Her Zaman Bir Arada: Matematik ve Sosyal Bilimler

Matematiğin doğası, insanın doğasıdır...

Matematik nedir, neden önemlidir ve nerelerde işimize yarar gibi sorular neredeyse bütün öğrencilerin zihnini kurcalar. Matematik bilimi, insani ihtiyaçlara binaen ilk disipline edilen bilimlerden biridir.

Tarım toplumlarının ticarette ihtiyaç duydukları alış-veriş temelli ekonomi, matematiksel hesaplamaları doğurmuştur. Giderek kıyas ölçütü haline gelen matematik, her toplumun kendisine özgü birimleriyle zenginleşmiştir.

Daha sonraları ise afaki fenomenlere duyulan merak ile astronomi nüvesinin atılmasına zemin hazırlamıştır matematik.

Aslında doğa ile ilişki hacmini büyüten insanlığın, aynı oranda geliştirmiş olduğu bilimin kendisidir matematik. Çünkü doğayı anlamak zorundaydık ve bu anlam arayışı matematiğin soluksuz keşfiyle bugüne kadar gelmiştir.

Tam da bundan dolayı, “Tabiat matematik dilinde yazılmıştır.” demiştir Galilei.

TABİAT MATEMATİK DİLİNDE YAZILMIŞTIR; PEKİ, YA İNSAN?

Neden bizim okullarımızdan iyi bir sosyal bilimci çıkmıyor sorusuna, şöyle cevap vermişti bir sosyolog: “Çünkü bizde matematik bilmeyenlere sosyoloji tercih ettiriliyor.”

Bu tespit hakkında neler düşünürsünüz bilmem, ama Hocamızın kesinlikle haklı olduğundan eminim. Üstelik bu emin olma durumum göreceli bir yaklaşım değil, tamamıyla nesnel. Bunu anlamamız için matematiğin ve insanın doğasına bakmamız yeter.

“Doğa dediğimiz bu muhteşem yapı, matematik diliyle yazılmıştır.” bundan eminiz. Çünkü doğanın her parçasında matematiksel bir düzen görmemiz mümkün. Üstelik doğanın akışı da belli bir matematiksel döngüyle kayıtlı. Dolayısıyla bu konuda ayrıntılara girmek çok kolay.

Mesela doğanın yapısını inceleyen fizik bilimini matematiksiz hayal etmek mümkün müdür? Yine kimyasal olayların niceliğini de matematiksiz anlamamız pek olanaklı değildir. Jeoloji, astronomi, coğrafya vb. doğaya ilişkin her disiplin için geçerlidir matematik temeli.

sosyal bilimler, matematik

Peki, ya sosyal bilimler?

Bilimleri temel düzeyde iki kısma ayırmamız mümkündür: Doğaya ilişkin ve insana ilişkin. Aslında insan dediğimiz varlık da doğanın bir parçasıdır. Dolayısıyla doğada matematiksel temel, aynı oranda insanda da mevcuttur.

Hatta sadece insanın fizyolojik yapısında değil, psikolojik yapısında da aynı matematiksel kanunlar geçerlidir. İnsanın diğerleri ile kurduğu sosyal ilişkiler de bu zincirin bir parçası. Dolayısıyla sosyal bilimlerin temelinde de aynı matematiksel kanunlar geçerlidir.

Ve bu gerçeğin ispatı sanıldığından çok daha basit bir olguya dayanır: Felsefe. Evet, felsefenin doğuşu matematiksel ilkelerin kavramsallaşmasıyla aynı zamana denk gelir. Üstelik önemli filozofların birçoğu aynı zamanda önemli matematikçilerdi. Felsefe ile matematiğin ortak yöne soyut düşüncenin örneği olmalarıdır. Aynı zamanda felsefe, sosyal bilimlerin merkezi konumundadır.

İnsanların bir araya gelerek oluşturduğu toplum ve toplumsal olguları anlayan disiplin olan sosyoloji de soyut düşünme becerisi gerektiren alanlardan biridir.

Matematiğin Doğası ve İnsanın Doğası

Matematiğin doğasını ve insan beyni ile olan ilişkisini daha önce “Matematik Öğrenmede Beynin İşlevi” isimli makalemde ele almıştım. Burada yine insanın doğasını temsil eden insan beyni ile matematiğin ilişkisine değinmeliyiz.

İnsan beyni sağ ve sol yarıküreler olmak üzere ayrıktır. Genel kabul gören bilgiye göre; sol yarıküre entelektüel, kritik düşünceden, sağ yarıküre ise mekânla ilgili, artistik ve sezgisel algılamadan sorumludur. Dolayısıyla matematik sol yarıkürenin konusudur.

Fakat durum zannedildiği gibi değildir.

Doğada karşılaşılan herhangi matematiksel problemi anlamak için 4 adımlı bir yol izlenir: Problemi anlama, plan yapma (çözüm yöntemi geliştirme), planı uygulama (çözüm), kontrol (sağlama).

Matematik ile uğraşırken problemi çözüme kavuşturmanın ilk iki adımı olan, problemi anlama ve plan yapma, soyut ifadelerden oluşan bir süreçtir. Yani daha çok sağ yarıküre ile ilgilidir. Daha sonraki adımlar ise işlem yapma ve doğruluğunu saptamak için sağlama işlemini yapma ise somut adımlar; yani sol yarıkürenin düşünülen görevi.

Görüldüğü gibi matematiksel soruları çözüme kavuşturmak için iki kürenin bir bütün olarak işleve katılması gerekiyor.

Üstelik matematiksel düşüncenin yoğunlaştığı esnada milyarlarca nöron, aktif olarak faaliyete geçer ve iki küre arasında olağanüstü bir ağlantı kurulur. Bu bağlantı her ne kadar karmaşık görünse de tam anlamıyla bir bütünlük söz konusudur. Üstelik bu bütünlüğün benzerini doğada da görmek mümkündür.

Matematiksel düşüncenin beyne etkisinin bir benzeri ise kitap okumaktır. Kitap okurken veya masal dinlerken de benzeri bir hareketlilik yaşanır beynimizde.

Matematiğin doğası ile insanın doğası arasındaki ilişki, bizlere, herhangi bir problemi anlamada matematiğin önemini vurguluyor. Bu problem ister tabiata yönelik bir olaydan ileri gelsin, ister insanlar arası ilişkilerden ileri gelsin… Herhangi bir problemin çözümünde insanın doğasının ihtiyaç duyduğu temel beceridir matematiksel düşünce.

Düşüncelerin Matematiği Projesi

Değindiğimiz bu gerçek, mantık ve matematiğin birleştirilmesi gibi düşüncelerin doğmasına zemin hazırlamıştır.

İnsanın dediğimiz varlık, duygusal ve bilişsel sürecinin ürünüdür. İnsanı ve insanlar arası ilişkileri anlamak için, hissedilen duyguları anlamak zorunludur. Matematik ise bir tür somutlaştırma çabasıdır. İşte bu bilgilerden yola çıkarak soyut olan insan duygu ve düşüncelerini somutlaştırma projesini tasarlamıştır Wilhelm Leibniz; ve sonrasında gelen George Boole, Gottlob Frege ve Kurt Gödel.

İşte bu da matematiğin psikoloji disiplini ile olan ilişkisini temsil etmektedir. Bu projenin bugünkü yapay zekânın bir nüvesi olduğunu bilmelisiniz. Matematiğin psikoloji ile olan ilişkisinin süreci ve sonuçlarını da bir başka yazımızın konusu yapalım.

Sonuç

Matematik dediğimiz disiplin, bütün disiplinlerin temeli sayılabilecek bir öneme sahiptir. Doğaya ve insana ilişkin her problemin anlaşılması için matematik ön şarttır. Dolayısıyla matematiksel düşünme, herkes tarafından geliştirilmesi gerekilen bir beceridir.

Fakat ülkemizde durum böyle değildir. Aksine, matematiğe gereken önem verilmemekle birlikte, kimilerince yadırganmakta ve bunun sonucunda ise matematiğe yönelik korkular ve öfke beslenmektedir. Bu korku ve öfke bilinçaltımızda yer edinerek, matematiği öğrenmemizde büyük engellere sebep olmaktadır.

Bizim okullarımızdan önemli bilim insanlarının çıkmasını hepimiz isteriz, fakat bunun temelinde matematiksel düşünme becerisinin olduğunu bilmeliyiz.

Eğer gerçekten bunu arzu ediyorsak; “Doğa, matematik diliyle yazılmıştır ve insan da doğanın bir parçasıdır.” gerçeğiyle yeni nesli inşa etmek durumundayız.

Psikolog Kadir Özsöz

Matematiksel

Psikolog Kadir Özsöz

Yaşam ve ölüm arasında, iç'e ve dış'e doğru iki gizemli yolculukta mekik dokuyorum. Severek yaptığım bir mesleğim ve dolu dizgin geçen yazım hayatım var. Psikolog ve yazar olmanın gerekliliklerini yerine getirmek benim için gurur verici. Kendi işimin uzmanı (yerinde ifade ile pîri) olmak için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Gelişimsel ve nöro-psikoloji üzerinde yoğunlaşsam da, kişisel gelişim benim için vazgeçilmez bir parkur. Bilimsel makale ve kitap çalışmalarım bir nevi enerji kaynağım. Kurucusu olduğum Bilge-Değişim Psiko-Yaşam Merkezi çatısı altında Türkiye genelinde seminer ve konferanslar vermekteyim. Gerçek başarı ve mutlulukları yaşamak ve yaşanmasına katkı sağlamak, işte misyonum. Sevgi ve saygılarımla...

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu
Kapalı