Anasayfa » ZİHİN AÇAN YAZILAR » Hayran Bırakan Ritmler, Biyolojik Saatler

Hayran Bırakan Ritmler, Biyolojik Saatler

Hem yürüyüp hem de sakız çiğneyebilir misiniz? Bu size basit bir olay gibi gözükebilir, ancak aslında yaptığınız oldukça önemli bir eylemdir…

Yürümek ya da sakız çiğnemek, beyninizin bir ritm yaratma kabiliyetini ortaya koyar. Aynı anda farklı ritmler yaratabilme yeteneğiniz, beyninizin aynı anda birden fazla kalıp üretebildiğini gösterir. Bu kalıpların çoğu birbirinden bağımsızdır.

Yürümek, birbirleriyle sıkı bir ilişki içindeki bir dizi eşgüdümlü hareketi içerir: Sol bacağınıza kalkması, ileri doğru hareket etmesi ve sonra da, bedeniniz öne doğru hareket ederken tekrar yere inmesi emredilir. Sağ bacağınız ise, sol bacağınızı takip eder. Birbirini izleyen bütün bu hareketlerin düzgün biçimde ve sırayla gerçekleştirilmesi gerekir.

Bu emirler, esas olarak omuriliğinizde yer alan ve hep birlikte çalışan bir nöron ağı tarafından üretilir. Merkezi kalıp üreteci adı verilen bu ağın “merkezi” olarak nitelendirilmesinin nedeni, kaslara gönderilen komutların burada oluşmasıdır.

Çiğneme hareketi, tekrarlamalı ağız hareketleri üretmek için beyin sapınıza dağılmış bir diğer nöron ağı tarafından kontrol edilir. Yürüme ve çiğneme ağlan birbirlerinden bağımsız bir şekilde ya da birlikte çalışabilirler.

Kalp atışları ya da nefes alıp verme gibi bazı hareket kalıpları otomatiktir, ancak yine de kontrol edilebilir. Örneğin, doğrudan kalbiniz tarafından üretilen kalp ritminiz, merkezi sinir sisteminiz tarafından gönderilen sinyaller vasıtasıyla yavaşlatılabilir ya da hızlandırılabilir. Nefes alıp vermeyi kontrol eden ve beyin sapında bulunan nöron ağı tamamen kendi başına hareket edebilir; normalde nefes alıp verirken bunu düşünmezsiniz. Ancak aynı zamanda, örneğin nefesinizi tuttuğunuzda, bu eylem sıkı bir kontrol altında da tutulabilir.

Bir diğer önemli vücut ritmi de, günlük uyku-uyanıklık döngüsü, yani günlük ritmdir. Günlük ritm, aşağı yukarı yirmi dört saatlik bir devirle kendi başına devam edebilir ve gün ışığına doğru zamanlamayla maruz kalmak yoluyla da sıfırlanabilir. Günlük ritm, gözleriniz vasıtasıyla şahit olduğunuz günlük ışık-karanlık döngüsüyle senkronizedir. Sahip olduğunuz günlük ritmler, uyumanız gereken zamanlar da dahil olmak üzere bütün faaliyetlerinizi, beden ısınızı ve ne zaman acıkacağınızı ayarlamanız için bir dayanak noktası sunmaktadır.

Işığın günlük ritmlerinizi nasıl etkilediğini, salıncakta sallanan bir çocuk benzetmesiyle açıklayabiliriz. Çocuk ve salıncağın bir salınım döngüsünün meydana geldiği doğal bir zaman periyodu vardır, ancak siz salıncağı iterseniz, hızı değişir. Daha hızlı gitmesini sağlamak için salıncağı öne doğru giderken itersiniz; geri gelirken ittiğinizde ise, daha geç gidecektir. Bu şekilde, yani kendinizi ışığa maruz bırakarak, günlük döngülerinizin başlangıç saatini değiştirebilirsiniz.

Işık, günlük ritmler üzerindeki etkisini, beyninizin altı kısmında yer alan ve bir ana saat görevini üstlenen küçük bir bölge olan suprakiyazmatik çekirdekteki etkinlik döngülerini yönlendirerek gösterir.

Işık, aynı zamanda melatonin hormonu üretimini de tetikler. Melatonin, beyninizin en alt kısmında, hipotalamusun hemen yakınında yer alan ve ancak irice bir bezelye büyüklüğünde bir organ olan epifiz bezi tarafından salgılanır. Akşam saatleri gelince melatonin seviyeleri artışa geçer, uykunun başlangıcıyla birlikte en yüksek seviyesine ulaşır ve sabah saatlerinde, siz uyanmadan önce de en düşük seviyelere geriler.

Pek çok kişi tam olarak yirmi dört saate eşit olmayan bir günlük ritme sahiptir, ancak genellikle bunu fark etmeyiz, çünkü güneş bizim kendimizi ayarlamamıza yardımcı olur. Herhangi bir ışık kaynağı bulunmayan odalara konulan kişiler, kaçınılmaz bir biçimde saatlerini şaşırır ve en sonunda da, dünyanın geri kalanı ile uyuşmayan saatlerde uyanmaya, yemek yemeye ve uyumaya başlar.

Gözlerinden beyinlerine ulaşacak ışık bilgisine sahip olmayan görme engelli kişiler ise bir günlük zaman kayması tecrübe eder, sonuçta da genellikle bozulmuş uyku düzenlerine sahip olurlar.

Bu durumda yapmamız gereken bir şey var anlaşılan, gece baykuşu olmaktan vazgeçmek ve yapay ışıklar ile çevrili gece yerine gün ışığına dönük bir yaşam tercih etmek…

Konu ile ilgili belki bu yazıya da göz atmak isteyebilirsiniz…

Kaynak: Sandra Aamodt – Sam Wang, “Beyninize Hoş Geldiniz”, syf: 55-64

Matematiksel

Paylaşmak Güzeldir

Yazıyı Hazırlayan: Sibel Çağlar

Avatar
Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere... Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.