GENEL’LEME’!!: Dünyanın Sonunu Getiren Ön yargılar ve Buhranlar

Dertleşme zamanı dostlarım..

Ayı Hikayesi

Bir zamanlar kış uykusunu çok seven iki dost ayı varmış.. Zaman yaklaşırken onlar da heyecanla uykuya hazırlık yapıyorlarmış.. Bir nebze olsun dünya gerçeklerinden arınma dilimi olan uyku, birçok canlı türü için yaşamın önemli bir parçası imiş.. Ancak ayılar için yaşamın neredeyse tamamıymış..

Ayılar her zamanki gibi uykuya hazırlanırken farkında olamadıkları bir durum varmış: Devir eski devir değilmiş!!

Birbirlerinden başka hiçbir şeyi olmayan ayılar uzuun uykularına yatmışlar..

Günler günleri, aylar ayları kovalamış ışık hızıyla..

Sonra bizim ayılardan biri açmış gözlerini yüzüne vuran güneş ışığı ile.. Bir de ne görsün, her yer inşaat halinde.. Mağara mağaralıktan çıkmış, karşıda rezidanslar, avmler.. Telaşla koşmaya başlamış güneşin altında.. Sonra susuzluk ve sıcaklıktan kıvranırken bir ağacın altına sığınmayı dilemiş ancak ne ağaç kalmış meydanda ne bir yudum su içecek dere.. O telaşta dostu gelmiş aklına, dayanamamış geri dönmüş.. Bir de ne görsün otantik bir otel inşaatının girişinde misafirleri karşılıyormuş dostunun postu.. Kapı önü süsü oluvermiş..

Gözyaşları içinde güneşin altında susuzluktan ölene kadar korkuyla koşmaya devam etmiş diğer ayı..

İnsan değişirse, her şey değişir.. İyi veya kötü!

***

Bu kısa hikayeyi anlatmaktaki amaca gelirsek, insanın gerek bedensel gerek ruhsal evriminden etkilenmeyecek hiçbir şey yoktur. İnsanın evrimi, başta yine insanı, doğayı tüm ekosistemi etkileyecek yegane güçtür.

Ancak bedensel evrim bambaşka bir konu.. Ben ruhsal evrime değinmek isterim bugün.

Efsane film Fight Club, ruhsal evrime şöyle değinmiş:

Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız..
Bir amacımız ya da yerimiz yok..
Ne büyük savaş yaşadık ne de büyük buhranı..
Bizim en büyük buhranımız…
Hayatlarımız…

Peki neden böyle oldu? Yani kırılma nerede gerçekleşti? Bu ruhsal evrimde ön yargılar nasıl bir pozisyon aldı?

Aslında ön yargı her zaman vardı, ama her çağın varoluşsal sancıları ve sebepleri başkadır. Doğal olarak ön yargılar ve diğer kavramlar da değişir. Bu yüzden, rönesansın sanatsal varoluş sancısı yerine bizim zamanımızı konuşmak daha kolay kendi adıma..

Kırılmanın başlangıcı saydığım sosyal medya ve insan evrimini sona saklıyorum..

Kendini Gerçekleştirme Basamakları

Kendini gerçekleştirmek, bir cümleye sığmayacak kadar geniş, anlatılması ve uygulaması çoğu zaman zor, değişken bir kavram.

Neden ‘çoğu zaman’ derseniz, ‘çoğu zaman’ şahit olduğum ve olduğunuz bir durumu vurgulayabilirim.

Kimi insanlar, özellikle ebeveyn noktasında, hayata artılarla veya eksilerle başlarlar.

Bazı insanlar, hayata ‘direk’ olarak ‘kendini gerçekleştirme’ evresinde başlar. Ebeveynler tarafından her şey düşünülmüştür ve kendi keşfetme erkenden başlar.

Bazı insanlar için hayat önce bir ‘bataklık’ evresinde başlar. İlk yapılması gereken bataklığa batmamanın yollarını aramaktır. Kimi koyverir gider, kimisi ise bataklığa batmamak için debelenip durur. Uzuun uğraşlar sonucu bataklığa batmamayı başarabilmiş ise o zaman kendini gerçekleştirme evresine geçiş yapabilir. Tabii bu geç kalmışlık, bu evrede de bireyi oldukça zorlayacaktır.

Kendini gerçekleştirme evresinde ‘yapamassın, edemessin’ ler ile dolu ön yargılar okyanusundaki adaya ulaşmak çok zordur elbette. (Ön yargılar denizinde veya okyanusunda kulaç atmaya çalışmak kavramını çok sever ve kullanırım bu arada 🙂 )

Kaptanın mahareti nasıl fırtınada belli oluyorsa, kendini gerçekleştirme konusunda da yersiz ön yargılarımızı sorgulamalıyız.

Şöyle düşünün, ebeveyni iki bilim insanı olan bir çocuk için bilim insanı olmak ne kadar zor olabilir ki?

Önemli olan çorak arazilerden de fidanlar fışkırtabilmek bana kalırsa.. Ancak çorak arazilere kim bulaşır? Sonuçta verimli topraklarda kısa zamanda sonuç almak herkesin tercihi olur, çorak araziler zaman kaybıdır değil mi? Ne gerek var uğraşmaya değil mi?

Ön yargılar hiç eksik olmaz hiç..

Yöresel Kavgalar

En çok kafamı yoran konulardan birisi..

Kozmopolit yapı ve ekonomi üzerine düşünün..

Sizce kozmopolit bir yapıda bedensel ve ruhsal olarak sağlıklı insanlar olsa, orada zenginlik çok olmaz mı? Bakınız İsviçre..

Şimdi kozmopolitlik denince akla ilk gelen ülkelerden olan güzel Türkiye’mize bakalım..

– X ilinden adam (!) çıkmaz.. (Yani tüm insanlar adamlığa atfedilir, cinsiyetçi yapımızın yansımaları)

– O bölgenin insanından nefret ederim.

– Şu semtte hep fakir, işe yaramaz, pis insanlar var.

– Oralılar çok geri kafalı

-Buralılar çok gevşek

gibi gibi sonu gelmeyen ön yargılarımız yöresel düşmanlıklardan, kavgalardan kafamızı kaldırmamıza izin mi veriyor da kozmopolitliği zenginliğe dönüştürelim??

Cinsiyet ve Toplum

Bu konuda ne kalem yeter konuşmaya ne kağıt.. Ne klavye dayanır ne kelime kotası..

O yüzden herkesin kurala uyup başını ağrıtmamayı tercih ettiği ve yanlışlarıyla menfaatleri gereği yüzleşmekten kaçındığı gönüllü köle olunan bir toplumda davul zurna bile az kalır..

Atomu parçalamış olsaydı bir kadın şu coğrafyada tepkiler şöyle olurdu:

– Tamam da Ayşe kadını vurmadın mı ocağaaa?

-Atomu parçalamakla çay demlemesi öğrenilmez caanımm!!

Hiçbir Taviz Olduğu Yerde Kalmaz

Bu hayatın her parçasında kendini gösteren bir durum aslında. Ön yargılarla savaşmak zorunda oluşumuz ile yakından alakalı.

Ya ön yargılara boyun eğip tavizi verirsiniz ve kabullenirsiniz ya da ruhsal kaslarınızı geliştirip ön yargı okyanusunda daha hızlı kulaç atıp kendinizi bulacağınız adanıza erişirsiniz..

Çünkü bir noktada taviz verdiğiniz zaman, başka bir alanda, başka bir evrede yeni tavizler vermek zorunda kalacaksınız..

Sosyal Medya

Instagram ile birlikte neler değişti sizce?

Bence bırakın değişmeyi, ‘aynılaştı’ her şey ve herkes..

Fark ettiniz mi instagram kullanan herkes aynı akımlara kapılıyor, her gün aynılaşmış ancak bedensel olarak farklı insanlardan aynı magazin haberlerini duyuyorum. Hepsi aynı şeyleri konuşuyor ve düşünüyor.

Umrumda olmayan a, b, c kişilerinin fiziksel bölgeleri ile saniyesinde milyon dolarlar kazanışını anlamıyorum ama takipçileri uyuşuk bir halde sürekli onların izinde.. Sabah akşam onları konuşuyorlar.

Yani artık durum öyle bir noktada ki, sanki karşınızda bir insanla değil de bir algoritma ile konuşuyor gibisiniz..

Oturup derin sohbetler etmek, anlaşılmak ve dertleşmek bir yana dursun.. Düşünmek zorlaştı.

Eee neyi konuşacağız?

Instagram neyi konuşmamızı isterse onu tabii canım!!

Ahh bir de şu var herkesin içinde kadın- erkek potansiyel bir model yatıyormuş da pek anlayamamışız..

Herkes deriin kadınlara ve erkeklere dönüştü. Fit kadınlar ve six packli erkekler olmakta bir sıkıntı yok, spor çok önemlidir. İnsana faydaları bitmez.

Ancak instagram için yapılan spor da diğer algoritmalara göstermek için yapılınca iş biraz strese bürünüyor. Fitness yapmadığı gün depresyona giren fenomenler var.

Burada ön yargılar bile algoritmik bir pozisyon aldı.

Artık herkes, bir başkasının özel hayatının analizini yapmaya adamış kendini. Ünlülerden, ünsüzlere.. İncele, ortak bir yorum bul, ona göre ortak ön yargılar oluştur.

***

İnsanların kafasının karışması çok normal.

Bir modelin, metalaştırılmaya karşı hazırladığı bir videoda bir kullanıcı şöyle bir yorum yapmış:

Bill Gates paranın önemli olmadığını söylüyor (dünyanın en zengin insanlarından biri)

Bir model görünüşün önemli olmadığını söylüyor (tüm zenginliğini ve lüks hayatını görünüşü ile kazanmış)

Bu enteresan bir paradoks değil mi?

Yani çoğu model emekliye ayrılana kadar var gücü ile kadının metalaştırılmasına hizmet ederken emekliye ayrılınca hepsi kadınlardan özür diliyor. Alacağını aldıktan sonra yani..

Sadece modellik, moda değil, siyasette, iş dünyasında da böyle örneklerden görmek mümkün.

Refaha erene dek kafamızı kuma gömelim.

***

Bir bilim insanının başarısı insanlığa fayda sağlıyor.

Çoğu ünlünün başarısı (ya da başarı saydıkları şey) ise sadece ‘kendi’ yaşamlarının lüksünü artırmalarında fayda sağlıyor.

Elbette lüks üstüne lüks tercih etmekten ziyade insanlığı tercih eden bir azınlık da var aralarında.

Ancak çocuklara nasıl örnek olacağız?

Tüket çocuğum hep tüket, sakınn üretme! Fenomen olsan kafi..

Çocuk ne yapsın, oturup evrenin sırrını düşünecek değil.

Bu kombinim, şu tarzım, şurada da yemek yedim, burayı da gezdim, onu da tükettim bunu da..

En son kendimizi de tüketeceğiz ve dünya ne kadar dayanacak bakalım..

Kurtuluş nerede? Gerekli mi? Bilmiyorum..

Başlığa uygun olmayan şekilde genelleme yapmış gibi gözükmüş olabilirim. Ancak sadece çoğunluktan bahsediyorum. Bir Nef’i olamasak da arada bir hiciv bizim de hakkımız. Sonuçta ucubeliğin fenomenlik ve başarı sayıldığı, milyonları etkisi altına aldığı günümüzde Heidi gibi dağlara kaçamıyoruz aklımızı korumak için 🙂

Sizlere Guns N’ Roses’dan Welcome to the Jungle parçasını armağan ediyor ve çok sevdiğim aktör Tom Hanks’in Cehennem filminden bir alıntı ile bitirmek istiyorum:

İnsanlığı onu kurtarmayı isteyecek kadar seviyor musun?

Kaynak: Bu kez bireysel tespitler 🙂

Matematiksel 

Paylaşmak İsterseniz

Yazıyı Hazırlayan: Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan , filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim. Pamukkale Üniversitesi ve AGH University of Science and Technology' de Uluslararası Ticaret ve Finans alanında kendimi eğitmeye çalıştım. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum. Voleybol sporunda antrenör yardımcılığı yaptım ve lisanslı oynadım. Spora ve sanata düşkünüm. Resim yapmayı çok seviyorum. Klasik müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara ilgi duyuyorum. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Sanıyorum 7. günlüğüme başlayacağım. Satranç ve Rusça'ya merak saldım. Bahsettiğim tüm 'bencil' bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ga('send', 'pageview');