Belgesel ve Film Önerileri

Etki Bırakabilecek Kitap Ve Film Önerileri

Kitaplar ve filmler bize bir hikaye anlatır. Fakat bazı hikayeler diğerlerinden sıyrılır. Bu hikayeler bizim için daha özeldir, diğer hikayelere göre bizde bıraktıkları etki daha fazladır. Onlar bizim kişiliğimize etki ederler, düşünce yapımızı şekillendirir ve bize farklı bakış açıları kazandırırlar. Gelin bu yazımızda devamında bizim için bu etkileri uyandıran ve sizde de uyandıracağına inandığımız birkaç film ve kitaptan bahsedelim (Spoiler olmadan). Eğer üzerinizde etki bırakabilmeyi başarmış, tekrar tekrar izlediğiniz ve okuduğunuz bir film veya kitap varsa yorumlarda bizlerle paylaşırsanız çok memnun kalırız.

Film Önerileri

Pursuit of Happyness (Umudunu Kaybetme)

Kimsenin sana bir şeyi yapamayacağını söylemesine izin verme.. Bir hayalin varsa onu korumalısın… Bir şeyi istiyorsan, git ve al.

Chris Gardner hayatında her şey ters gitmeye başlar. Aile düzeni yıkılır, ekonomik olarak çöker lakin o tüm bunların içinde babalık görevinden asla ödün vermez. Bir yandan hayatına yoluna koymaya çalışırken bir yandan da karşısına gelen tüm zorlukları oğlu ile beraber göğüslemeye çalışır. Bu ikilinin umutlarını kaybetmeyerek mutluluğu kovalamasını anlatan filmin başrollerinde gerçekte de baba ve oğul olan Will Smith ve Jaden Smith bulunuyor ve her ikisi de oyunculukta muhteşem işler çıkartıyorlar. Özellikle aksiyon filmlerindeki oyunculuğu ile öne çıkan Will Smith, bu filmdeki karakterini ustaca oynamış. Kişisel olarak Will Smith’in izlediğim en etkili performansı diyebilirim. Umudunu Kaybetme size o karanlık tüneldeki ışığı hatırlatacak türde bir film.

The Intouchables (Can Dostum)

Hollywood klişelerinden sıkılanlar için İntouchables çok doğru bir tercih olacaktır. Fransız yapımı olan bu film gerçek bir yaşam öyküsünü dayanak alıyor. Çok zengin ama boynundan aşağısı felç olan bir adam ile kendine yardımcı olması için işe aldığı yardımcısının hikayesini anlatan film, ikilinin arasındaki samimi dostluğu çok başarılı bir şekilde yansıtmayı başarıyor. Konu bakımından dram filmine benziyor olmasına rağmen film tamamen drama odaklanmak yerine aynı zamanda komediye de odaklanıyor. Özellikle komedi türündeki filmler, kültürel farklılıklardan dolayı bazı ulustaki insanlar için komik bulunurken diğer ulustaki insanlar için anlamsız olabiliyor. Fakat “İntouchables” Fransız yapımı bir film olsa bile küresel komedi unsurları kullanıyor. Hem güldürmeyi hem de dramı hissettirmeyi başaran nadir yapımlardan biri olan “Intouchables”, benim için ise komedi/dram türünün en iyi filmidir. İntouchables, kimi zaman sizi hüzünlendirecek, kimi zaman ise kahkaha atmanıza neden olacak. Nihayetinde içinizde bir sıcaklık bırakacak.

La Vita e Bella (Hayat Güzeldir)

2. Dünya Savaşı ilgili sayısız film çekilmiştir ama azı o dönemdeki vahşeti ve dramı bu film kadar etkili aktarabilmeyi başarmıştır. “Hayat Güzeldir”, toplama kamplarına götürülen Yahudi bir baba ve oğlunun dramını anlatır. Filmin ilk yarısını biraz tekdüze ve yavaş ilerliyor olsa bile ikinci kısma geçince tüm bunların aslında bir hazırlık aşaması olduğunu fark ediyorsunuz. Film bir anda sizi savaş ortamının içine bırakıyor. Tüm bu savaş içinde oğluna her şeyin yolunda olduğuna inandırmaya çalışan Guido, ona hepsinin bir oyun olduğunu söyler ve hikaye böyle devam eder. Nazi Almanya’sının yaptıklarını çok farklı açıdan konu alan bu film, izleyiciye yaşanan tüm duyguları yaşatmayı başarıyor. Hem yönetmeni hem de başrol oyuncu olan Roberto Benigni’nin bu filmi 1999 yılında yabancı dilde en iyi film olarak akademi ödülüne layık görülmüştür. Ayrıca kendisi de en iyi erkek oyuncu ödülünü almıştır. Benzer konuyu ele alan “Schindler’s List” ve “The Pianist” de oldukça başarılı yapımlardır ama şahsen bu filmin anlatış tarzını daha etkileyici bulduğum için yazımızda “La Vita e Bella” filmine yer vermek istedim.

Soul (Ruh)

“Belki gökyüzünü izlemek benim kıvılcımım olabilir ya da yürümek, yürümekte gerçekten iyiyim.”

Animasyonlar ne yazık ki, birçok insan tarafından “çoçuk işi” olarak değerlendiriliyor. Lakin Pixar beyaz perdeye sunduğu anlam yüklü animasyon filmleri ile bu fikri çürütmeye devam ediyor. Bunu zamanında (2008) WALL-E filmiyle başardı ve bir animasyon filmiyle yetişkin, çocuk demeden birçok insana hitap edebildi. İşte Pixer’ın 2020 yılının sonunda çıkardığı “Soul” da bu tür bir film. İçinde 7’den 70’e herkesin çıkaracağı bir ders bulunan bu film, bize temelde önemsiz olarak görüp göz ardı ettiğimiz küçük anların değerini hatırlatıyor. Bize yaşamımız ile ilgili sorular sorduruyor. Tüm bunları ise Joe Gardner adlı bir piyanist başkarakterin hayalleri, amaçları ve yaşamını nasıl geçirdiği üzerinden anlatıyor. Bu olay örgüsü içinde animasyonun sağladığı olanakları olabildiğince kullanarak hikayeye farklı bakış açıları katıyor. Kişisel olarak ayrıca şunu diyebilirim ki filmin konusuyla küçüklerden ziyade daha ileriki yaşlardaki insanlarda daha fazla etki bırakabilecek bir yapıda olduğunu düşünüyorum. “Soul” öyle izledim, bitti diyebileceğiniz filmlerden değil, bıraktığı etki uzun süre devam ediyor.

Truman Show

Bir başyapıt! Bu filmi ancak bu şekilde özetleyebiliriz çünkü konusundan bahsedersek tüm sürprizi bozmuş oluruz. O yüzden size de konusuna bakmadan izlemenizi tavsiye ediyoruz. Filmle ilgili konusuna girmeden kısaca bahsetmek gerekirse, Truman Show sinema tarihindeki en özgün senaryolardan birine sahip kült bir filmdir. Başrolünde çoğunlukla komedi filmlerinden tanıdığımız mimiklerin ustası Jim Carrey bulunmaktadır ve kendisi filmde olağanüstü bir performans sergilemiştir. Bu performansıyla Altın Küre en iyi erkek oyuncu ödülüne layık görülmüştür. İlk kez izlediğiniz zaman senaryonun kurgusuna hayran kalacağınız bu yapımda her bir sonraki izlemede yeni bir şey fark etmeniz muhtemeldir. Kısacası Truman Show size benzersiz bir kurgu ve eşine az rastlanabilecek bir oyunculuk sunuyor. Filmle ilgili tek bilmeniz gereken , izlediğinize pişman olmayacağınızdır.

Kitap Önerileri

Otostopçunun Galaksi Rehberi

“Sorunun tam olarak ne olduğunu bildiğiniz zaman, cevabın ne anlama geldiğini de anlayacaksınız.”

Arthur Dent’in evi kestirme bir yol için yıkılmak üzereyken aynı zamanda içinde bulunduğu mavi gezegen de kestirme bir uzay yolu için yıkılmak durumundadır. İşte Arthur Dent’in hikayesi böyle başlar. Douglas Adams’ın yazdığı Otostopçunun Galaksi Rehberi, ondan beklendiği gibi absürtlüğü, komediyi ve hicvi ustaca harmanlayarak hayal gücünün sınırlarını zorlayan bir eserdir. Aslında ilk olarak BBC’ de bir radyo programı olarak başlayan bu seri, zamanla kitaplara taşınmıştır. İlginç karakterleri, absürt fikirler ve enteresan mekanları okuyuculara sunan bu kitap, Adams’ın kendine özgü esprili ve eleştirisel yazım tarzıyla size keyifli vakitler sunuyor. Ayrıca zamanda yolculuk yapan asansörlerden depresif bir robota kadar daha birçok olağanüstü unsurlarla sizi tanıştırıyor. Bu kitap okurken beni hem güldürdü hem de arkasındaki hayal gücüne hayran bıraktı. Eğer sizde tüm bu hayal gücüne tanık olmak istiyorsanız, rehberinizin hangi kitap olması gerektiğini artık biliyorsunuz.

Ben, Robot

“Robotlar, insanlara zarar veremez ya da eylemsiz kalarak onlara zarar gelmesine göz yumamaz.”

1950 yılında yayınlanan bu kitap için bilim kurgunun temel taşlarından biri tabiri yanlış bir ifade olmaz. Asimov bu romanda 3 robot kanunu tanımlıyor ve bu kanunlar üzerinde hikayeler anlatıyor. Bu hikayelerin her birinde robotların insanlarla ilişkilerini en ince ayrıntısına işliyor. Ayrıca yapay zeka kavramının üzerinde de duran bu kitap, onların neden olabileceği problemleri ve bu problemler için çözüm yollarını içeriyor. Yaklaşık 70 yıl önce çıksa bile Asimov’un hikayelerinde anlattığı tüm problemler size son derece tanıdık ve onlara getirdiği çözümler ise bir o kadar da anlaşılabilir gelecektir. 2004 yılında filmleştirilen bu kitabı, özellikle robot ve yapay zekalara merakınız var ise kısa zamanda okumanızı öneririz. Bir bilim-kurgu hayranı olarak şunu söyleyebilirim ki Asimov’un 1950 yılında yapay zekaları öngörmesi hayret verici, tüm anlattıklarını oldukça sağlam temellere dayandırması ise daha hayret vericidir.

Savaşçı

Doğan Cüceloğlu bu kitapta “savaşçı” kavramının üzerinde duruyor ama akla gelen anlamından ziyade buradaki anlamı oldukça farklı. Bu kitapta anlamlı ve coşkulu bir hayat için savaşan kişi anlamında kullanılıyor. Doğan Cüceloğlu yaptığı çevre ve insan gözlemleriyle okuyuculara oldukça etkili bir şekilde aktarılan “savaşçı profili” İki kişinin sohbeti üzerinden işleniyor. Bu sohbet içeriğinde Arif Bey’in sorduğu aslında bizim de zaman zaman kendimize sorduğumuz sorular oluyor. Bir öğretmen olan Arif Bey’in yaşamını anlamlandırmak için çıktığı “savaşçı” olma yolunu kitap bize aktarıyor. Tüm bu süreç hayatımızdaki birçok hususu sorgulamamıza ve onlarla ilgili sorular sormamıza yol açıyor. Kararlar ve onların getirdiği sorumluluklar, kendini keşfetmek, geçmiş ve gelecek gibi birçok hususun işlendiği bu kitap, insanın kendini aradığı yolda ona ipuçlarını gösteren bir başucu kitabı niteliğindedir.

1984

“En iyi kitaplar, insanlara zaten bildiklerini söyleyenlerdir.”

George Orwell’in bu şahane eseri aslında bir kabuslar senaryosudur. Baskıcı bir yönetimin, bireyselliği yok ettiğini, özgür düşünce hakkını hiçe saydığını, geçmişi kontrol aldığını ve sizi her zaman her yerde izlediğini düşünün. İşte George Orwell kurguladığı bu distopyayı bize tüm bu haklarını yaşamaya çalışan bir kişi üzerinden hikaye anlatılıyor. Hiç bir ayrıntısı atlanmadan kurgulanmış bu kabuslar senaryosu, yayınlandığı 1948 yılından beri güncelliğini hiç kaybetmemiştir. Yaşamınız her farklı evresinde bu kitabı okuduğunda ise çıkaracağınız anlamlar değişecektir. Sizi okurken gerilim ve hayretler içinde bırakacak olan bu kitap, kendisini son sayfaları ile benim aklıma kazıttı. 1984 zamanın eskitemediği ve her zaman hakkında konuşulacak türden bir eserdir.

Geleceğin Fiziği

Fizikçi Michio Kaku bu kitap aracılığıyla güncel ve insanlığı bekleyen teknolojiler hakkında okuyucuları bilgilendiriyor ve tüm bunları hali hazırda yapılan bilimsel araştırmalara dayandırıyor. Bilgisayarların, yapay zekâların, uzayda yolculuğun ve daha nice teknolojilerin günümüzdeki ve gelecekteki durumunun ele alındığı bu kitapta, ayrıca anlatılanları sınıflandırarak okunmasını kolaylaştıran bir yöntem izleniyor. Ayrıca bu teknolojilerin yakın gelecek (2030’a kadar) , yüzyılın ortası (2030-2070) ve uzak gelecekteki (2070-2100) etkilerinden de bahsediliyor. Kitap 2100 yılındaki olası bir günün yaşamını kurgulayarak bitiyor. Tüm bu bilimsel ve teknik konular içerisinde Michio Kaku’nun tercih ettiği yalın dil, okuyucuların anlatılmak isteneni zorlanmadan anlayabilmesine olanak sağlıyor. Kısacası, çeşitli alanlardaki güncel ve gelecekte olabilecek ilerlemelerden önceden haberinizin olmasını istiyorsanız, size bu kitabı okumanızı önerebiliriz.

Matematiksel

Kamil Anıl

İçine kapanık biri olarak dışarıyla iletişim kurmaya çalışan, cevaplardan çok sorulara merak duyan ve çok soru soran, eğitim hayatını ODTÜ'de sürdüren bir öğrenciyim. Ayrıca bilim ve matematiğin uçsuz bucaksız olduğuna ve herkese ulaşabileceğine inanmaktayım. Yeter ki "hala öğreniyorum" diyebilelim.