SOSYAL BİLİMLER

Gücünü Fark Etmenin Bilimi: Pozitif Psikolojinin Hikayesi

Hayatın sundukları herkes için nitelik olarak aynıdır, nicelikleri belirleyen ise algılarımızdır. Böyle bir ilkeden yola çıkan pozitif psikoloji, herkese aynı öneriyi haykırıyor: Hayatınıza anlam yüklemeyi seçebilirsiniz.

Psikologlar ilk dönemlerde insan davranışlarındaki ve ruhsal durumundaki bozukluklarla ilgileniyordu. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası insan doğasının kötücüllüğüne ve yıkıcılığına vurgu yapan yaklaşımlar, 1960’lı yıllarda daha ılımlı bakış açılarıyla yer değiştirmeye başladı.

Çocukluğunun 2. Dünya savaşı sonrasına denk geldiğinin altını çizen Martin Seligman, böylesine çalkantılı ve zorlu bir süreç içerisinde yaşamayı mümkün kılacak etmenler üzerine düşünmeye başladı. Dünya tarihinin görmüş olduğu en yıkıcı savaşlardan birinin hemen ardından çocuk olmak, kötümser tutumu kalıcı hale getirebilirdi.

Fakat Seligman’da, bu yıkımın içinden olumlu bakış ile çıkılacağı düşüncesi filizleniyordu, henüz kendisinin haberi olmasa bile…

İkinci Dünya Savaşından 20 yıl kadar sonra; Abraham Maslow, Carl Rogers, Eric Fromm gibi hümanist yaklaşımlı psikologlar, insanın var olan potansiyeline ve doğasındaki olumlu yönlere dikkat çekmeye başladılar. Martin Seligman ise bu bakışı onlardan devralıp disipline etmeyi başarmıştı.

İşte kendi ifadeleriyle yeşeren filizin hikâyesi:

Çocukluğum İkinci Dünya Savaşı’ndan sonrasına denk geldi, dünyanın çok çalkantılı olduğu bir dönemdi. Tabii ki bugün de problemler ve zorluklarla karşılıyoruz ama bunlar hayati veya çözümü imkânsız zorluklar değil.

Benim yanıtım, insanın iyi olma halinde bulunuyor. Her şey bundan geçiyor. Pozitif psikolojinin ilgilendiği şey de bu. Huzur içinde yaşamayı, mutlu olmayı, düşündüğünü söylemeyi, diğerleriyle iyi ilişkilere sahip olmayı, hayatımıza bir anlam vermeyi seçebiliriz.

Benim bakış açıma göre sıfırın arkasında bu var. Zorlukların ve dramların çözümlenmesi gerçekleştikten sonra insanlar böyle bir yaşamı hak ediyor.

Fikrin Doğuşu

Depresyon ve melankoli üzerinde çalışan Seligman, kendi bakış açısının nasıl değiştiğini “The Optimistic Child isimli kitabında anlatır. Seligman’ın bakış açısını değiştiren olay, kızı Nicky ile yaşanmıştır. Olayın içyüzünü şöyle anlatıyor:

Nicky o zaman sadece 6 yaşında olmasına rağmen bende bir farkındalık oluşmasını sağladı. Bahçede dans ediyor, şarkı söylüyor, gülleri kokluyordu. Bir anda “Nicky, git ders çalış!” diye bağırıverdim.

Kızım içeri girdi ve bana, “Hatırlıyor musun, baba ben 5 yaşından önce sürekli ağlayıp mızmızlanıyordum? O zamandan beri artık bunu yapmıyorum, fark ettin mi?” diye sordu. “Evet, bu çok güzel!” diye yanıtladım. Nicky ise bunun üstüne bana, “Biliyor musun, ben 5 yaşına basınca, ağlamayı bırakmaya karar verdim. Hayatım boyunca yaptığım en zor şey bu oldu. Ben mızmızlanmayı bırakabildiysem, sen de sürekli söylenmeyi bırakabilirsin!” dedi.

O an üç şey canlandı gözümde:

İlki, çocuk eğitiminde yanılıyordum. Ebeveyn olarak görevim Nicky’yi düzeltmek değil, ona yeteneklerinin neler olduğunu göstermek ve cesaretlendirmekti.

İkincisi, Nicky haklıydı, ben sürekli söyleniyordum. Üstelik bir de bununla gurur duyuyordum! Tüm başarılarım yolunda gitmeyen şeyleri görebilmeme dayanıyordu. Belki bunu tersine çevirip yolunda gidenleri görmeyi başarmalıydım. 

Üçüncüsü, Amerikan Psikoloji Derneği’nin (APA) başkanı seçilmiştim. Bütün psikoloji biliminin, hataları düzeltmek üzerine kurulmuş olduğunu fark ettim. Bu bizi güzel bir hayata doğru değil, felçli bir hayata doğru götürüyordu.

Pozitif Psikoloji Nedir

Pozitif psikoloji denince akla mutluluk gelir. Dolayısıyla pozitif psikoloji bir anlamda mutluluk bilimidir. Evet, Seligman, yaşantısıyla da gösterdiği gibi, hedefi olan mutluluk bilimini disipline etmek istiyordu.

Sanıldığının aksine, mutluluk dışsal ögelere bağlı değildir. Yani dışarıdan gelen uyarıcıların niteliği değildir insanları mutlu kılan. Bu yanlış algı, kişileri yaşanan olay ve dolaşan enformasyonlara bağlı değişen bir hale getirmişti.

Oysa mutluluk, tamamen içsel bir olay olmalıydı. Bireyin hisleriyle alakalı olan bir algının, yine bireyin kendi algılarıyla uyarılması gerekiyordu. Bu düşünceden yola çıkmıştı Seligman; işte bu düşünceydi pozitif psikolojiyi ortaya çıkaran.

İlk dönemlerinde Psikolojinin, psikolojik problemlere eğilen bir bilim olduğunu söylemiştik. Seligman ise bu eğilimin hatalı olduğunu düşünüyordu.

Dolayısıyla disipline etmiş olduğu pozitif psikoloji, eskiden olduğu gibi psikolojik bozukluklar üzerine eğilmek yerine, insanın psikolojik olarak sağlıklı kalmasını saplayan etmenler üzerine odaklanmaya teşvik eden bir düşünce akımıdır.

Martin Seligman’ın vermiş olduğu bir örnekle, pozitif psikolojinin perspektifini daha net anlayabiliriz:

Bilişsel terapiler, depresyonlar hakkında üç teori önerir: Depresif kişi dünyanın kötü bir yer olduğuna inanır, depresif kişi ne gücünün ne de yeteneğinin olduğunu düşünür ve depresif kişi gelecekten umutsuzdur.

Pozitif psikoloji ise olaylara şöyle yaklaşır: “Gelecek umutsuz görünebilir, ancak bana sizin onda neyi değiştirmek istediğinizi söyleyin.” Ardından hastanın hayal ettiklerini temel alarak yola çıkılır. Her şey bu yaklaşım etrafında şekillendi.

Dolayısıyla pozitif psikoloji akımını şu şekilde tanımlamamız mümkündür:

Pozitif psikoloji, insanların gelişen olay ve dolaşan enformasyonlara olumlu anlamlar yükleyerek; yaşam doyumu, minnet, öz-şefkat, kişisel gelişim, özgüven ve umut gibi dinamikler ile yaşamının pozitif özelliklerini artırıp güçlendirmesini sağlayan bir akımdır.

“Hayat, olumlu insanlara da olumsuz insanlara da aynı terslikleri ve trajedileri sunar, ama olumlu insanlar bununla daha iyi başa çıkar.” diyerek Seligman, bizim tanımımızda dikkat çektiğimiz olumlu bakışın altını çiziyor.

Hayatın sundukları herkes için nitelik olarak aynıdır, nicelikleri belirleyen ise algılarımızdır. Böyle bir ilkeden yola çıkan pozitif psikoloji, herkese aynı öneriyi haykırıyor: Hayatınıza anlam yüklemeyi seçebilirsiniz.

Aslında Seligman’ın yapmak istediği, uçurumun kenarında olan Psikoloji bilimini oradan çekip kurtarmaktı. Çünkü, mahiyeti itibariyle içi boşaltılmış ve tamamen farmakolojik bir temele bağlanmış hale getirilmişti psikoloji. Bunu fark eden Seligman, bütün psikologların dile getirmeleri gerektiği gerçeği en yalın haliyle haykırıyordu:

“Psikoloji, ilaçlardan ya da bir şeyleri iyileştirmeye çalışmaktan çok daha ötesidir. Bu, eğitim, iş, evlilik ve hatta sporla bile ilgilidir. Benim asıl görmek istediğim, psikologların insanlara tüm bu alanlarda yardım etmek için çalışmasıdır.” – Martin Seligman

Güç, insanın kendi gerçek potansiyelinde gizlidir. Bu bir hazinedir, keşfedilmeyi bekleyen. Bu hazinenin “gerçek güç” olmasının sebebi ise içerisinde kişinin gerçek benliğini bulundurmasıdır. Her insan doğumundan itibaren bu arayışa çıkar. Kimi yolda kalır, kimi geri dönerek maskeler ardında yaşar, kimi ise bu hazineyi keşfeder.

Peki, siz buldunuz mu kendinizi?

Konu hakkında bir başka yazımıza göz atmak isterseniz: Hayata Anlam Vermek; Pozitif Psikoloji ve Martin Seligman

Psikolog Kadir Özsöz

Matematiksel

Psikolog Kadir Özsöz

Yaşam ve ölüm arasında, iç'e ve dış'e doğru iki gizemli yolculukta mekik dokuyorum. Severek yaptığım bir mesleğim ve dolu dizgin geçen yazım hayatım var. Psikolog ve yazar olmanın gerekliliklerini yerine getirmek benim için gurur verici. Kendi işimin uzmanı (yerinde ifade ile pîri) olmak için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Gelişimsel ve nöro-psikoloji üzerinde yoğunlaşsam da, kişisel gelişim benim için vazgeçilmez bir parkur. Bilimsel makale ve kitap çalışmalarım bir nevi enerji kaynağım. Kurucusu olduğum Bilge-Değişim Psiko-Yaşam Merkezi çatısı altında Türkiye genelinde seminer ve konferanslar vermekteyim. Gerçek başarı ve mutlulukları yaşamak ve yaşanmasına katkı sağlamak, işte misyonum. Sevgi ve saygılarımla...
Başa dön tuşu
Kapalı