Anasayfa » ZİHİN AÇAN YAZILAR » Hepimiz Bir Matematik Dahisiyiz…

Hepimiz Bir Matematik Dahisiyiz…

Diskalkuli, en çok rastladığımız özgül öğrenim güçlüğü. Yani matematik öğrenmede var olan bir problem. Aslında böyle bir problemin nadiren görülmesi gerekirken, toplumumuzda fazlasıyla yaygınlaşmış durumda.

Ben, bana diskalkuli şikayetiyle gelen öğrencilerimin çoğunda gözlemlediğim kadarıyla, matematik öğrenmeye yönelik olduğu zannedilen güçlük tamamıyla bir yanılsama. Nitekim öğrencilerle geçirdiğim birkaç saat sonrasında, kolaylıkla matematiksel işlemleri yapar hale geliyor birçoğu.

Peki, ama bu kadar yaygınlaşmasının sebebi nedir bu yanılsamanın?

Yapılan araştırmalara göre bireyler arasındaki öğrenim farklılıklarının temel sebebi kaygılar. Yani aslında her birey, sahip olduğu öğrenim gücü ve enerjisiyle, anlatılanları anlayacak ve öğrenecek kabiliyette. Fakat sosyal çevreden gelen uyarıları algılayan reseptörler, zihnimizde bu uyarıları kodlayarak, bu uyarılara bağlı olarak her bir derse yönelik farklı ön yargılar oluşturur. İşte bu önyargılar, öğrenim sürecindeki öğrencilerin, potansiyellerini kullanma ölçülerini belirlemektedir.

Konumuz matematik öğrenme güçlüğü ve toplumumuz bundan muzdarip?

Neden?

Çünkü kültürümüzde hâkim olan anlayışa göre, matematik karmaşık örüntülerden oluşan zorlu bir ders programına sahiptir.

Kısmen doğru bir anlayış olsa da, genel itibariyle yanlış bir algı bu.

Evet, matematik karmaşık örüntüler ve sistemler bilimidir; bu doğru. Fakat matematik ne kadar karmaşık olsa da, bu karmaşık örüntüler bir kelebek düğümü gibidir. Yani bir çekişte çözülebilecek kolaylıktadır bütün matematik.

Matematikte var olan bütün konular, başka bir konuya bağlıdır. Yani matematik bir dayanaklar sistemidir. Mesela 2+2’nin 4 olmasının nedeni, 1+1’in 2 olmasıdır. Dolayısıyla matematik bir sayılar kümesidir ve bu sayılar kümesini örüntüleyen ise temelde dört işlemdir. Yani dört işlem ve sayı bilgisine sahip olarak bütün matematiği bir kelebek düğümünü çeker gibi çözebilirsiniz.

Her şey bu kadar basit mi? Hayır, daha da basit!

Aslında her birimiz doğar doğmaz muhteşem bir matematik işlem yeteneğine sahip, matematik dâhileriyiz. Uydurmuyorum, gerçekten öyle.

Mesela yürüyorsunuz, koşuyorsunuz, bir sandalyeye oturuyor veya uzanıyorsunuz. Hatta bir fincanı tutup, çayı yudumlamak için ağzınıza doğru kaldırıyorsunuz. Bütün bunları yaparken, herhangi bir formüle ihtiyaç duymuyorsunuz değil mi? Hatta bu gibi bütün motor hareketlerinizi farkında olmaksızın yapıyorsunuz. Üstelik bunları yaparken konuşabiliyor, kitap okuyabiliyor, eğlenebiliyorsunuz.

Bütün bu motor hareketlerin kolay bir şey olduğunu zannedersiniz. Ama aslında sandığınız kadar kolay değil. Çünkü bütün bunları yapmak için muhteşem bir dengeyi sağlamak zorundasınız. Bunun için gerekli olan geometrik açı hesaplamaları ve matematik işlemlerini yazmaya kalkışırsanız, işin içinden çıkamazsınız.

Peki, bütün bunları kim yapıyor? Elbette ki siz; beyniniz. Yani siz yürürken, koşarken, su içerken, spor yaparken, bütün bunlar için gerekli olan hesaplamaları yapan bir parçanız var. Bu o kadar zor ki, sahip olduğumuz hiçbir makine bu hesaplamaları yaparken başka bir işle meşgul olamaz. Mesela Robot Asimo’nun merdivenlere tırmanışını bütün dünya hayretlerle izlemişti. Bunca ilerlemeye rağmen neden hayretle izlendi? Çünkü merdivene çıkmak için gerekli dengeyi sağlamak hiç de öyle kolay değildi.

Bakın “Beyin” kitabının yazarı Eagleman, bu işlevlerin nasıl otomotikleştirildiğini şöyle açıklıyor:

“Beynimiz bütün yaşamımız boyunca kendini yeniden yazarak, alıştırmasını yaptığımız uygulamalar (yürümek, sörf yapmak, havada top çevirmek, yüzmek, araba kullanmak gibi) için adanmış devreler kurmaya çalışır. Bu programları yapısına yedirme becerisi, beynin en güçlü numaralarından biridir. Karmaşık hareket sorununu çözmede kullandığı yöntem, bu harekete adanmış devreleri donanımla bütünleştirerek enerji kullanımını asgariye indirmektir. Beynin devrelerine bir kez kazınan bu beceriler, artık siz onlar üzerinde düşünmeden- yani bilinçli bir çaba göstermeden- uygulamaya geçebilir; bu da kaynakları serbest bırakarak bilincin başka işlerle ilgilenip onları içselleştirmesine olanak tanır.”

Denge sağlayıcı beynimizin bu parçasına serebellum denir. Serebellumun harikaları bu kadarla sınırlı değil. Üstelik o, çok daha karmaşık problemlerin üstesinden kolaylıkla gelir. Hem de siz farkında olmadan.

Hepimizin sahip olduğu bu olağanüstü işlem yeteneğini düşündükten sonra; sayılar, problemler, eşitlikler, eşitsizlikler, şekiller, grafikler, alan, hacim, vektörler, koordinat sistemi, trigonometri, logaritma… gibi konular sizi nasıl korkutabilir ki?

Her birey belli bir sosyal çevrenin içine doğar. Her şeyin cahili ve her şeyden habersizdir. Fakat her şeyi öğrenmeye yönelik olağanüstü bir merak ve kabiliyete sahiptir. Sahip olduğu merak, eşyaya yönelik ilgi doğurur; var olan kabiliyetiyle algıladığını özümser ve öğrenir. Emeklemek, yürümek, yemek, içmek gibi ihtiyaçlarını da bu şekilde öğrenir.

İşte her çocuk böyle bir hızlı öğrenme süreci içerisindeyken, çevresinden kaygı oluşturacak engeller ile karşılaşır. Kültürde hâkim olan kalıpyargıları özümser. Bu kalıp yargılardan biri de matematik öğrenmenin güçlüğüdür.

Çocukları o muhteşem merak ve kabiliyetleriyle bırakıp, doğru bir rehberlik yaparsak, matematik onlar için çekirdek çitlemek kadar kolay ve zevkli bir hâl alır. Bu, hepimizin sahip olduğu en doğal yetenek.

Unutmayın, hepimiz bir matematik dâhisiyiz. Normal olan bu. Normal olmayan durum ise, matematiğin zor görülmesi. Şikâyet etmek yerine anlamaya çalışırsak, matematik anlaşılması en kolay olan bir yapıdır. Çünkü matematik dilini her birimiz doğuştan sahibiz.

Bütün bunları bildikten sonra, “bir matematik problemine dalıp gitmekten daha büyük mutluluk yoktur.” C. Morley

Beyin yolculuğumuz bütün ihtişamıyla devam edecektir…

Psikolog Kadir Özsöz

Matematiksel

Paylaşmak Güzeldir

Yazıyı Hazırlayan: Psikolog Kadir Özsöz

Psikolog Kadir Özsöz
Yaşam ve ölüm arasında, iç'e ve dış'e doğru iki gizemli yolculukta mekik dokuyorum. Severek yaptığım bir mesleğim ve dolu dizgin geçen yazım hayatım var. Psikolog ve yazar olmanın gerekliliklerini yerine getirmek benim için gurur verici. Kendi işimin uzmanı (yerinde ifade ile pîri) olmak için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Gelişimsel ve nöro-psikoloji üzerinde yoğunlaşsam da, kişisel gelişim benim için vazgeçilmez bir parkur. Bilimsel makale ve kitap çalışmalarım bir nevi enerji kaynağım. Kurucusu olduğum Bilge-Değişim Psiko-Yaşam Merkezi çatısı altında Türkiye genelinde seminer ve konferanslar vermekteyim. Gerçek başarı ve mutlulukları yaşamak ve yaşanmasına katkı sağlamak, işte misyonum. Sevgi ve saygılarımla...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.