Biyoloji ve Genetik

Ekolojik Ayak İzi ve Sürdürülebilir Yaşama Bir Bakış

Canlılar var oldukları andan itibaren aynı ekosistemin bir parçasıdır. Buna rağmen canlı türlerinden bir tek insan soyu bencilce, acımasızca hatta diğer canlı türlerinin haklarını gasp ederek soyunu sürdürmekte ve kendini doğanın efendisi saydığı için ekosistem üzerine geri dönülemez zararlar vermektedir. Peki, bizden sonra gelen ve bizim günahımızı taşıyacak nesillere nasıl bir Dünya bıraktığımızın farkında mıyız?

Sonraki nesillere nasıl bir Dünya bırakacağız sorusu “sürdürülebilirlik” kavramını açığa çıkarmıştır. Bu kavram, pek çok kavram etrafında şekillenir. Mesela, toplumlar ekonomik olarak gelişirken belli kesimler için maddi gelir düzeyi yükselir. Ama bir yandan da toplumların ekosistem üzerine verdiği zararlar artar. Dolayısıyla yorulan ekosisteme dikkat çekmek ve ekolojinin ekonomi üzerine etkisini gözler önüne sermek amacıyla “ekolojik ekonomi” tanımı oluşmuştur. Zamanla ekolojik ekonomi temelinde şekillenen çevresel kaynakların, tüketim değerlerinin belirlenmesi ve sayısal değerler biçiminden ifade edilmesi gerekliliği doğmuştur. Bu da bizi bir başka tanıma götürecektir.

Ekolojik Ayak İzi Nedir?

“Ekolojik Ayak İzi” kavramı bu söylenenler ışığında şöyle tanımlanır. “Doğal kaynakların üretimi ve tüketimi baz alınarak ekosistemin çeşitli boyutlarda incelenmesi ve bütünsel değerlendirmeye imkan verecek ekolojik ekonomi parametrelerin oluşturulmasıdır.” Bu kavram; kişisel, yerel, toplumsal ve küresel ölçekte arz – talep edilen miktar dengesinin doğal kaynaklar tabanında ölçülebilmesi için oluşturulan bir sistemsel yaklaşımdır. Her toplumun ekolojik kapasiteye bağlılığına ve arazi miktarına düşen rezervlerinin hesaplanmasına yardımcı olur.

Ekolojik Ayak İzi, alan bazında hektar (ha) veya kilometrekare (km2) kullanılarak hesaplanır. Ayrıca Dünya’daki bütün biyokapasite miktarını veren küresel hektar (kha) cinsinden de gösterilebilir. Böylece ülkeler bazında Ekolojik Ayak İzi değerlerinin karşılaştırılması ve yorumlanması mümkün olmaktadır.

Ekolojik Ayak İzi nüfus büyüklüğüne, malzeme yaşam standartlarına, kullanılan teknolojiye ve ekolojik üretkenliğe bağlıdır. Aslında bu hesaplamanın amacı insanlar tarafından tüketilen biyolojik kaynaklardan oluşan atıkların miktarıyla biyokapasitenin karşılaştırılmasıdır.

Biyokapasite Nedir?

Her toplumun oluşturduğu Ekolojik Ayak İzi miktarına, Ulusal Ekolojik Ayak İzi denir. Bu küresel ölçekte ayak izlerin karşılaştırma kıstası olarak kullanılmaktadır. Tüketim miktarlarının belirlenmesi için biyolojik verimli alanlar aşağıdaki şekilden de görüleceği gibi 6 temel kategoriye ayrılmıştır. Bu biyolojik üretim alanlarının insan tüketimine kaynak sağlayan kısmına biyokapasite denir. Biyokapasite miktarı, Ekolojik Ayak İzi’nin hesaplanmasında önem arz eder.

Ekolojik Ayak İzi Tarihine Bakış

Sürdürülebilir kalkınmayla ilgili bilinen ilk eser 1664 yılında John Evelyn‘in (İngiliz Yazar, 1620 – 1706) yazdığı “Sylva ya da Orman Ağaçları Söylemi ve Majestelerinin Hakimiyetinde Kereste Yayılımı” adlı kitaptır. Bu eserden sonra Kuzey Amerikalı Çevrebilimci Yazar George Perkins Marsh (1801 – 1882) “İnsan ve Doğa” adlı eserini piyasaya sürmüştür. Perkins kitabında doğanın sınırlı kaynakları ile insan tüketimi arasındaki ilişkiye değinmiştir. 1758 yılında Fransız Hekim ve İktisatçı François Quesnay (1694 – 1774) tarafından “Ekonomik Tablo’’ adlı kitapta işin ekonomik boyutu yer almıştır.

ABD’li bilim insanı Rachel Carson 1962 yılında yazmış olduğu “Sessiz Bahar” adlı eserinde ise doğal üretimin arttırılması için kullanılan pestisitlerin kaynaklar üzerine etkisini ve insanın doğa sömürüsünü anlatır.

1960’lardan sonra ayak izi hesaplamaları için nicel analizler yapılmasına yönelik değişik çalışmalar yapılır. 1990’lı yılların başında ise British Colombia Üniversitesi’nde görevli bilim insanları Mathis Wackernagel ve William Rees Ekolojik Ayak İzi kavramını oluşturur. Hesaplama sisteminin temelinde toplumların oluşturduğu atıklarla doğada yarattıkları baskıların karakterize edilmesi yatar.

2000’li yıllarda itibaren yukarıdaki tablodan da görüleceği gibi yeni yaklaşımlar oluşturulmaktadır.

Bu uygulamaların doğruluğu ve güvenilirliğini ölçmek için Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) kullanılır. Yöntemlerin hangisini seçersek seçelim nihai olarak ekolojik açıklık değerinin hesaplanmasına ihtiyacımız vardır.

Ekolojik Açıklık Nedir?

Ekolojik açıklık, tüketimi anlatan ayak izi miktarı ile üretimi anlatan biyokapasite miktarı arasındaki farkdır. Sürdürülebilir bir hayat için ekolojik açıklığın azalması gerekir. Bunun için de ekolojik ayak izi değerinin azaltılmasına ve biyokapasite miktarının artırılmasına ihtiyacımız vardır. Biyokapasite miktarının kısa zaman diliminde artışının gözlemlenmesi oldukça zordur. Fakat ekolojik ayak izi miktarımızı azaltmak bizim elimizdedir.

Ayak İzi Ailesi

Ayak izi ailesi sürdürülebilir gelecek planlamasını temsil eden oldukça geniş bir kavramdır. Her bir ayak izi ailesi birbirleriyle etkileşim içerisindedir ve bütünleşik bir yapı gösterir. Çevresel Ayak İzi, ekosistemimiz hakkında bilgi sunan önemli bir parametredir. Mesela Karbon Ayak İzi, doğaya salınan CO2 ve sera gazlarının (GHG) değerleri konusunda bilgi verir. Üretim esnasında oluşan emisyonların yani hava, su ve toprakta bulunan emisyonların miktarı konusunda ise Emisyon Ayak İzi’ne bakılır.

Su Ayak İzi ise Mavi, Yeşil ve Gri Ayak İzleri olarak temel bileşenlerine ayrılmıştır. Mavi Su Ayak İzi, tüm tatlı su kaynaklarının insanlar tarafından kullanılan ölçüsünü ifade eder. Yeşil Su Ayak İzi, mahsul üretimi için gerekli olan su miktarını temsil ederken; Gri Su Ayak İzi ise tatlı su kirlilik derecesini ölçen parametreyi ifade etmektedir. Tarımsal işlemlerin ve fosil yakıt tüketiminin takibi için kullanılan ölçüt Nitrojen Ayak İzi’dir. Bu iz, Nr – N2 dışında kalan kalan tüm nitrojen türlerinin toplam miktarını ölçer.

Bölümlere ayrılan Arazi Ayak İzi, üretim ve tüketim kaynakları için ayrılan ve artan nüfusa bağlı olarak şekillenen gerekli arazi miktarını ölçmeye yarar. Biyolojik Çeşitlilik Ayak İzi, iklim ve çevresel bozulmalar sebebiyle soyu tükenen endemik türleri ve tükenmek üzere olan biyolojik kaynakların ne olduğu konusunda bilgi verir. Kombine Çevre – Sosyal veya Ekolojik Ayak İzi ise enerji ve kimya alanında kullanılan doğal kaynakların tüketimi ve tüketim esnasında bürünebileceği değişik formların ekosistem üzerine etkisini inceler.

Kompozit Ayak İzi ise, Ekolojik Ayak İzi, Sürdürülebilir Süreç Endeksi ve Sürdürülebilir Çevresel Performans Gösterge Endeksinin kullanımıyla oluşturulan tümsel bir yaklaşımdır. İnsan türünün sürdürülebilir yaşam koşullarını ekosistem ile bütünleşik yapıda değerlendirmek üzere Sosyal Ayak İzi de oluşturulmuştur. Ekonomik Ayak İzi ise gelir dağılımındaki adaletsizliğe dikkat çekmek amacıyla oluşturulan ayak izidir.

Küresel Ayak İzi Ağı’nın Ekolojik Açıklık Raporu

Küresel Ayak İzi Ağı’nın Toplam Ekolojik Ayak İzi hesaplamasının 2019 raporunda artan nüfusu ve yüksek teknoloji gelişimiyle Çin, ekolojik açıklığın en yüksek olduğu ülke olup Çin’i ABD takip etmektedir. Kişi başına düşen Ekolojik Ayak İzi sıralamasına giren ilk 10 ülke aşağıdaki tabloda yer alır. Tabloya göre 14,4 değeri ile Katar kişi başına düşen Ekolojik Ayak İzi’nde ilk sırada yer almaktadır. Çünkü Katar’ın kişi başına düşen Ekolojik Ayak İzi miktarı oldukça yüksek iken biyokapasite miktarı düşük olduğundan ekolojik açıklık miktarı yüksektir.

Kanada ve Moğolistan’ın değerlerinde ekolojik açıklık olmadığı görülüyor. Bu durum bize bu ülkelerin sürdürülebilir yaşam politikası izleğini gösterir.

Ülkemizde Ekolojik Açıklık Miktarı Nedir?

Küresel Ayak İzi Ağı’nın 2016 yılı hesaplamalarına göre ülkemizin Ekolojik Ayak İzi değeri 3.4 küresel hektardır. Ayrıca aynı yıl yapılan hesaplamalara göre biyokapasite değeri 1.5 küresel hektar olup ekolojik açıklık yani Ekolojik Ayak İzi ile biyokapasite arasında fark 1.9 küresel hektardır. Bu açıklık dikkate değer bir noktadadır. Dolayısıyla var olan kaynaklarımızın kullanımı ve üretimin sürdürülebilmesi için iyi bir gelecek planlamasına ihtiyacımız vardır. Tüm bunların ışığında Dünya’nın bize verdiği sinyali görmemizi isteyen ve tüketim çılgınlığına dikkat çeken bir kavram daha karşımıza çıkar.

Kapitalist ekonominin doğurduğu sonuç olan insanın her şeye sahip olma isteği eğer çok geç olmadan son bulmazsa sadece diğer canlı türleri değil; aynı zamanda insan soyu da en şiddetli biçimde yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır. Ayrıca değişen ekosistem dinamikleri sebebiyle ekonomi, artık ekolojiden bağımsız düşünülmemeli ve ülkeler ekonomi politikalarını oluştururken bu kavramı ön plana almalıdır. Eğer doğaya verdiğimiz zararı bir noktada yavaşlatmak ve ona bağlılığımızı göstermek istiyorsak, Ekolojik Ayak İzi miktarını düşürmeye yönelik politikalar geliştirmekle mükellefiz.

Göz atmak isterseniz…

Kaynakça:

Matematiksel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu