EKONOMİ BİLİMİ

Heckscher-Ohlin Teorisinden Doğan Paradoks: Leontief Paradoksu

Bugünkü yazımızda Nobel İktisat Ödüllü Wassily Leontief’in (1906-1999) paradoksunu ve bu paradoksun kaynağı olan Heckscher-Ohlin Teorisi’ni inceleyelim.

Leontief Paradoksu’nun temeli Heckscher- Ohlin Teorisine, Heckscher-Ohlin teorisinin temeli de Klasik İktisat Okulu’nun en önemli isimlerinden İngiliz İktisatçı David Ricardo’nun karşılaştırmalı üstünlükler (comparative advantages) teorisine dayanır.

Karşılaştırmalı üstünlüklerde iki ülkeli ve iki mallı bir dünyada yaşandığı varsayımıyla hareket edilir.

Eğer böyle bir dünyada yaşayan iki ülke ticarete açılacaksa karşılaştırmalı üstünlük ilkesine göre hangi malın üretiminde göreceli olarak daha başarılı ise o malı üretmelidir.

Mutlak ve karşılaştırmalı üstünlükler

Bu Adam Smith’in mutlak üstünlükler (absolute advantages) teorisiyle karışmasın diye kısaca şöyle anlatalım:

İngiltere 40 kg peynir, 60 litre şarap; Hollanda 70 kg peynir, 10 litre şarap üretsin. Peynir üretiminde Hollanda, şarap üretiminde ise İngiltere ”mutlak olarak” üstün olduğuna göre; eğer uluslararası ticarete açılırlarsa etkin kaynak kullanımı adına Hollanda peynirde, İngiltere şarapta uzmanlaşmalıdır.

[Burada emek-değer teorisi (labor theory of value) varsayımıyla düşünüyoruz. Yani bir malın maliyeti, onun üretimi için harcanan emek miktarıyla ölçüyoruz. Mesela İngiltere’de bir işçi bir günde 40 kilo peynir üretebiliyor, ama bir işçi aynı emekle bir günde 60 litre şarap üretebiliyor. Yani şarabın emek verimliliği daha yüksektir.]

Ama bunu karşılaştırmalı üstünlükle farklı oranlarda incelersek şöyle olur:

Diyelim İngiltere 60 kilo peynir, 30 litre şarap; Hollanda ise 10 kilo peynir, 15 litre şarap üretsin. Mutlak üstünlüğe göre İngiltere her iki malın üretiminde uzman olduğuna göre ticaret yapmak anlamsızdır.

Ama karşılaştırmalı üstünlükte üstünlük derecelerinin farklılığı sebebiyle yine de ülkeler arasında ticaret yapılabilir.

Mesela İngiltere peyniri Hollanda’dan 6 kat daha verimli üretirken, şarabı 2 kat daha verimli üretir. O zaman şarabı üretmekle uğraşıp zaman kaybetmek yerine onu Hollanda’dan ithal eder (ki bu Hollanda’nın da işine gelir.) ve kendi kaynaklarını peynir üretimine aktarır.

Çünkü İngiltere’de iç fiyatlar 2 kg peynir: 1 litre şarap şeklinde yani eldeki emek kaynağı ile peynir üretimi daha doğrusu çıktısı daha verimli olduğu için maliyeti daha az.

Mutlak ve karşılaştırmalı üstünlükler kabaca böyle ancak teorilerin işine parasal maliyetler, uluslararası fiyatlar girince konunun daha da farklı örneklerle ele alınması gerekiyor. Biz kendi konumuzda lazım olacak bilgileri alsak yeterli olur.

Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisi pek çok açıdan eleştirilen bir teori olsa da diyalektik mantıkla yeni teorilerin doğmasına fırsat tanımıştır.

**

Heckscher-Ohlin Teorisi yukarıda bahsedilen karşılaştırmalı üstünlükler teorisine yeni bir yorum getirmekte; çok daha ileri ve detaylı bulguları işin içine katmakta ve daha çok kabul gören bir teori olmaktadır.

Bu sebeple Leontief Paradoksu’ndan önce çok kısaca Heckscher-Ohlin Teorisi’nin temel kavramlarına bir göz atalım.

İsveçli İktisatçı Eli Heckscher tarafından 1919’da geliştirilen Faktör Oranları Teorisi’ni (factor proportions theory) devamında öğrencisi Bertil Ohlin’in teoriyi geliştirmesi sebebiyle ikisinin adıyla literatüre girmiştir.

Heckscher-Ohlin teorisi

Geliştirilmiş haliyle Faktör Donatımı Teorisi (factor endowment) olarak da bilinen Heckscher-Ohlin teorisi uluslararası ticaret yapan ülkeleri iki ana varsayım üzerinden sınırlandırır.

İlki ülkelerin faktör donatımları birbirinden farklıdır. Burada faktör donatımını oluşturan unsurlar emek ve sermayedir. Yani bir ülke emek zengini bir ülke de sermaye zenginidir.

Diğeri de üretilen malların üretiminde kullanılan faktör yoğunluğu da birbirinden farklıdır.

Faktör donatımını Türkiye ve Almanya üzerinden bir inceleme ile anlayabiliriz.

Almanya’nın sermaye-yoğun mal üreten bir ülke olduğu ve Türkiye’nin de emek-yoğun mal üreten bir ülke olduğu durumda uluslararası ticarete açıldıklarını varsayalım.

Fiziki faktör stoku oranlamasına göre ülkeleri kıyaslamak için sermaye stokunu (C), emek stokuna (L) böleriz.

Bu durumda Almanya’nın sermaye stoku/emek stoku yani CA/LA, Türkiye’nin sermaye stoku/emek stokundan yani CT/LT’den büyük olacaktır.

Ancak bu faktörleri fiyat oranlaması cinsinden incelediğimizde, Türkiye’nin oranı daha yüksek çıkacaktır. Çünkü Türkiye’de sermaye faktörü kıt ve dolayısıyla pahalı, emek ise bol ve çok ucuzdur.

Bu da Türkiye’nin sermaye oranı fiyatını yani P(CT)’yi (price of capital for Turkey diye kodladığımızı düşünebiliriz) yükseltirken, emek fiyatını da yani P(CL) yi de düşürür. Bu da kesrin payının artıp paydasının azalması yani değerinin yükselmesi demektir.

Bu durum Almanya için tam tersidir.

Türkiye’nin emek-yoğun çalışma ile tekstil ürettiğini Almanya’nın da sermaye-yoğun çalışma ile motor ürettiğini varsaydığımızda şöyle bir gösterim yapılabilir (ülkelerin faktör donatımlarının farklı, üretim teknolojilerinin aynı, talep koşullarının benzer varsayıldığını unutmayalım) :

kaynak:https://www.slideshare.net/metreham/bolum-3-15744476

Malların sermaye ve emek cinsinden fiyatlarını inceleyebileceğimiz grafikte, faktör fiyatları FF olarak gösterilmiştir. Eş-ürün eğrileri olarak bilinen (isoquant curves) mavi ve yeşil eğriler, bir malın üretiminde kullanılan girdilerle elde edilen ürün arası teknik ilişkinin gösterildiği üretim fonksiyonunun [Q=f(K,L)] geometrik gösterimidir.

Burada OM doğrusunun OD doğrusuna göre daha dik olması Almanya’nın ürettiği motorun, Türkiye’nin ürettiği tekstil ürününe göre daha fazla sermaye-yoğun bir mal olduğunu gösterir.

Bu durumda Almanya’nın üretim olanakları eğrisi AA olur ve motor ekseni yönünde geniştir. Çünkü Almanya sermaye faktörü bakımından zengin olduğu için motor üretiminde daha etkindir. Türkiye’de ise aynı durum tekstilde geçerlidir.

Eğer Almanya ve Türkiye dış ticarete açılışlarsa, sırasıyla kendi iç fiyat oranları olan FA ve FT yerine uluslararası fiyattan ticaret yaparlar. Uzmanı oldukları ürünleri üretip ihraç eder; diğerlerini yani faktör kıtlığı yaşadıkları ürünleri ithal ederler. Bu durumda hem kendi uzmanlıklarındaki ürünleri daha çok üretir hem de üretemedikleri ürünleri de tüketebilirler. Bu da faydalarını i1’den i2’ye çıkartır.

Gel gelelim Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Wassily Leontief bu teoriyi Amerika üzerinde ilk defa test eden kişi olmuştur ve bir çıkmazla karşılaşmıştır.

Leontief kendisiyle özdeşleşen en ünlü çalışmalarından girdi-çıktı analizi (input-output analysis) ve tabloları ile Amerika ekonomisinin 1947 verilerine göre Heckscher-Ohlin testini yapmıştır.

Görüldüğü gibi ABD’de bir milyon dolarlık ihraç malı üretmek için gereken emek, ithalata rakip malların üretimi için gereken emekten daha fazladır.

Bir milyon dolar değerinde ihracat için gereken sermaye de tam tersine daha düşüktür.

Tabloya göre, ABD’nin ithalattaki sermaye/emek oranı, ihracattakinden daha yüksektir ve bu ABD’nin emek-yoğun malları ihraç edip, sermaye-yoğun malları ithal ettiğini gösterir.

O zaman dünyanın en zengin sermaye stokuna sahip ülkelerinden olan Amerika’nın, özellikle testin yapıldığı dönemde, Heckscher-Ohlin teorisine göre sermaye-yoğun malları ihraç edip, emek-yoğun malları ithal etmesi gerekirdi.

Leontief’in bu bulgusu oldukça şaşkınlık yaratsa ve Heckscher-Ohlin için de çetin tartışmalara sebep olsa da Leontief’in bu paradoks için öne sürdüğü tez, her şeyden daha enteresandır.

Yani Leontief buraya kadar iyi demiş, hoş demiş ama sonrasında ayakları yere basmayan açıklaması pek de makul sayılamaz. 🙂

Şöyle ki Leontief, ABD toplumunun üstün yetenekleri ve eğitimi ile dünyanın öbür işçilerinden daha üstün olduklarını söylemiş.

Buna göre de bir Amerikan işçisi, üç yabancı işçiye bedeldir demiş.

Yani Amerika’nın gerçek işgücü stokunu bulmak için mevcut işgücü verilerini üç ile çarparak ele almalıymışız. Böylece ABD emek bakımından daha zenginleşecek ve teori çürümekten kurtulacak diye düşünmüş.

Leontief’in bu çalışması pek çok eleştiriye de maruz kalmıştır.

Siz ne düşünüyorsunuz?

Konuyu bir de izlemek isterseniz:

Kaynaklar

Prof. Dr. Halil Seyidoğlu Uluslararası İktisat Kitabı

https://slideplayer.biz.tr/slide/12447260/

https://slideplayer.biz.tr/slide/10155889/

Matematiksel

Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan; filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim.. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum. Spora, sanata (özellikle resim sanatı), müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara, filmlere düşkünüm.. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Küçük yaşlardan itibaren birikmiş 9 adet günlüğüm var. Amaçlı ve amaçsız yaşamanın çeşitli noktalardan artı ve eksileri olduğunu düşünsem dünyadaki her şeyin gelip geçici olduğuna inanıyorum. Yine de -her şeye rağmen- ben uzun süredir amacı olanlardanım.. Buradan enerji sağlayabiliyorum.. Çoğunlukla enerjik, dışa dönük olsam da yeri geldikçe oldukça içe kapanmaya ve yalnızlığa susayabiliyorum. İkisi de keyifli ve öğretici.. Matematiksel sitesinin öncelikle hayranı olan bir okuruyum sonra Matematiksel’e katkı sağlamaya çalışan enfes ekibin bir parçasıyım. Özetle bu dünyayı bir rüyaymış gibi (Is this the real life? Is this just fantasy?) hissedip iyi bir insan olarak '‘kalmaya'’ çabalayan, sonsuzmuş gibi üretmeye çalışan insanlardan olarak; bahsettiğim 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum. Yaşam keşifle canlanıyor..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu