Einstein’ı Dahi Yapan Neydi?

Birçoğumuz Einstein’ın bir dahi olduğunu düşünürüz, ancak onu gerçekte dahi yapan şeyin ne olduğunu bildiğimiz söylenemez. Birçok araştırmacı, görelilik teorisi ve modern fiziğin temelini oluşturan diğer teorilerle ortaya çıkmak için oldukça farklı bir beyne sahip olmak gerektiğini düşünüyor. Einstein’ın beyni ile ilgili yapılan araştırmalar da onun beyninin gerçekten de birçok yönden farklı olduğuna işaret ediyor.

Nobel ödüllü fizikçi Einstein’ın beyninin hikayesi, 1955’te Princeton-New Jersey’de 76 yaşında öldüğünde başlayan uzun soluklu bir hikaye. Oğlu Hans Albert ve avukatı Otto Nathan, inceleme patoloğu Thomas Harvey’e bilimsel çalışmalarda kullanılmak üzere Einstein’ın beyninin saklanması için yetki verdi. Harvey, beynin fotoğraflarını çekti ve beyni 240 parçaya bölerek reçineye benzeyen bir maddenin içine koydu. Sonra bu parçaları, mikroskopik inceleme için 2000 kadar ince kesite ayırdı ve sonraki yıllarda, beynin mikroskopik kesitlerini ve fotoğraflarını, dünyanın farklı yerlerinde bulunan en az 18 araştırmacıya dağıttı. Bunların haricinde Harvey kendisi için de kesitler saklamıştı ancak kimse bu örneklerin şu an nerede olduğunu bilmiyor.

Geçen onlarca yılda, hakemli dergilerde dağıtılmış bu parçalara dair sadece altı adet bilimsel makale yayınlandı. Bu çalışmalardan bazıları, Einstein’ın beyninin bazı kısımlarında daha fazla nöron (sinir hücresi) yoğunluğu olması ve gliyaların (nöronların sinirsel iletimlerine yardımcı olan hücreler) nöronlara oranla normalden fazla yoğunlukta olması da dahil olmak üzere ilginç özelliklere rastladı. 2009 yılında Florida State Üniversitesi’den Dean Falk’un çalışmasıyla birlikte beynin anatomik incelemesine dair yapılan diğer bir çalışma, Einstein’ın beyin loblarının alışılmışın dışında bir oyuk ve çıkıntı şablonuna sahip olduğunu gösterdi. Bu durumun muhtemelen, kendisinin fizik sorunlarını kavramsallaştırmasını sağlayan olağanüstü yeteneğiyle bağlantılı olduğu düşünüldü.

Ancak Falk’un çalışması, 2007 yılında ölen Harvey’nin sağladığı bir avuç fotoğrafa dayanmaktaydı. 2010 yılında Harvey’nin mirasçıları, kendisinin tüm malzemelerini, Silver Spring-Maryland’daki ABD Ulusal Sağlık ve Tıp Müzesi’ne (USTM) nakletme kararı aldı. Falk, bunun üzerine Harvey koleksiyonundan yeni ortaya çıkarılan 14 beyin fotoğrafını incelemek amacıyla yeni bir ekip oluşturdu.

Ekip bu yeni çalışmada, Einstein’ın beyniyle bilimsel literatürde halihazırda tanımlanmış 85 diğer insanın beynini karşılaştırdı ve büyük fizikçinin beyninin gerçekten de farklı olduğu bilgisine ulaştı.

1230 gramlık beyin ortalama boyutlarda olsa da, bazı bölgeler diğer örneklerde nadiren görülen bazı kıvrım ve katlanmalara sahipti. Örneğin, yüze ve dile duyusal girdilerin iletilmesini ve bu bölgelerin motor kontrolünü sağlayan, beynin sol kısmındaki bölümler normalden çok daha genişti. Planlama, konsantre olma ve zorluklara direnmeyle bağlantılı olan prefrontal korteksi de, aynı şekilde, oldukça genişlemişti.

Einstein’ın motor korteksini olağandışı bir şekilde kullanmış olabileceğini düşünen Falk, bunu soyut kavramsallaştırma yeteneğiyle ilişkilendiriyor.

Elbette bu araştırmanın cevaplayamadığı bazı sorular da var.

Akla gelen ilk soru ise, Einstein’ın, onun büyük bir fizikçi olmasını sağlayacak bir beyinle mi doğduğu yoksa büyük bir fizikçi olmasının beyninin bazı bölgelerinin genişlemesini mi sağladığı  var.

Araştırma ekibine göre, Einstein’ın dehası, “farklı bir beyin ve içinde yaşadığı çevrenin bir karışımı” sayesinde var olmuş olabilir. İşin içine hem doğanın hem de eğitimin girdiği düşünülüyor. Einstein’ın ailesinin, piyano ve keman derslerine harcamalar yapmak suretiyle yalnızca bilimde değil, aynı zamanda müzikte de onu bağımsız ve yaratıcı olmak konusunda cesaretlendirdiklerini hatırlamak gerekli. Einstein’ın beynindeki müzikal yetenekle bağlantılı bir bölgenin hayli gelişmiş olduğunun saptanması bunun bir kanıtı aynı zamanda.

Araştırmacılar, başka bilim insanlarının beyinlerini incelenme şansına eriştikçe verilen cevaplar netleşecek gibi gözüküyor zamanla…

İlgili makale:

Falk, D., Lepore, F. E., Noe, A., The cerebral cortex of Albert Einstein: a description and preliminary analysis of unpublished photographs, Brain, 2012, doi: 10.1093/brain/aws295.

(soL – Bilim)

Paylaşmak İyidir

Yazıyı Hazırlayan: Matematiksel

Bu yazı gönüllü yazarlarımız tarafından hazırlanmış veya sitemiz editörleri tarafından belirtilen kaynaktan aslına uygun kalınarak eklenmiştir.

Bunlara da Göz Atın

Bir Güneş Tutulması Bilimi Nasıl Değiştirdi?

1919 yılının Mayıs ayıydı. Sir Arthur Stanley Eddington rehberliğindeki bir grup araştırmacı güneş tutulmasını gözlemlemek …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ga('send', 'pageview');