmam beni mutlu etti. Umarım verimli çalışmalar devam eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ga('send', 'pageview');